
DİK(iş)LERİM
Kelimelerimi bir avuç renkli bilye gibi ceplerime doldurmaya çalışıyorum bu sabah; gözümü yalınayak bir sokağa açtığımdan beri… Büyük uğraşlarla, haklıca kazanılmış fakat henüz bu kazancı sığdırabilecek bir yer bulunamamış gibi… Annemin daha dün yamaladığı ceplerimin yeniden patlayan dikişlerine aldırmadan arsızca sığmaya çalışan bilyeler, yani kelimeler… Halbuki anneme demiştim, misinayla dik; hem sağlam olur hem belli olmaz dikişlerim diye… belli ki annem yine işleve takılıp özü kaçırmıştı; halbuki ben ona söylemiştim misinayla dik diye… Neden dinlemedin beni anne? Neden izin verdin dikişlerimi herkesin görmesine; neden utandırdın beni anne?…
SEVGİ(li)YE
Sevgilim, biliyorum giriş faslında kendine dair bir başlangıç bulamadın. Aslında buldurmaya da niyetim yoktu zira bu yazıyı sana yazmayı hiç düşünmüyordum; ama beni anmış olacaksın ki cümlelerimin ortasında bağlantısızca düşüverdin aklıma. Dün gece kısa bir mektupla halletmeliydim bu işi, bugüne sarkıtmamalıydım yamalı ceplerime doldurduğum sana saklı kelimelerimi. Ama olmadı işte. Olmadı sevgilim. Olacak olana karşı gelemiyor bazen insan; tıpkı benim sana karşı gelemediğim gibi! Sen olacak olan mıydın yoksa olan olmuş muydu, bunu henüz kestiremiyorum. Olmuş da olsan, olacak da olsan ben hep bir olur bulacağım, biliyorsun. Seni her zaman, sana rağmen; cümlelerimin en aşksız boşluklarına dahi sığdırmayı becereceğim…





