<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bitli limon &#187; kasyacı</title>
	<atom:link href="http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&#038;author=17" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.bitlilimon.com</link>
	<description>bir grup hayat serzenişi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 06:32:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>hayat sana söylüyorum</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=4003</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=4003#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2010 06:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[içses]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=4003</guid>
		<description><![CDATA[bir yeni yüz eksilttim yüzlerimden&#8230; şunca zaman durdum üzerimde de, bunca zaman kaldın benimle de, ben sanki ileriye gideceğim, artacağım, büyüyeceğim yerde&#8230; gitgide küçüldüm sanki be. &#8220;a place for my head&#8221; kadar agresif içten içe, her şeyi, aynı anda istedim. &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=4003">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-4005" title="hayat sana söylüyorum..." src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/ses.jpg" alt="" width="590" height="250" /></p>
<p>bir yeni yüz eksilttim yüzlerimden&#8230;<br />
şunca zaman durdum üzerimde de,<br />
bunca zaman kaldın benimle de,<br />
ben sanki ileriye gideceğim,<br />
artacağım, büyüyeceğim yerde&#8230;<br />
gitgide küçüldüm sanki be.</p>
<p><span id="more-4003"></span></p>
<p>&#8220;a place for my head&#8221; kadar agresif içten içe,<br />
her şeyi, aynı anda istedim.<br />
hem yazdım, hem söyledim, hem oynadım,<br />
ama zaman, sanki sen bana yer açmadın.<br />
bir sağa bir sola sürerken bedenimi,<br />
hiçbir durağa ulaşamadım.<br />
sefere giderken yolda telef olan asker kadar<br />
israflardayım be hayat&#8230;</p>
<p>ne istediğini bilmeyen bir benmişim gibi bakma!<br />
bakma bana öyle hayat, bakma derin gözlerinle.<br />
sen öyle sığsın ki birçoklarına,<br />
derinsin dersem sığ olurum ben de.</p>
<p>nasıl bir öğretmensin arkadaş?<br />
hiç kaybetmeden öğretemez misin sen?<br />
hadi kalk silkin tozlarından da,<br />
bitmeden ilham ver yine&#8230;</p>
<p>gitmeden, gel hayat&#8230;<br />
beni nereye gittiysem ordan<br />
geri getir hayat.<br />
getir beni bana,<br />
beni onlara,<br />
ve onları da yeniden bana&#8230;</p>
<p>güzelliğe boğ beni yine,<br />
biliyorum, cennetin gölgesi vardır üzerinde.<br />
güzelsin biliyorum hayat,<br />
sadece göster kendini yine.</p>
<p>kasılmalar bitince,<br />
ruh bedenden çıkmaktan vazgeçince,<br />
fırlat okunu topuğuma,<br />
düştüğümde bir meltem estir<br />
tüm kapatamadığım yaralarıma&#8230;<br />
ölümsüzlüğüm giderken benden,<br />
ölümsüzlük damlat dudaklarıma.<br />
anlayayım ki ölemem burada&#8230;<br />
anlayayım ki güzel bir sebep var ardımda&#8230;</p>
<p>güzelliğinle getir ölümsüzlük kapısını da.<br />
çünkü güzelim ben, güzelim içimde.<br />
çünkü çocuğum ben hayat,<br />
hem seni anlamaya, hem büyümeye,<br />
hem de karmaşanı çözmeye,<br />
çok çocuk kalırım yüz yaşımda.<br />
ama çocuğum ben, çocuğum hayat.<br />
kızma ne olur bana&#8230;</p>
<p>ha bir de&#8230;<br />
hayat sana söylüyorum,<br />
tanrım sen anla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=4003</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>isimsiz sahne</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3996</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3996#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 06:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[içses]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3996</guid>
		<description><![CDATA[bak bana&#8230; bak bu şehre&#8230; çok normaliz biz&#8230; dimi? öyleyizz&#8230; öyleyiz&#8230; akıyoruz kendi meşgalemize&#8230; ne yapıyosun ki sen? yazmadığım &#8220;r&#8221;ye mi takılıyosun? yoksa her gün bin küfürle gittiğin saçma sapan işine mi bakıyosun? kim getirdi kuzum seni buraya? işaretlediğin bi &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3996">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-3997" title="isimsiz sahne" src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/maskb.jpg" alt="" width="590" height="250" /></p>
<p>bak bana&#8230; bak bu şehre&#8230;<br />
çok normaliz biz&#8230;<br />
dimi?<br />
öyleyizz&#8230; öyleyiz&#8230;<br />
akıyoruz kendi meşgalemize&#8230;<br />
ne yapıyosun ki sen?<br />
yazmadığım &#8220;r&#8221;ye mi takılıyosun?<br />
yoksa her gün bin küfürle gittiğin<br />
saçma sapan işine mi bakıyosun?</p>
<p><span id="more-3996"></span></p>
<p>kim getirdi kuzum seni buraya?<br />
işaretlediğin bi dolu yuvarlak boşluk mu yoksa?<br />
aileler?<br />
ne bilirler ki zaten&#8230;</p>
<p>kim sevdiği işi yapıyor ki,doğru ya&#8230;<br />
ben de kalkmışım soru&#8230;<br />
soru?!<br />
sormuyorum&#8230;<br />
herkes soruyor,<br />
bense sadece konuşuyorum.<br />
cevap yok arama,<br />
sadece biz varız burda.<br />
cevap yok arama,<br />
meşgule alırım sonra&#8230;<br />
cevap yok arama,<br />
istanbul&#8217;un göbeğinde<br />
çekmez lanet avea&#8230;<br />
cevap yok,<br />
yok çünkü doğru soru yok ortada&#8230;</p>
<p>sevdiğim şeyler &#8220;part-taym&#8221;,<br />
kafam doluydu, şimdi neredeyse saydam&#8230;<br />
kelimelerim küsmüş bana,<br />
çikolatalı dondurmam erimiş,<br />
çilekli istemiştim oysa&#8230;<br />
