Yazar arşivleri: serzeniş meraklısı

Gereksiz Çaba…

butterfly

kanatları bile kendinin olmayan bir kelebek misali aciz ruh…
insanların ilgisini çeken tek yanıyla,
aynı zamanda içinde zerre aitlik hissi uyandıramayan kanatlarıyla var gücünü kullanarak,
çırparak, çırpınarak etimden sıyrılıp sonsuzluğa erişmeye çabalayan aciz ruh…
…kanat sesleri…
ey sahibi olmadığım aciz ruh…
sonsuzluğuna ihanet edip, bende, bedenimde sıkıştığın hissine kapılma…
ömrüm zaten ya bir, ya iki gün…
bırak!
seni bana kim emanet ettiyse, ona dönmeye uğraşma,
bırak!
o seni başından savıp,
bana eşlik etmek,
bu koca bedeni amaçsızca sağa sola uçurmakla yükümlendirmiş bir kere…
nedir bu hastalıklı bağlılık,
nedir onun sana çektirdiği tüm eziyetlere rağmen, ona sunduğun bu sadakat!
bırak!

Okumaya devam et

ortaya karışık kategorisine gönderildi | 11 yorum

hayal?

istediğim zaman bir fahişe, istediğim zaman bir hanımefendi, istediğim zaman fahişe görünümlü bir hanımefendi veya hanımefendi gibi gözüken bir fahişe yaratabilirim…

rengarenk çiçeklerle bezeli bir bahçenin ortasındaki pekte mütevazı olmayan bir konak ya da bir apartmanın sığlığına sığınan, yaşlı bir daire de yaratabilir hayal gücüm…

huzurla dolu bir hükümdarlığı da, vahşetlerle bezeli, cehennemi andıran bir memleketi de hayallerimde şekillendirebilirim…

bir spor arabadan, beni bekleyen kalabalığın ortasına alkışlar eşliğinde indiğimi de hayal edebilirim, ıssız bir dağın eteklerinde, küfür kıyamet yağan karın ortasında ilerlemeye çalışan bir kağnıda, hayatından bezmiş bir şekilde yolculuk ettiğimi de. hatta yolda arabayı çeken öküzün dikkatsizliği yüzünden uçuruma yuvarlandığını, arabayı zar zor kurtardığımı ve gittiğim yerin önemi yüzünden, yardım beklemeksizin kağnıyı soğuğun yaktığı omuzlarıma bağladığım halatlarla çekmeye çalıştığımı da hayal edebilirim.

Okumaya devam et

sıkıntı kutusu kategorisine gönderildi | 9 yorum

Güven…

yıllardır kendi kozasını kendisi ören bir kelebek gibi sıkıca ördüm insanlarla ilişkilerimi. neredeyse hiç kimse gösterdiğim özveriye, uğraşa saygı duymadı. ördüğüm kozaya saygı duymayı geç, kimse bana kelebek olabilmem için bile yardımcı olmadı. hiçbirşey yapmasalar da, fazlasıyla yardımcı olabileceklerdi, farkına varamadılar. insanlar yağmur oldu, rüzgar oldu ve acımasızca yağdı onca uğraş sarf ettiğim kozamın üzerine, dövercesine esti, ipekten, yoktan var ettiğim kozama ve paramparça etmek için uğraşıp durdular.

ben kelebek olmaktan çoktan vazgeçmiştim…

üzerimdeki baskıya dayanamayıp, birgün delip geçeceğim kozamı içten içe sağlamlaştırmaya, içerisine ipekten yapılma kalın duvarlar örmeye başladım. delmekten, delip geçmekten, gün ışığına, ılık esen yele, dalında sallanan onca meyveye ulaşmaktan; kanatlanmaktan, güneşte ısınmaktan, rüzgarda süzülmekten ve dalından meyveler yiyerek doyacağım ağaçlara minnet duymaktan çoktan vazgeçmiştim…

