Yazar arşivleri: serzeniş meraklısı

doğmamış çocuğa mektuplar – 4

oğlum…
bir zamandır sana yazamadım… galiba uzun bir zamandır…
neler yaptığımı anlatmadan, seni gün içinde, fazla düzgün, hatta periyodik bir şekilde düşünüyor,-bu cümle biraz b.ktan oldu yavrum, artık sen de, babanın hatalarını, devriğidir, düşüğüdür ya da imla hatasıdır, görüp düzeltebilecek seviyede olduğunu gösterirsin, bunları okurken…- hep seni kurguluyorum…

sana uzun zamandır yazmıyorum, çünkü aklımı toplayamamak, ya da daha şimdiden -belki çok erken, ama gerçek bu- sana ne söyleyeceğimi, nelerden bahsedeceğimi bilemez oldum… gün içerisinde birşey yaptığım da yok, olsa, gelip onları anlatayım sana yavrum, ama yok, baban bomboş gezinmekte…

şu evlenmek için bir araya gelinen programlara takılıyorum bazen yavrucuğum… yok, öyle bir niyet yok ama insanlar, kendi aralarındaki ilişkilerde nelerden rahatsızdır, genel olarak toplumda evlenilecek erkek-kadın nasıl kıstaslarla aranıyor, insanlar neden boşanıyor veya… böyle şeylerin sorularını, oraya katılan insanların anlattığı kadar, ya da oradaki insanların yaşadıkları kadar, yani dar bir biçimde arıyorum. geleceğe bir yatırım da değil ha, bak insanlar yaşıyor, ben de yaşamayayım diye bir düşünce yok yani… mesela boşanmış kadınların çoğu, alkolden dem vuruyor… şimdi yavrum, akıl var mantık var, sen söyle… bir insan rakıdır, şaraptır, biradır, böyle şeylere düşman kesilebilir mi? kesilemez. kesilmemeli. onların karşısına doğru dürüst adamlar çıkmamış, o yüzden böyle şeylere takılmayacağız…

Okumaya devam et

ortaya karışık kategorisine gönderildi | 2 yorum

doğmamış çocuğa mektuplar – 3

oğlum…
bu yazıma, bir elimde meyhane pilavı, bir diğer elime gelmek için can atan ve takdir edersin ki olması gerektiği gibi masanın üzerinde duran kolam ve mutfakta yıkanması gereken onca bulaşığın arasında başlıyorum…

acıkıyorum oğlum… olur olmadık zamanlarda acıkıyorum… yani şu ilaçlar olmasa ve ben iyi niyetli değil de, yalnızca niyetli olmak zorunda bırakılsam, halim nice olurdu? sorarım sana? ama sen nereden bileceksin… baban son bir aydır çok acıkıyor oğlum… seni yaratacak olan kimseyi açlıkla sınamasın, çok kötü birşey vesselam…
günde beş öğün yemek mi olur evlat? yuva yıkarım, ocaklar batırırım… yaparım bunu… bir de bunun yanında her öğünde mütemadiyen koladır, yoğurttur, kompostodur… yani günde üç kişilik yemem yetmiyormuş gibi, bir de üç kişilik aperatif tüketiyorum… belirtmeden edemeyeceğim, -belirtmezsem yirmilerinde tanker gibi bi baban olduğunu düşünebilirsin yavrum.- bu kadar iştah, aç gözlülük ve karın tokluğuna rağmen son üç aydır aynı kilodayım… yani filinta gibi bir baban var… vücut dengesi yerinde, kendine bakıyor… gün içerisinde sporunu yapıyor, şınavdır, mekiktir, yürüyüştür…

oğlum, dikkatimi çekmedi değil, seni kullanarak kendimden çok bahsediyorum ama, böylesi prim yapacak gibi… ama hak verirsin ki, benim yaşadıklarımda aklıma düştüğün noktaları anlatmam gerek sana… bir yazının girişini yapmak, sonlandırmaktan daha zordur evlat… bu yüzden ordan burdan bahsediyorum ki, bu iş biraz olsun kolaylaşsın… yoksa kendimden bahsetmek istersem, onu da yaparım… baban içinden gelenin peşinden koşturaduran bi adamdır, öyleydi, öyle, öyle olacak… çekimlere de dokundurayım, malum sen de baban gibi yazı yazmaya, edebiyata gönül vereceksin, yaşken yontayım, eğip bükeyim seni…

Okumaya devam et

ortaya karışık kategorisine gönderildi | 3 yorum

doğmamış çocuğa mektuplar -2-

evladım…
bir kedi cıyaklamasındandır ki, uykum kaçtı… sana yazayım dedim ben de… biriktireyim bir köşeye sana yazdıklarımı ve sen güzelim yeşillerini harflere doğrulttuğunda, bil, baban nasıl sonradan hayvansever bir bünye…

bugün baban çok yoruldu oğlum. iş bulamamasından mütevellit, dedene yardım ediyor birkaç aydır… deden de, bileceğin üzre mobilyacı… ama senin bunu okuduğun zamanlardaki gibi, endüstriyel değil herşey benim neslimde… herşey insan gücüne dayalı henüz, makinalar bizi tamamen işsizleştiremedi anlayacağın…