kalamam, kalamam ben burda&#8230;</p>
<p>sevdiğim dizi reytinge yenik,<br />
sevdiğim kız benden bıkık,<br />
hayaller gerçeğin sansüründe,<br />
ağzımı bozarım ben ama,<br />
fısıldıyorum, sen duyma&#8230;<br />
&#8230;<br />
ama&#8230;</p>
<p>ne aması burak,<br />
sal kelimeleri<br />
bırak akışına&#8230;</p>
<p>-akıyorlar&#8230;<br />
-güzeller dimi?<br />
-hayır değiller&#8230;<br />
-aptal&#8230;</p>
<p>dur&#8230;</p>
<p>şimdi tut&#8230;<br />
şimdi çek&#8230;<br />
şimdi gözlerine bak&#8230;</p>
<p>hayat orda,<br />
yaşamadığın anda,<br />
gitti bak geçen martıyla.<br />
her kanat çırpış başka bir andı,<br />
ve sen bakakaldın hayata&#8230;<br />
tam kalkacaktın ki o da ne?<br />
(üstelik ayrı yazılan &#8220;de&#8221; ile)<br />
o bir fıtık&#8230;<br />
o bir kanser, o biiir&#8230;<br />
lanet olası zincir.<br />
ve bağlanıp kalırsın koltuğuna&#8230;</p>
<p>bunu okudun ya,<br />
bir şey değişmeyecek, korkma.<br />
hep duydun bunları,<br />
ama kulak asma.<br />
yine aynı saçmalığına devam et,<br />
çünkü hayatın seninle saçma.</p>
<p>bir bakmışsın panonda onca iş dururken<br />
oluvermiş sahnen &#8220;kararan dünya&#8221;<br />
yönetmen durdur, ben oynamıyorum.<br />
durdur be&#8230; durdursana!<br />
lannn&#8230;<br />
ben yokum, çıkıyorum&#8230;<br />
heeey&#8230; HEEEEEYY!!!</p>
<p>çığlıklar içinde düşer<br />
dizlerinin üzerine burak.<br />
uzaklaşır göğe doğru kamera,<br />
meğer ne set varmış, ne sahne,<br />
hepsi burak&#8217;ın kafasında&#8230;<br />
çığlıkları karışırken modern vızıltıya,<br />
maviliğin içinde<br />
fiona- paper bag eşliğinde,<br />
bir yazı belirir aykırı bir fontla:<br />
&#8220;son&#8221; değil, &#8220;buraya kadar galiba&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8230;<br />
&#8230;<br />
&#8230;</p>
<p>-kestiik&#8230; süper!<br />
bugünlük bu kadar beyler&#8230;</p>
<p>Not: Güzel dost Burcu&#8217;ya hediyedir&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3996</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kahraman &#8211; bölüm 2 &#8211; parça 1: rüya</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3597</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3597#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 07:00:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[kahraman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3597</guid>
		<description><![CDATA[Kâtip tutmak istedi hikâyeyi, durdurmaya çalıştı ama yapamadı. Aktı satırlara parçalar&#8230; Sandı ki okuyan, karma karışık gitmiş zaman. Halbuki, hikâyenin parçaları, tam da bu sırayla okunmalıydı. Kafayı karıştırmak için değil, kafayı yormak için. Kafa yorulur mu hiç? Yorulur dediler, inanmadı. &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3597">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/kahramanrya.jpg" alt="" title="kahraman" width="590" height="250" class="aligncenter size-full wp-image-3627" /></p>
<p><em>Kâtip tutmak istedi hikâyeyi, durdurmaya çalıştı ama yapamadı. Aktı satırlara parçalar&#8230; Sandı ki okuyan, karma karışık gitmiş zaman. Halbuki, hikâyenin parçaları, tam da bu sırayla okunmalıydı. Kafayı karıştırmak için değil, kafayı yormak için. Kafa yorulur mu hiç? Yorulur dediler, inanmadı. Haklıydı&#8230;<br />
</em></p>
<p><span id="more-3597"></span></p>
<p>- hhhh&#8230;<br />
- mmm&#8230;<br />
- ıhhhmmmmm&#8230;<br />
- ı ıı.. ıı&#8230;<br />
- haaaaaaa&#8230; hh&#8230;!!!</p>
<p>Kan ter içinde uyanmıştı. Odunların gözeneklerindeki havanın yüksek basınçtan dolayı genleşip mikro düzeyde patlarken çıkardıkları ses, kulağına büyüklü küçüklü çıtırtılar olarak doluyordu. Odada alevin dalgalanışından kaynaklı titreşen gölgeler ve loş ışık vardı. Bir de sessizce onu izleyen yaşlı adam&#8230; Onu farkedince irkilmeliydi aslında, çoktan böyle durumlarda silahına sarılmış olurdu ama&#8230; Ama nedense bir şekilde hiç korkmamıştı. Ve o an nerede olduğunu hatırladı, uyku mahmurluğundan sıyrılmaya çalışıyordu zihni. Bilgenin evindeydi.</p>
<p>Bilgenin gözlerine baktı ve endişeli bakışları gördü.</p>
<p>- Baba, endişelenme, sadece kötü bir rüyaydı. Hem sen niye başımdasın ki?</p>
<p>Ona gerçekten babası olmasa da baba demek geliyordu içinden ve bir süredir diyordu da. Belki de artık kendini bir yerlere, birilerine ait hissetmek istiyordu içinden bir parça.</p>
<p>- Ne gördün evlat?<br />
- Saçmalık sadece, bölük pörçük zaten. Boşver.<br />
- Evlat&#8230; Benim bakışlarımın sebebini bilecek kadar hakkımda bir şeyler öğrendin artık. Hadi anlat&#8230;<br />
- Hep cevapları biliyorsun, niye soruyorsun ki yine de?<br />
- Kimse cevapları gerçekten bilmiyor evlat, gerçekten bilmiyoruz&#8230;<br />
- Peki&#8230; Madem bu kadar ısrar ettin&#8230;</p>
<p>Çocuk gibi kıvrılıp, ellerinden birini başının altına koyduğu pozisyondan doğrularak oturdu, biraz gözlerini ovuşturdu. Anlatmaya başlamadan önce kanepenin önündeki sehpada, buharı henüz tüten iki bardak çay gördü.</p>
<p>- Bunu nasıl yapıyorsun, nerden biliyorsun olacakları?<br />
- Bilmiyorum evlat. Bilmeyi de istemezdim&#8230; Bazen bilmeyi çok istediğim anlar oldu ama aslında bilmem büyük bir yıkım olurdu benim için. Çünkü yaşamaya devam etmek istemezdim bilseydim. Ama bazen sadece içinden gelen şeyler olur, sanki kendi düşüncenmiş gibi ama saçma şeyler. Genelde insanoğlu bunları önemsemez, hemen zihninden kovar. Ama aslında o düşünceler sana ait değildir. Başka birine, başka bir zihinsel ortama aittir ve insan bunu hiç düşünemez. Bunu radyo yayını gibi düşün.</p>
<p>- Uykudan uyandığıma göre, sıradaki derin anlatıma hazırım demektir dimi?</p>
<p>Gölge de bilge de gülümsediler ve bilge devam etti:</p>
<p>- Tüm beyinler aynı materyalden yapılmışlardır. Ve beyinle ona düşünce sağlayan şey her ne ise, o ikisi arasındaki bağlantı her insanda aynı şekilde kurulur. Mesela telefon ederken farklı numaraları çevirir ve farklı yönleri ararsın ancak, arama alt yapın hep aynıdır. Ve eğer bir şekilde, o telefona paralel bir hat bağlayabilirsen, konuşmayı dinleyebilirsin. Mesela bilgisayarının hoparlörlerinden bazen bilgisayarının sesi kapalı olsa da sesler gelir. Bunlar bazen yan taraftaki radyonun aldığı yayın, bazen cep telefonunun sinyallerinin parazit sesi bazen de başka şeylerdir. Yani eğer bir alıcı varsa, yayınlar bazen, sadece uygun koşullar gerçekleştiğinde başka alıcılara da gidebilir.</p>
<p>- Yani? Bunun senin benim şu anda uyanacağımı bilmenle ilgisi ne?<br />
- Bunu aslında tam olarak açıklayamıyorum. Ama düşündüğüm şey şu ki; beyne gönderilen bu düşünceler, bir şekilde başkaları tarafından da hissedilebiliyorlar. Örneğin sen susadığını hissederken, ben de hiç susamamışken senin gibi susadığımı hissedebilirim. Ya da uykulu bir şekilde karşımda esnerken sen, birden ben de esnemeye başlayabilirim hiç uykum yokken. Bu hisler kendi düşüncelerimin iletişim alt yapısıyla tamamen aynı yapıyı kullandığından da, bunları kendimin zannederim. Aradaki farkı sadece saçma olduklarını farkettiğimde anlayabilirim. Eğer ben oturup ateşi izlerken içimi birden bir rahatsızlık hissi kaplıyorsa bu saçmadır. Ama bu hissi sen uyurken yüzünde de gördüğümde, o saçmalık anlam kazanır. Buna saçma değil de, gerçekten senin düşüncenmiş gibi baktığımda, bunu derinden bildiğimde ise, senin istemediğin şeyler görmekte olduğunu ve birazdan uyanacağını bilirim. Sadece ne gördüğünü bilmiyorumdur.</p>
<p>- Yani zihnimi okuyorsun aslında.<br />
- Okumak değil, sanki, senin hissettiğini o anda hissetmeye başlıyorum.<br />
- Günden güne daha da garipleşiyorsun gözümde yaşlı adam.<br />
- Sen de evlat&#8230;</p>
<p>Gülümsediler bir kez daha&#8230;</p>
<p>- Umarım bu uzun açıklamadan sonra ne gördüğünü anlatmaya başlarsın.<br />
- Peki tamam. Arabamdaydım&#8230; Soğuk bir kış günüydü. Telefonuma baktım ve tarih 20 Aralık&#8217;tı.</p>
<p>Bir anda daha önce herhangi bir rüyada, olayın geçtiği tarihle ya da saatle ilgili bir detay görüp görmediğini düşündü. Ancak bunu hatırlayamadı.</p>
<p>- Yılın bu zamanında kar olurdu aslında diye düşünüyordum. Birden karşımdaki evin etrafını adamlar sardı. İçeri girdiler ve silah sesleri duydum. Silahıma sarıldım ama ne yapacağımı bilmiyordum. Adamlar polis gibi değillerdi. Ama çok profesyonelce operasyon yapıyorlardı. Belli protokollere uyuyorlardı. Operasyon iyi şekilde planlanmıştı ve çok çabuk da bitti. Tam adamlar çıkarken iki kişiyi yanlarında götürdüklerini gördüm. Biri küçük bir çocuktu; 9-10 yaşlarında&#8230; Diğeri&#8230; Diğerini tam göremedim&#8230; Ama&#8230;</p>
<p>Alnını ovuşturdu biraz, devam etti sonra:</p>
<p>- Bir adam&#8230; Operasyondan sonra arabalar hızla benim olduğum taraftan uzaklaşırken, Alman ya da Rus&#8217;a benzer bir adam, araçlardan birinin şöförüydü ve beni gördü. Araç hızla geçerken bana gülümsedi. Sonra&#8230; İçimden bir his o eve girmemi söyledi. Polisler gelmeden önce eve girmeliydim. Evde ne aradığımı ya da ne yaptığımı hatırlamıyorum. Çok sisli o kısımlar. Ama bir dosya hatırlıyorum&#8230; Pek de eski gibi görünmüyordu kapağı. Kapağını açtım ve biliyorum saçma ama bir kelebek uçtu birden içinden&#8230; Ve geldi parmağıma kondu&#8230; Tam ona bakarken, birden rüzgarı hissetmeye başladım: Az önce geceyken, şimdi gün batıyordu. Bir caddenin ortasındaydım. Dosya da kelebek de yok olmuştu. Ülkemde değildim. Farklı binalar, farklı arabalar&#8230; Yabancı tabelalar&#8230; Çoğu ingilizceydi. Sanırım Amerika&#8217;daydım. Ve sonra dehşet verici bir şey gördüm&#8230; Benim için bile dehşet verici bir şey&#8230; Arabaların içinde, camekanların ardında, cadde kaldırımında ve büfelerde&#8230; Herkes ölüydü&#8230; Herkes&#8230; Cesetleri renk değiştirmişti. Sanki bütün şehir ölüydü&#8230; Ve uyandım&#8230;</p>
<p>Az önceki dehşet yine yüzündeydi. Sanki tekrar yaşamıştı hepsini. Çayına takıldı gözü, iki şeker attı ve karıştırmaya başladı.</p>
<p>- Çok gerçekti be bilge. Hiç bu kadar gerçeğini görmemiştim&#8230;<br />
- Hatta uzun zamandır hiç rüya da görmemiştin değil mi?<br />
- Bunu nasıl bildiğini sormayacağım.<br />
- Ben de öyle umuyordum zaten.<br />
- Öyleyse neydi bu bilge?<br />
- Bazen evlât&#8230;. Bazen karşımıza çıkan şeylerin nedenini olağandan çok sorgularız. Çünkü hepsinin bir işaret olabileceğini, ya da onlardan ders çıkarmamız gerektiğini düşünürüz ki bunda haklıyız. Ama aslında, o dersi çıkartıp çıkartmadığımızı diğer bir yol ayrımına gelene kadar hiç anlayamayız.<br />
- Bekleyip göreceksin diyorsun yani.<br />
- Hayır evlât, karşına çıkacaklara hazır olmalısın diyorum.<br />
- Nasıl?<br />
- Öğreneceksin&#8230; Bunları görmene sebep olan şey her neyse, bunların işe yaramasını sağlayacak şey de o olacak.<br />
- Peki bu sadece öylesine bir kâbus olamaz mı?<br />
- Olabilir tabi ki&#8230; Ama bu düşünce, benim de senden yaklaşık bir saat önce, anlattığın olayda kaçırılanlardan biri pozisyonunda kendimi görmemi açıklamayacaktır&#8230;</p>
<p>Bir sessizlik oldu odada yine. Odunların alevi zayıflamaya başlamıştı.</p>
<p>- Hadi evlât&#8230; Hadi uyumaya çalış biraz daha.<br />
- Anlatmayacak mısın ne gördüğünü?<br />
- Şuan buna kafa yormayalım. Bırakalım soğusun. Eğer olacak bir şey varsa, buna nasıl engel oluruz, zaten bilmiyoruz. Hadi yat şimdi.</p>
<p>Bilge ayrılırken odadan gölge seslendi&#8230;</p>
<p>- Peki ya ölen insanlar? Onları da gördün mü?<br />
- Hayır evlât. Onları görmedim&#8230; O bir mesajsa, sadece sana gönderilmiş belli ki. Allah rahatlık versin.<br />
- Sana da&#8230; baba&#8230;</p>
<p>Sabaha karşı şöminenin alevi iyice cılızlaşmış, sönmeye yüz tutmuştu. Gün sıyrılırken gecenin kollarından, sorular ve cevaplar, durmak bilmeyen bir dünyanın tüm o devasa hareketliliğinde, kaybolup gitti sessizce&#8230; Ama geri geleceklerdi&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3597</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kahraman – hikaye başlar&#8230;</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3511</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3511#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 07:00:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[kahraman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3511</guid>
		<description><![CDATA[Kâtip defterinin üzerindeki tozları üfledi yine. Ve artık gerçek hikayeye başlamak için seferber etti kelâmın her zerresini. Tanıdık hikayelerden değildi bu ama, çok tanıdık gelecekti&#8230; Ve müzik başların buradan&#8230; Karanlıkta, günahın aleviyle aydınlanan yüzlere düştü gölge. İntikam çok tatsızdı. İntikam &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3511">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/kahraman1.jpg" alt="" title="kahraman" width="590" height="250" class="aligncenter size-full wp-image-3802" /></p>
<p><em>Kâtip defterinin üzerindeki tozları üfledi yine. Ve artık gerçek hikayeye başlamak için seferber etti kelâmın her zerresini. Tanıdık hikayelerden değildi bu ama, çok tanıdık gelecekti&#8230; Ve müzik başların <a href="http://www.youtube.com/watch?v=VTYgzqpnoqE&amp;feature=related" target="_blank">buradan&#8230;</a></em></p>
<p>Karanlıkta, günahın aleviyle aydınlanan yüzlere düştü gölge. İntikam çok tatsızdı. İntikam rahatlatmaktan çok uzak… Av,avcı olalı çok zaman geçmişti…</p>
<p>Tek tek kırdı yeraltına gizledikleri pislik düzenleri. Hiçbir korku, hiçbir beklenti ya da hiçbir plan olmadan. Öldürmekti amaç, yitirtmekti. Öldürmek hızla bir ihtiyaca dönüşürken,o ne istediğini unutmuştu çoktan. Sadece içindeki garipliği gidermek istiyordu. O hiç tanıyamadığı,anlayamadığı boşluk duygusunu yok etmek&#8230; Adaletle, karanlık yüzleri temizlemekle dünyadan, sanki aydınlanacaktı her yer. Sanki dinecekti o boşluk hissi akan her yudum kanda.</p>
<p><span id="more-3511"></span></p>
<p>Kalbine giydirdiği karanlık gözlüklerdi dünyayı karartan, karanlık yüzler değil. Karanlık yüzler zaten hep yer altlarında, güneşten uzaklarda gizlerlerdi kendilerini. Günlük hayatta birçoğu onların varlığını bile düşünmezdi zaten. İnsanlar ağaca bakar, çiçeğe bakar, aşka bakar mutlu olurlardı. Ama bu bilgiler onun hafızasından silineli de çok uzun zaman olmuştu…</p>
<p>Günler kovalarken birbirini, çakallar gölgeyi, düpedüz bir hayaleti kovaladılar. Önce birbirlerine düştüler, birbirlerini kırdılar, sonra hepsi birden, olmayan bir düşmana cephe aldılar. Ve gölge sonunda hepsiyle yüzleşmek için, hepsinin kralı olmak için, karanlığı yok etmeye çalışmaktan sıkılıp, her aynı yola düşen gibi onu yönetmek için olacak ki, çakalları toplamak adına ferman çıkardı.<br />
Ve toplandılar…</p>
<p>İhtişamlı bir malikâne, tam da beklendiği gibi gözlerden uzak bir orman&#8230; Davetli otuz kişi ülkenin her yerinden… Sen de baronlar, ben diyim it başları, o desin suçluların kralları… Otuz kişi davetli de, gelen dokuz yüz kişi… Gelmeyen, gelmek istemeyen yok. Herkesin amacı başka, herkesin dürtüsü merak… İrili ufaklısı toplanmış orada, bir efsaneye tanıklık etmek için…<br />
Ve büyük salonda herkes yerini buldu, dişlerin gıcırtılar, sert bakışlar, kahkahalar arasında bir adamın adı anons edildi. “Beyler, bayanlar, huzurlarınızda ilk kralınız.”</p>
<p>Bir anda salonda müthiş bir uğultu başladı ve siyah takım elbisesinin içinde yüzünde büyük yaralar olan olan, yüzünün neredeyse yarısını örten uzun saçıyla bir adam göründü salonun üst katındaki balkonda. Çirkindi adam, ama gözlerinde korkutucu bir sakinlik ve boyu uzun olmasa da vücudunda kaslardan kaynaklı belirgin bir irilik vardı. Ve geldiğinde sadece susup, hafif bir tebessümle önündeki insan yığınına bakıp bekledi.</p>
<p>Birden azaldı sesler ve ileri gelenlerden biri bağırdı “ulan sen…” … Ve o anda yığıldı yere. Şaşkına dönüp gözleri büyüyen ve düşen mafya babasına yakınlığıyla bilinen üç dört kişi de uzanmak istediler silahlarına ama hepsi de bir anda yığılıverdiler yere. Az önceki sinirli homurdanmaların yerini şok almıştı. İçeri girerken silahları alınmamıştı ve sebebini şimdi anlayacaklardı. Ve kral konuştu ellerini bellerine götürenleri işaret ederek:</p>
<p>-Hiç tavsiye etmem. Bu salonda otuz davetli, görmediğiniz yerlerde atmış keskin nişancı var. İsterseniz bakın çevrenize.<br />
Bir anda herkesin gözü çevreye odaklandı. Kimi salonu saran kitaplıkların içinden doğrultulmuş namluları gördü, kimi duvarlardaki tabloları. Ama daha net görmeleri için gerçeği kral emretti:</p>
<p>-Göremediniz mi hepsini, peki, gösterin onlara kendinizi.</p>
<p>Bir anda salonun ışıkları söndü ve başka ışıklar yandı salonda. Şimdi ışıklar duvarlardaki aynalardan, az önce sadece üzerinde koyu renkli bir kaplama var sandıkları tavandan ve hiç ummadıkları bir yerden; YER’den geliyordu. Koyu renk filmle kaplanmış, yüzeyi pürüzletilmiş cam, bu odaya neden hakim rengin siyah olduğunu kanıtlıyordu. Tüm tavan ve taban boyunca yüzü maskeli keskin nişancılar hem alttan,hem de üstten namluları davetlilere doğrultmuşlardı.Artık o kara tavan ve taban gayet saydamdı. Davetliler ikinci şoku yaşıyorlardı ve yutkunamadılar bile bir an için.</p>
<p>-Eğer istemediğim şekilde hareket edecek olursanız, vurulacaksınız. Her iki keskin nişancı sadece belirli bir davetliye odaklanmıştır. Kalabalıktan faydalanma olasılığınız da yok bu yüzden.<br />
-Ne istiyorsun bizden?<br />
-Ben sizin kralınız, yani zaten sahibinizim, bir şey istersem alırım, sizden istemem.<br />
-Sen kimsin, nereden geldin, neden bunu yapıyorsun?<br />
-Ben Gölge’yim.Tek bilmeniz gereken bu…</p>
<p>Onlar her şeyin bu kadar basit olduğunu sanacaklardı, çünkü güç hırsı doğaldı onlar için. Ama Gölge’yi tanımıyorlardı…</p>
<p>…</p>
<p>İki hafta önce…</p>
<p>-Merhaba<br />
-Tevfik kim lan bu? Ben size beni rahatsız etmeyin demedim mi hayvan herifler!<br />
-Efendim…<br />
-Sus lan! Rahatsız etmemeleri gerektiğini bildikleri için öldü kapıdaki köpeklerin.<br />
-Ulan seni…</p>
<p>Bir anda gölge iki silahını da Tevfik ve Faruk’a doğrulttu.</p>
<p>-En ufak harekette ölüsünüz.<br />
-Hh…</p>
<p>Faruk hafifçe iç çekip, kendine özgü şekilde kafasını yavaşça gölgeye döndürüp konuştu:</p>
<p>-Konuş ulan ne istiyorsun!<br />
-Birincisi; kibar olmazsan önce seni felç eder, sonra çocuklarının vücudunu bıçak yaralarıyla şekillendir ve bunu sana izletirim. İkincisi; eğer kibar olur, hayatında bir kez olsun adam olur ve söz dinlersen, seni rakip bildiğin itlerin alayının parasının iki katıyla ihya ederim. Al bu da şimdilik avans olsun.</p>
<p>Sırtındaki büyük çantayı fırlattı Faruk’a. Faruk’un gözleri ise fal taşı olmuştu çantayı açtığı anda. Çünkü resmen para sıkıştırılmışdı çantanın her minik boşluğuna bile. Sadece bu çanta kadar bile parayı kazanmak için çok büyük üç dört vurgun yapmalıydı. Ki bunlar aşırı riskli işlerdi.Faruk’a bir vurgun bile çok gelmiş, onun yüzünden karısını kaybetmiş, kendi de ölümden dönmüştü.Bir anlık şaşkınlığını üzerinden atınca konuştu:</p>
<p>-Ne istiyorsun benden peki?<br />
-Emrimde olmanı.<br />
-Neden ben?<br />
-Çünkü senin köpeklerin, bu alemdeki en sadık köpekler. Senin bana sadakatin onların bana sadakatidir.<br />
-Peki kimsin sen?<br />
-Gölge derler…</p>
<p>Faruk yine şaşkına dönmüştü. Şu büyük mafya babalarını gözünü kırpmadan kesen, durmadan suçlu avlayan, ne idüğü belirsiz, amaçsız psikopat tam da karşısındaydı ve neyi yapmayacağını artık biliyordu: İtaatsizlik sadece onu değil, tüm sülalesini, her şeyi bitirirdi.</p>
<p>-Tamam.<br />
-Ben de öyle demeni umuyordum.</p>
<p>Ve o anda Tevfik’i vurdu Gölge.</p>
<p>-Ne , neden yaptın lan, neden vurdun!!!<br />
-Anlayamadım tam ama kibar değil gibi geldi sesin. Bir ara çocuklarını ara da veda et. Tabi onlardan önce saçma bir hareket yapıp kendini öldürtmezsen şuracıkta.</p>
<p>Faruk ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi. Çünkü az önce tetiği çeken adamın gözlerinde en ufak kırpma, yüzündeki korkutucu tebessümde en ufak değişiklik yoktu. Sanki başını çevirmişti sadece, sanki sadece elini cebine atmıştı. Elini cebine atmanın doğallığı kadar doğal ve etkilenmeden adam öldürmüştü bu adam. Hem de öldürdüğü kişinin alemin en pislik,belalı liderlerinden olduğunu düşünmeden. Ve şuanda da silahı kendisine doğrultuyordu.Çaresizdi Faruk, hayatında hiç olmadığı kadar… Ve korkmuştu…</p>
<p>-Özür dilerim, lütfen çocuklarıma dokunma.<br />
-Evet bu seviye iyi, durumu hızlı kavraman çocuklarını kurtardı. Bir dahaki sefere hiçbir şey kurtaramaz.<br />
-Peki neden Tevfik’i vurduğunu öğrenebilir miyim?<br />
-Çünkü o sana sadık olmayan tek adamdı.<br />
-Ben onun çocukluğunu bilirim, onu ben buralara getirdim, ben büyüttüm.<br />
-Bu da seni kör ediyor işte. Güç hırsı herkesi elde edebilir. En yakının senin yerine göz koyarsa, kazanabileceğin en büyük, en tehlikeli düşman olur. Çünkü gardını göstermeyeceğin tek düşman odur.<br />
-Ama…<br />
-Dışarıda üç adam var, tanıyacağın kişiler. Sana onun hakkındaki gerçekleri anlatacaklar. Sen de hemen sonra hepsini öldüreceksin. Benimle bağlantı kurduğunu da kimse bilmeyecek. Seninle bazı güzel işler yapacağız, merak etme, çok para kazanacaksın.</p>
<p>Gölge giderken arkasını dönüp, bir an için Faruk silahına davranmak istedi. O meşhur gölgelerin efendisini, hemen şuracıkta, basit bir et yığınına dönüştürebilir, tüm alemde nam salabilirdi. Aralarında sadece beş metre vardı ve saniyeler içinde yavaşça kapıya doğru uzaklaşan bu adamı indirmeliydi. Tam giderken durdu gölge :“Bu tablo kimin” diye sordu kapının yanındaki tabloya bakarak. Faruk düşünceler içindeyken duyamamıştı bile tam olarak:</p>
<p>-Hıh?! Efendim?<br />
-Tablo diyorum, kimin?<br />
-Bilmiyorum ben anlamam, öyle koymuşlar işte.<br />
-Yazık. Güzellik hep gereksiz ellerde…</p>
<p>Faruk hala arkası dönük bekleyen adamı vurup vurmama konusunu düşünüyordu ve daha elini silaha uzatamadan uzaklaştı Gölge. Faruk öylece kalakaldı odada. Başını ellerinin arasına aldı ve o anda yerde yatan Tevfik’i görünce, Gölge’nin söylediklerinin doğru olmayabileceğini düşününce, bir an için pişmanlıkla doldu yüreği. Silahına uzanıp peşinden gidip vurmak istedi o an. Tam bu fırtınalar eserken kafasında kapı açıldı yeniden:</p>
<p>-Sana bunu vermeyi unuttum.</p>
<p>Gölge elindeki şarjörü tutması için fırlattı Faruk’a doğru.</p>
<p>-Pişman olma, doğru kararı verdin çünkü. Bundan sonra da pişman olacağın şeyleri neden yapmaman gerektiğini biliyorsun.</p>
<p>Gölge Faruk’un boş bakışları arasında uzaklaştı bir kez daha. Şimdi Faruk onun kim olduğunu daha iyi biliyordu. Aldı şarjörü, çekmecesindeki silahının boş kabzasına yerleştirdi. Bu adamın adı belki Gölge’ydi ama o içinden ona başka birinin ismini verdi: Azrail.</p>
<p><em>Hikaye tam da yeni başlarken kâtip çekildi huzurdan. Bıraktı zihinlere emanet olarak hikayesini. Ama söyledi onlara, yazmasınlar gerisini. Çünkü yazdıkları tutmayacak…<br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3511</wfw:commentRss>
		<slash:comments>15</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>kahraman – hayat örtülmüştü şehirle&#8230;</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3449</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3449#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 07:30:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[kahraman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3449</guid>
		<description><![CDATA[Karanlık çökmüştü; hem göğe, hem yere, hem zihne. Kelâm titreşti, yer çekimine yenildi. Aktı satırlar kâtibin uyanan diyarından. Kapıyı aralayan melodi de buydu&#8230; Islaklık&#8230; Asfalt&#8230; Su&#8230; İnce akıntılar kanalizasyona yönelmişti. Çocukluğun toprak kokulu havasından eser yoktu. Toprak çoktan beton lahdinde &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3449">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/kahraman5.jpg" alt="" title="kahraman" width="590" height="250" class="aligncenter size-full wp-image-3803" /></p>
<p><em>Karanlık çökmüştü; hem göğe, hem yere, hem zihne. Kelâm titreşti, yer çekimine yenildi. Aktı satırlar kâtibin uyanan diyarından. Kapıyı aralayan melodi de <a href="http://www.youtube.com/watch?v=atKv1JyQgV8">buydu</a>&#8230;</em></p>
<p>Islaklık&#8230; Asfalt&#8230; Su&#8230; İnce akıntılar kanalizasyona yönelmişti. Çocukluğun toprak kokulu havasından eser yoktu. Toprak çoktan beton lahdinde hapsedilmişti çünkü. Aşağılarda bir yerlerde var olduğunun kanıtı ise, boğulmamak için yüzeye fırlamış solucanlarla, nerden, nasıl geldiği belli olmayan ama kaldırım taşlarının arasına sızmış minik otlardı.</p>
<p>İşte; toprağın tüm delilleri örtülmüştü geceyle&#8230;</p>
<p><span id="more-3449"></span></p>
<p>Yaşamı hep tek parça sanırlar. Ama evrende insan yapımı olmayan her şey çifttir aslında. Dişi ve erkek, X ve Y kromozomları, kutuplar, iyi ve kötü, sıcak ve soğuk&#8230; Hayatın yapı taşları da çifttir. Su olmadan hayat yoksa, toprak olmadan da yoktur. Hep sanırız ki toprağın suya ihtiyacı var&#8230; Halbuki, çoğu zaman da suyun toprağa ihtiyacı vardır hayat olabilmek için&#8230;</p>
<p>İşte; hayatın delilleri örtülmüştü şehirle&#8230;</p>
<p>Arabasından telaşla inen adamı izledi. Hızlı adımlarla çöpten uzaklaşan kediyi&#8230; Bu manzaraya yakışacak şey, sigaranın nefesle kızaran ucundan yükselen ışıktı ama&#8230; O sigara içmezdi. Kendine güldü bunu düşününce. Hep kötü adamların kötü olduklarını sanmıştı. İyi adamların da iyi&#8230; Kahramanlar genelde yakışıklı, sigara seven, olabildiğince sert ve her zaman insanları öldürmek yerine adalete teslim eden adamlardı. Adalete aşıklardı&#8230; İnsanları kurtarmadan duramıyorlardı. Yine hafifçe gülümsedi. Kahramanların hepsi sadece egolarını tatmin ediyorlardı. Kendi kimliklerini gizleseler de, arkasına saklandıkları maskeyi hiç gizlemez, onun ün yapmasına, övülmesine, gururunun okşanmasına ihtiyaç duyarlardı. Hiç bir zaman sessizce işlerini halledip, sessizce yok olmazlardı. İhtiyaçları olan şey: bilinmekti&#8230;</p>
<p>Kahraman olmamışların elinden çıkan hikayelerin böyle olmasını yadırgamıyordu. Yadırgadığı şey, kendisi de dahil bir çok insanın kafasında oluşan böyle bir imajın, içten içe hizmet ettiği şeyi algılayamamış olmaktı: Özel olmak, başkalarından iyi olmak, herkesi yenmek, tek güç olmak&#8230; Hep kötü adamlar dünyayı ele geçirmek ister, kahramanlarsa engellerdi. Aslında madalyonun hiç gösterilmeyen yüzü başka bir gerçeği gösteriyordu, ama belki gösterilse de görülmek istenmeyecekti: Kahramanlar kendinden daha güçlüleri kabullenemezlerdi. Çünkü adaleti sağlamak onların görevi olmalıydı, başkasının değil. Aslında onlar dünyaya hükmedenlerdi. Çünkü almasalar da hiç, istediklerini alma gücüne hep sahiptiler. Bu devletin verdiği açık çeke benzer. İstediğin şeyi alabilirsin ama vicdanın aşırı harcamaları uygun görmez. Ya da aslında her şeyi alabiliyorsan, zaten almak istediğin bir şey kalmaz! Dünyayı ele geçiren adamın işi ne olacaktı ki? Öncelikle zenginliklerin yerini değiştirecekti, sonra geri kalanların düzenini sağlamaya çalışacaktı. Sıradan insanlar, yani insanların %90&#8242;ı için bir şey değişmeyecekti neredeyse. Yine de, kahramanlar buna izin veremezlerdi&#8230; Kendilerinden başkasına adaleti teslim edemezlerdi&#8230; Çünkü bencillerdi.</p>
<p>Şu anda tüm bunların neden aklından geçtiğini tam olarak bilmiyordu. Bir kaç gece önce bir kıza tecavüz eden ve öldüren adamların kaçtığını, polisin kimseyi yakalayamadığını öğrenince durum ilgisini çekmişti tesadüfen ve sadece bu yüzden buradaydı. Hissettikleri kız için değildi. Hissettikleri kendi gezegeni içindi. Sadece o adamların vücutlarını toprağa karıştırıp, aynı karbonlardan doğacak başka vücutların daha kontrollü olmalarını ümit edecekti. Küçük işlerden ne kadar uzun süre önce vazgeçmiş olsa da, bir şey onu çekmişti işte. Çeken şeylere karşı koymazdı, çünkü hisleri hep doğru söylerdi.</p>