kozamda olduğum müddetçe güvende olacağım hissi kapladı her yanımı ve ben, güveni, insanlarda arayıp hüsrana uğramaktansa kozamda hali hazırda bulunan güven duygusunu kuşandım.
Okumaya devam et

mutluluk kutusu kategorisine gönderildi | 3 yorum

Feeling Good…

yaktığımız mumların ışıltıları…
tütsümüzün ve sigaralarımızın ucundaki kızıl mucize…
sandal ağacının kutsallığına inandıran kokusu…
kadehlerimizin parıltısı…
vücudumuzdan sonsuzluğa akan damlacıklar…
morlu, eflatunlu, pembeli pikemiz…
nina simone’un müthiş albümü…
cumartesi…
marble…

bunların hiç biri; sen yokken bir anlam ifade etmiyordu bana, sevgilim…

bakkaldan aldığım özensiz mumları elektrikler kesildiği zaman istemsizce yakar, körlüğüme aldırış etmeden görebildiklerimle yetinmeye çabalardım… gölgeni oluşturduklarında şanslı hisseden mumlardan değildi bunlar… gözlerini görmemi sağlayan mumlar değillerdi…
tütsü veya sigara, huzur değil huzursuzluk anında ortaya çıkar ve geçici bir ferahlık arayışı içerisinde kullanılırdı bende, körlüğüme çare bulunmadan önce… karanlığa doğmazdı, iyi hissettirmezdi bana kendimi… karanlığı koyulaştırırlardı…

sandal ağacına özel anlamlar yükleyemiyordum. kokusunu da bilmezdim, dağıttığı huzuru da… teninin kokusuna karışıp, başımı döndürmezdi ya öğrenmiş olsaydım bile…

kadehler acıyla dolar, ışıldamazlardı hiç… mutluluğa kaldırdığım, yaratıcıma içtiğim bir kadehim de yoktu üstelik… şekillendirilmiş camlardı, kumdu tüm kadehler gözümde…

terlemek… stres altındayken ve canım sıkkınken beni ele verirdi, mutluluğun içinde karışmazdı sonsuza… huzursuz ederdi, canımı sıkardı… mutluluğumun en üst düzeye ulaştığı anlarda çalışmazdı ter bezlerim… yaratıcıma dokunmanın getirisi heyecanla akmazdı vücudumdan…

Okumaya devam et

mutluluk kutusu kategorisine gönderildi | 1 yorum

Vahiy Bekliyorum…

vahiy bekleyen bir peygamber gibiyim…
yaratıcıyla irtibatım kopmuş olsa da,
bilirim ki o hep benim hakkımda düşünür…
ve bilirim ki;
ben O’nu zikrettikçe yüreğimin derinliklerinde, O’na layık olabilirim…
yeri gelir oruç tutarım, yeri gelir secdeye kapanırım…
yeri gelir;
O’nun buyurduğu ve benim de eleştirmeden doğrularım saydığım her şeyi,
insanlara anlatırım bıkmadan, usanmadan…
isteklerini yerine getirir, O’nun dilediğince yaşarım…

vahiy bekliyorum yaratıcımdan…
biraz süre alacak, biraz zaman geçmesi gerekecek ama, vahiy gelecek…
ve ben; davranışlarımı ona göre şekillendireceğim…
O’nun kararları üzerine, yeni birşeyler eklenecek belki hayatıma…
belki alışılagelmiş olanı, dışlamak zorunda kalacağım…

vahiy bekliyorum yaratıcımdan…
irtibatımızın koptuğunu iddia etsem de,
gölgesini dağlara indirmese de,
bilirim ki O hep içimdedir…
yüreciğimdeki sıcacıklık, O’nun varlığıyla açıklanabilir…
beklemem gerektiğini buyurduysa, vardır bir bildiği…

Okumaya devam et

mutluluk kutusu kategorisine gönderildi | 11 yorum