dedenin ilk dükkan açtığı sokakta, bizim dükkanımız dahil, sekiz mobilyacı vardı yavrum… bir kaç sene öncesine kadar bu sayı üçtü ve şimdi, yalnızca biz varız… neden diye soracak olursan, sarı çıyan alman biiiiiiipppp -ilk mektubumda belirtmiştim, küfür rahatlatıyor yavrucuğum- tamamen bilgisayarla kontrol edilen, malzemeden en az fire vermeni sağlayan ve zamandan yüzde yüz elli gibi fahiş bir oranda tasarruf etmeni sağlayan bir makine üretmişler. sen sadece gereken ölçüleri giriyorsun, o da lazer sistemiyle kesiyor, biçiyor… muhtemelen senin bunları okuduğun dönemlerde, dolapların montajı bile insanlar tarafından yapılmıyor olacak… neler kaçırıyorsun be evlat…

Okumaya devam et

ortaya karışık kategorisine gönderildi | 1 yorum

doğmamış çocuğa mektuplar – 1

oğlum…
bu sana yazdığım ilk mektup… kelimelerimi, senin için giyindiğim ilk yazılı  eser…

aslında, bir konuda daha ilk olabilirdin. “hayallere yazmak” konusunda. ama doğduğunda öğreneceğin üzre, ben hayallerime çok yazılar döşendim oğlum… ve yazdığım hayallerin bir çoğu, şuana kadar gerçekleşti. mutluyum… sen de, “gerçekleşecek hayallere yazılmışlar”ın en önemlisi oldun daha ilk yazıdan, kıymetini bil… seni de; “hayalini kurdum, yazdım ve gerçekleşti” kategorisine almak istiyorum zamanı gelince… ne güzel olur di mi len?!

seni neden şirin bir kız çocuğu olarak değil de, bir oğlan çocuğu olarak hayal ettiğimi bilemiyorum tam olarak… bir kız çocuğu olsaydın, yaşayacaklarının rengi değişecekti ve ben, kendi tecrübelerimi senin kişisel gelişiminde verimli bir şekilde kullanamayacaktım muhtemelen… bu yüzden sen “oğlum”sun. bu yüzden sana yazılıyor bunlar… ama hayallere karşı çıkmak gibi bir huyun olacaksa, buyur şirin bir kız çocuğu olarak dünyaya gel… yine de bu yazılar sana, senin…

sana ilk yazımı neden sevgilim uyurken yazıyorum, onu da tam olarak bilmiyorum… denedim oğlum, denedim… ama ben uyuyamadım… uyanınca tekrar uyuyamayanlardanım, gün içinde bu mereti beceremeyenlerden… sen sen ol, uykuyla arana hiçbirşey sokma evlat… böylece ak sakallı dede formatında ilk öğüdümü de döşenmiş oluyorum sana, farkındayım… ama hayat bu, bazen nereden başlaması gerektiğini bilemiyor insan ve gördüğün gibi, akla ilk gelen girişi yapıveriyor… ayrıca başlangıç noktanı da, hep iyi belle, olur mu oğlum? benim gibi, garip girişimlerde bulunma… başlangıçlardaki temeller sağlam değilse, üstüne inşaa ettiğin yapıların da, uzun ömür vaad edemiyor…

Okumaya devam et

ortaya karışık kategorisine gönderildi | 6 yorum

espri anlayışını düzeltir misin?

bazı sabahlar uyanma eylemini unutup, o gün bitene kadar hiç uyanmak istemiyorum… ve öyle sabahlarda, doğru düzgün uyuyamadığım uykumdan, sabahın ilk ışıklarında uyanıyorum. uykuyla aramda ciddi problemler olduğu kanısındayım. ayrıca uyuyamamı, sağlıklı bir psikolojimin olmayışına da ithaf ediyorum, psikolojimin ne durumda olduğunu bilmeden…

ben bazı gecelerde uyuyamam. yok, hayır. uyurum ama dinlenemem. bu da olmadı, uyurum, belki dinlenirim de ama, dinlendiğimi hissedemem.
rüya gördüm. az önce son geçirdiğim gece için “bazı geceler” dememe sebep olan olayları, daha yeni yaşamama aldırmadan aynı gecede zar zor daldığım uykuda tekrar görmem, tekrar yaşamam ve uyuyamamam, Tanrının espritüel yanının dünyaya ve kullarına yansıması sanki. ahh, şakacı şey seni…

çok fazla şakayla karşılaşıyorum gün içinde ve hiçbiri beni güldürmüyor ve şaka yapanlar, sürekli olarak değişiyor ve ortada yalnızca, tatsız bir şaka ve muhattabı olan ben kalıyoruz. başbaşa kalındığında hoş vakitler de geçirilmiyor bu şakalarla. anca karşılıklı somurtuyoruz, kötü sözler sarf ediyoruz karşılıklı, tehdit ediyoruz birbirimizi… fakat; bütün bunlar olurken bir eksik çarpmıyor değil gözüme. şakayı yapan, yoklukla ödüllendiriyor kendini ve hiç düşünmüyor yaptığı hareketlerin nereye varacağını.

Okumaya devam et

sıkıntı kutusu kategorisine gönderildi | 1 yorum