aşk aldanmaktır

02 Temmuz 2009 | uçan penguen | fotolog

aşk aldanmaktır

aşk aldanmaktır, boş bir anımızdır… o zannetiğimiz (diğer yarınız) nefes alan nesnelere  körü körüne inanmak, bittiğinde gerçeği anlamaktır. aslında bize benzemeyen bir yanılgı olduğunu anladığımızda bir geç kalınmışlıktır. aşk değil gerçek aşkı bulabilmek olsun bahtımızda. hancıya lazım olan yolcu değil bir eş bu yolda …


Katre-i Matem

02 Temmuz 2009 | küpeli kabak | edebiyat

iskender pala

Yek Cinayet Şast u Şeş Sual

Nedendir bilmem kitabı okumayı ertelemiştim, elimdeki tüm kitapları bitirince “eh haydi bakalım” deyip açtım kapağını. Kapağını açıp “Sunuş” kısmını okuyana kadar kitap bende pek fazla merak uyandırmamıştı. Halbuki İskender Pala’nın ilk romanı olan “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk”ı okuyan bir insan olarak daha istekli olmam beklenirdi. Ne var ki okumaya başlayıp sadece hikayenin “hikayesini” öğrenmek bile şöyle bir doğrulmama yetti. Nereden geldiği, kimin yazdığı belli olmayan “Bir Cinayet, Altmış Altı Soru” hikayesinin temelinde şekilleniyor kitap.

Osmanlı, İstanbul ve pek tabi lâle… III. Ahmet, Patrona Halil ve Lale Devri… Cinayet, isyan ve aşk…

Serim, düğüm ve çözüm olmak üzere üç bölüm, her biri bir soruyla başlayan 66 kısımdan oluşan Katre-i Matem kimi zaman tebessüme kimi zaman gözyaşına sebep ayrıntılarla dolu. Bu ayrıntıların en güzelleri sanırım her birinde ayrı bir aşk hikayesinin anlatıldığı “derkenar”lar. Doğu kokan bu öyküler kovalamaca arasında nefes almanızı sağlıyor. Başka bir özelliği ise sizin de her şeyi kahramanlarla beraber yaşamanız ve onlarla beraber öğrenmeniz. Bu, her daim heyecanla, elinizden bırakmayı bile düşünmeden okumanıza sebep oluyor haliyle.

devamını okuyayım…


hüzn-i umümi

01 Temmuz 2009 | gry | edebiyat

Biz, göğsümüze bastırdığımız güllerle şehirden çalabildiğimiz kadar tebessüm çalıyoruz. Çünkü, ancak o yakışır hüznümüze. Şehrin göğüne, taşına, toprağına, havasına sinmiş hüzünden kaçmak ve onu görmezlikten gelmek ne mümkün! O, bulacağını bulur ve onda hüküm sürer.

Ali Çolak
Mavisini Yitirmiş Yaşamak, S14.


aslı’da pişer size de düşer tatlısı

01 Temmuz 2009 | aslı | homini

tatlim

hey oradaki! bu resmi yalnızca sen görebiliyorsun. canın çekti biliyorum. çatalı batırdığında içinden fışkıran kreması, ağızda dağılan çıtırlığı, görünen muzun içinde de olduğunu zannettirerek uğrattığı hayal kırıklığı ile çok güzel ve güzel olduğu kadar küstah bir tatlıdır. ama öyle bende yapabilirim tarzında heveslere kapılma yapamazsın. zira yapımı zordur emek ister ve tarifi bendedir, benimde tarifini vermeye hiç niyetim yoktur. ama dur içim elvermedi. orada öyle resme bakacağına kalk gelde nasıl yapıldığını göstereyim sana, anlatılmaz yaşanır çünkü. gelirken markete uğra da tatlı için gerekenleri alıver bir zahmet.

milföy hamuru (miflöyde olur)
süt
şeker pudrası
un
kremli şanti
muz
margarin
sineklik (tatlı için değil tamamen benim ihtiyacım)
yeşil zeytin (evde kalmamışta)
peçete (pek tabi bu da)

yalnız küçük bir sorunumuz var. bu tatlıyı yapabilmek için bir aparata ihtyicacın var ve bu aparat muhtemelen sende yok. o zaman ben tarifi nasıl vereceğim? tabiî kide veremeyeceğim. peki bu aparat kimde var? tabiî kide bende. peki bu durumda ne yapman gerekiyor? tabiî kide bize gelmen gerekiyor. o halde sen şimdilik resme bakadur.

pisi: evlere paket servisimiz vardır.
pisi pisi: benim gıllicik telefonumla çektiğim bu iki amatör resmi böyle güzel bir görsel haline getiren esved’e katkılarından dolayı teşekkür ederim.


hayatı ıskalama lüksün yok senin..!

30 Haziran 2009 | köşeli portakal | edebiyat

“bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiç bir işe yaramayacaktır. sen kendini paralarken, o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. hani ağzınla kuş tutsan bu kuşun kanadı neden beyaz değil diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.

iki ucu keskin bıçaktır bu işin. yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. iyi halin cezanda indirim sağlamaz. sen, ama senin için şunu yaptım derken o, şunu yapmadın diye cevap verecektir. ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. peki o ne yaptı deme. herkes kendinden sorumludur aşkta. sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

devamını okuyayım…


bitli shop

30 Haziran 2009 | serat | ortaya karışık

bitli shopbitli shop’un açılışını biraz geç olsa da yapmış bulunmaktayız, satış yapıyo muyuz? hayır. ama seri üretime geçince bu tür ürünleri makul fiyatlarla satın alabilirsiniz.ayrıca ürünün orjinalini buradan inceleyebilirsiniz;

limon prodaksin


Bir bakmışım…


Gün çoktan doğmuş ama yatağımdayım sessizlikte.Hızlı bir ritimle başlayan eğlenceli bir şarkı var telefonumun alarmında:

“Esski..”

Sözlere geçilmeden tahammülüm tükendi ve kapattım alarmı.Güneş var,evimdeyim çünkü. İstanbul’un lanetlenmiş duvar bloklarının arasında,gözlerime ulaşamayan o tatlı sarılık,şimdi tüm sıcaklığıyla kaplıyor yüzümü. Gel de mutlu olma…

Yavaş hareketlerle tutup asılırken kendime doğru lavabonun yolunu,ben miyim giden,yoksa yürüyen bir palette miyim bilmiyorum.Yüzümdeki kaymış ifadenin iki avuç soğuk suyla,bir iki saç darbesiyle düzelmesinin ilginçliğini hiç düşünmedim yazana kadar,düşününce de yazmadım nedense.

Kalktım gittim kahvaltıma.Ve gün başladı…

Ve gün içinde bir mesaj,iki mesaj…

Ve gün içinde biraz konuşma,biraz hoş beş…

Saatin on biri birine giderken,ben hala istekten yoksundum. Hiç mi aramaz insan,hiç mi özlemez,hiç mi istemez? Ne oldu duyularıma,ne oldu duygularıma? Bendim hani şu kara sevda,şu dünyalara değişmeyen. Bendim onun için nice geceleri harap eden. Bendim hatta şu meşhur harabe beden…

devamını okuyayım…