<p>Üç ahbap sonunda sokağın sonunda görünmüşlerdi. Doğuştan serseri gibi gelir ya bazıları, bunlar da onlardandı. İçmişlerdi, daha kolay olamazdı bu gece&#8230; Kılıcını sırtına aldı ve sokak lambasının karardığı yere geldi. Öldürmeyi hiç sevmiyordu aslında, sadece bozuk şeyleri düzeltmeyi seviyordu. Eğer bir şey bozuksa ve düzeltemiyorsanız, yapmanız gereken ne kadar iğrenç ya da zor olduğuna bakmadan onu imha etmek, ortamınızdan uzaklaştırmaktır. Yaptığı sadece buydu. Kurşunlar daha kolay, ama daha gürültülü ve daha takip edilebilirlerdi. Bu yüzden katana çoğu zaman işi daha temiz, kesilen parçayı gördüğü için de daha kesin kılıyordu.</p>
<p>Yavaşça yaklaştı, önce birine, sonra yere düşen diğerine ve sonra kaçmak yerine sarhoşluğun cesaretiyle saldıran sonuncuya kılıcını tattırdı. Hızla uzaklaştı. Hiçbir ritüel, hiç bir onunla kurulabilecek bağlantı, olanları onun yaptığını kanıtlayabilecek hiçbir şey yoktu. En önemlisi de, tüm &#8220;kendilerini kurtarmak için öldürmeyen&#8221; katiller ya da şanslılarsa adlarına &#8220;fatih&#8221; öneki almış olanlar, hep bir amaç için öldürdü: Bilinmek. O ise tam tersine; hiçbir zaman bilinmemek için öldürüyordu. Eğer varsa melek denilen yaratıklar, bir onlar, bir de Tanrı şahitti yaptıklarına. Vereceği en fazla hesabın da onlara olmasını istedi. Sonuçta Tanrı varsa, onu yarattıysa, başına gelecekleri de biliyorsa, olacaklardan hoşlanmadığı anda yok edebilirdi. Demek ki bir planı vardı. Ya sadece yaradılışı itaatkâr olanlar içindi bu dünya ve öteki, ya da bir plan vardı&#8230; Tabi başka ve daha sessiz bir olasılık da vardı: Tanrı ve melekler varsa, şeytan da vardı ve belki de hepsi şeytanın çok yakından gelen, sanki kendininmiş gibi hissettiren fısıltılarıydı.</p>
<p>Kılıcını savururken hiçbir tereddütü olmuyordu. Kendisini bir bilgisayar oyununda gibi hissediyordu. Bilgisayar oyunlarının olmadığı bir çağda yaşasaydı, elbette bu hissi ifade etmek neredeyse imkânsız olacaktı. Ne öfke, ne acı, ne acıma&#8230; Bu tür şeyleri en son ne zaman hissettiğini bile hatırlamıyordu. Geçmişte yaşadığı tüm büyük acılar, aklında sadece bir &#8220;bilgi&#8221; olarak vardı. Onları düşündüğünde ne gözleri doluyor ne de üzülüyordu. Üzüntünün verdiği acıyı insanın unutması mümkün müdür? Hayatın tatlarını unutması? Duyguların kaybolması mümkün müdür?</p>
<p>Bilge haklıydı&#8230; En başından beri haklıydı. Her aldığı ruh, onun ruhundan bir parça söküp almıştı. İşlediği günah karşılığında şeytana sattığı da ruhuydu. İntikam huzur verir sandı, intikam acısını dindirir sandı. Hep öyle olmaz mıydı? Aklının &#8220;unutma&#8221; fonksiyonu dışında hiçbir şey, acısını dindirecekler listesinde olmazdı. Vücudunun herhangi bir yerinde büyük bir acı varsa, ondan kurtulmanın iki yolu vardır: Ya yapabileceklerini yaptıktan sonra kendi haline bırakır, geçmesini ya da unutmayı beklersin ya da&#8230; Oradaki tüm sinirleri yok edersin. Acı olsa da, hissedecek mekanizma var olmaz artık. Ruhun da acı çekiyorsa, ya geçmesini beklersin ya da&#8230; Öldürür ve artık hissetmezsin&#8230;</p>
<p>Arta kalan vücutların icabına baktı. Yoluna devam etti&#8230; En azından rahatlamış olmalıydı. Ama olmadı&#8230;</p>
<p>Ve işte; pisliğin delilleri örtülmüştü Gölge&#8217;yle&#8230;</p>
<p><em>Karanlık ve sis, hayali bir rüzgârla dağıldı. Ay göründü, gece göründü. Kâtip uyudu,&#8221;ben&#8221; uyandı&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3449</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>nefes&#8230;</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3275</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3275#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 12:26:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[ortaya karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3275</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı okunmamak üzere yazıldı. Okunmayacak kadar uzun, karmaşık, gereksiz bile belki. O yüzden uzak dur okuyucu, uzak dur rüyadaki gibi. Hangi rüya mı? Boş ver.  Sadece uzak dur. Uzak dur ki şikayet edemeyesin benden, uzak dur ki zamanın uçup &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3275">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignnone" style="width: 600px"><img src="http://img177.imageshack.us/img177/7990/nefesw.jpg" alt="illustrated by kasyaci" width="590" height="250" /><p class="wp-caption-text">illustrated by kasyaci</p></div>
<p>Bu yazı okunmamak üzere yazıldı. Okunmayacak kadar uzun, karmaşık, gereksiz bile belki. O yüzden uzak dur okuyucu, uzak dur rüyadaki gibi. Hangi rüya mı? Boş ver.  Sadece uzak dur. Uzak dur ki şikayet edemeyesin benden, uzak dur ki zamanın uçup gitmesin sebebimden.</p>
<p>Şimdi sustum, bir kovaya ağzına kadar su doldurdum, kapının önüne koydum o bilindik hikayeden çalaraktan.Ve sessizlik başlasın&#8230;</p>
<p>Ve sonra <a href="http://www.youtube.com/watch?v=pccvB8aGzCk" target="_blank">şuradan</a> müzik gelsin, bir yaprak düşsün kovanın üzerindeki suya taşırmadan&#8230;</p>
<p><span id="more-3275"></span>-Şşş&#8230;Uzak dur bu bilgiden!<br />
-Neden?<br />
-Analamak istemeyeceğin kadar uzun, düşünmeye zorlayacak kadar kötü bir bilgi.<br />
-Düşünmenin neresi kötü?<br />
-İyiydi de neden düşünmedin hiç? Neden düşünmüyorsun!!<br />
-Düşünüyorum, düşünmediğiim de nereden çıkardın?<br />
-Seninki düşünmek değil, düşünmek derindir.<br />
-Peki ya ne?<br />
-Seninki sadece bir düş. Yaşar ve uyanırsın, rüyaymış meğer dersin.<br />
-Peki ya nasıl? Nasıl düşünürüm?<br />
-İşte öyle.<br />
-Nasıl?<br />
-işte öyle&#8230;<br />
-Nasıl?<br />
-Nasıl?&#8230; Nasıl!&#8230;Evet, &#8220;nasıl&#8221;. İşte öyle.<br />
-Ne demek bu?<br />
-Evet, iyi gidiyorsun&#8230;<br />
-Anlamıyorum.<br />
-Anlamaya çalışıyorsun!<br />
-Evet.<br />
-İşte öyle&#8230;<br />
-Evet &#8220;nasıl&#8221; ile evet!<br />
-Artık sen de bizdensin&#8230;<br />
-Siz kimsiniz?<br />
-&#8230;</p>
<p>Huh&#8230;</p>
<p>Bir nefesle uyandı sessizce. Yine sebepsiz, yine beklenen dış etkiden yoksun&#8230; Bilinmeyenden bir çağrı gibi, odanın sokak lambasından yansıyan loşluğunda. Sebepsiz bir korku, bilinmeyenden gelen&#8230;</p>
<p>Huzursuzlaştı&#8230;</p>
<p>Kalktı, gitti mutfağa doğru ve sürahiye uzandı eli, otonom olarak gerçekleşiyordu davranışları yine. Buluverdi kendini suyu ağzına götürürken&#8230; Bu aslında çoğu zaman düşündüğü, vücudunun en garip yönlerinden biriydi. Bir an gözleri açtılar kendilerini elinden yansıyan ışık huzmelerine ve daldı oracıkta, derinlerin derinine&#8230;</p>
<p>Hep vücudunu bir robota benzetirdi.  Algoritması çok iyi detaylandırılmış, arka planda çalışan işletim sistemi neredeyse çökmeyecek şekilde programlanmış, aklın uç sınırlarından, belki de asırlar sonrasından bir teknoloji harikası gibiydi vücutlar ona göre&#8230;</p>
<p>Otonom hareketler, kullanıcı tarafından yüklenen programlardı sadece.Tıpkı bir işletim sistemi gibi, kullanıcının müdahale edemeyeceği ayarlar, özellikler vardı çalışma mekanizmasında. (DNA gibi değişmez kodlar.) Bugüne kadar kimse kendi kalp atışlarını durduramadı çünkü. Hiçbir insan insülin salgılamadan, sadece zihin kontrolüyle karaciğerine hükmedip kendi kan şekerini kendi kontrolünde düşüremedi. Çünkü bunlar yasaklanmış fonksiyonlardı. Peki ama neden? Neden evrim gerçekleştiyse, şuanki düşünce dediğimiz olgunun bütün hücrelere hükmü yok? Hücreler bu yapıyı nasıl sağladı, bu hiyerarşiye neden uymaya devam ediyorlar? Neden intihar eden bir insanın vücudu yoğun bakımda hayatta kalmaya çalışırken, hayatta kalmak isteyen başka birininki kendi hücrelerinin kontrolsüz bölünmesiyle (kanser diyorlar) ölüme doğru kendini sürüklüyor? Neden anne karnındaki bebeğin parmakları oluşurken, sırf parmak araları oluşsun diye aradaki hücreler kendini imha ediyor? Her canlı hayatta kalmak ister, onlar niye ölüyor?</p>
<p>Bunlar sonsuz sorulardı sanki, ama robot benzetmesi hepsinin ötesindeydi onun için. Bilgisayarınıza Windows&#8217;u yüklersiniz, ama windows&#8217;un çalışması için en gerekli dosyalara müdahale etmek isterseniz, kendi bilgisayarınız size itaat etmez ve bir uyarı görürsünüz: &#8220;Bu dosya windows&#8217;un çalışması için gerekli bir sistem dosyasıdır,silinemez.&#8221;</p>
<p>Bunlar aklından geçerken hep kalp atışlarını denemişti. İçinden şunları söyledi: &#8220;Hadi kalp, dur, sadece beş saniyeliğine, dur hadi,k üçük bir deneme için ,emrediyorum, dur!&#8221;. Kalbe uyarı ulaşmamıştı bile. Çünkü insanın kendi vücut işleyişine (yani robotun işletim sisteminin çalışma mekanizmasına) erişim hakkı yoktu. Her robot gibi vücudun da enerji ihtiyacı, her sistem gibi vücudun da bir savunma mekanizması vardı. Her bilgisayar gibi bir değişmez (bilgisayarcılar buna ROM-read only memory (sadece okunabilir bellek)  ve bir de programlanabilir belleği vardı. Hatta insan derinliği, boyutları ve çalışma mekanizması keşfedilememiş sanal bir sabit diske bile sahipti ve buna hafıza adını vermişti. Ve daha onlarca, belki yüzler ve binlerce benzerlik sayılabilecekti. Bundan kırk yıl sonra, günlük hayatın her yerinde kullanılacak insansı robotlara da zaten ,insan vücudu ilham verecekti&#8230;</p>
<p>Ama&#8230; Bir şey vardı ki o çok başkaydı. Bir şey vardı ki o anlamlandırılamadı düşünceler arasında. O şey düşünce ve duygulardı. O şey robotu yöneten kişiydi, o şey bilgisayarın kullanıcısıydı, o şey&#8230; O şey cüz&#8217;i de olsa irade sahibiydi. O şey &#8220;kendi&#8221; dediğiydi. Bir kaç milyon sinir hücresinin impulslarından oluşamayacak kadar kompleks, öngörülemeyecek kadar tutarsız, programlanamayacak kadar özgür&#8230; O şey bildiği her şeyin üstünde birşeydi&#8230; Ve &#8220;ben&#8221; dediği şey gizemini korumaya da devam edecekti. En azından şimdilik&#8230;</p>
<p>Suyunu yudumlamanın vücuduna verdiği müthiş rahatlamanın pek de farkına varmadan önce odasına, sonra yatağına yöneldi. Yattı ama uyuyamadı, döndü durdu sadece. Düşünceler zihninde çalkalanıyordu. Yüz kişinin aynı anda bir şeyler anlatmaya çalışması gibiydi. İlk defa böyle olmuştu, ilk defa çıldırmak üzereydi. Nasıl uykuya daldığını, ya da dalıp dalmadığını bile hatırlayamadı. En son hatırladığı şey, telefonun usanmadan çalan, ama anlaşılmaz şekilde son bölüme kadar ona ulaşmayan alarmdı.  Alarm hep aynı düzeyde çalsa da o sadece son bölümünü duyabilmişti. Ama uyandığında bunların hiçbirini düşünmüyordu. Bir şey düşündüğünden bile emin değildi. Yarı şuurla kalktı yataktan, yüzünü yıkadı.</p>
<p>Kahvaltı sonrası işe giderken gece hakkında hiçbir şey hatırlayamadı. Tüm gün koşturdu hayat telaşında, eve geldi, internette takıldı, film izledi. Yattı. Ertesi gün kız arkadaşıyla buluştu akşam yemeğinde. Birlikte takıldılar sonra arkadaşlarıyla beraber. