
bir yeni yüz eksilttim yüzlerimden…
şunca zaman durdum üzerimde de,
bunca zaman kaldın benimle de,
ben sanki ileriye gideceğim,
artacağım, büyüyeceğim yerde…
gitgide küçüldüm sanki be.

bir yeni yüz eksilttim yüzlerimden…
şunca zaman durdum üzerimde de,
bunca zaman kaldın benimle de,
ben sanki ileriye gideceğim,
artacağım, büyüyeceğim yerde…
gitgide küçüldüm sanki be.

bak bana… bak bu şehre…
çok normaliz biz…
dimi?
öyleyizz… öyleyiz…
akıyoruz kendi meşgalemize…
ne yapıyosun ki sen?
yazmadığım “r”ye mi takılıyosun?
yoksa her gün bin küfürle gittiğin
saçma sapan işine mi bakıyosun?

Kâtip tutmak istedi hikâyeyi, durdurmaya çalıştı ama yapamadı. Aktı satırlara parçalar… Sandı ki okuyan, karma karışık gitmiş zaman. Halbuki, hikâyenin parçaları, tam da bu sırayla okunmalıydı. Kafayı karıştırmak için değil, kafayı yormak için. Kafa yorulur mu hiç? Yorulur dediler, inanmadı. Haklıydı…

Kâtip defterinin üzerindeki tozları üfledi yine. Ve artık gerçek hikayeye başlamak için seferber etti kelâmın her zerresini. Tanıdık hikayelerden değildi bu ama, çok tanıdık gelecekti… Ve müzik başların buradan…
Karanlıkta, günahın aleviyle aydınlanan yüzlere düştü gölge. İntikam çok tatsızdı. İntikam rahatlatmaktan çok uzak… Av,avcı olalı çok zaman geçmişti…
Tek tek kırdı yeraltına gizledikleri pislik düzenleri. Hiçbir korku, hiçbir beklenti ya da hiçbir plan olmadan. Öldürmekti amaç, yitirtmekti. Öldürmek hızla bir ihtiyaca dönüşürken,o ne istediğini unutmuştu çoktan. Sadece içindeki garipliği gidermek istiyordu. O hiç tanıyamadığı,anlayamadığı boşluk duygusunu yok etmek… Adaletle, karanlık yüzleri temizlemekle dünyadan, sanki aydınlanacaktı her yer. Sanki dinecekti o boşluk hissi akan her yudum kanda.

Karanlık çökmüştü; hem göğe, hem yere, hem zihne. Kelâm titreşti, yer çekimine yenildi. Aktı satırlar kâtibin uyanan diyarından. Kapıyı aralayan melodi de buydu…
Islaklık… Asfalt… Su… İnce akıntılar kanalizasyona yönelmişti. Çocukluğun toprak kokulu havasından eser yoktu. Toprak çoktan beton lahdinde hapsedilmişti çünkü. Aşağılarda bir yerlerde var olduğunun kanıtı ise, boğulmamak için yüzeye fırlamış solucanlarla, nerden, nasıl geldiği belli olmayan ama kaldırım taşlarının arasına sızmış minik otlardı.
İşte; toprağın tüm delilleri örtülmüştü geceyle…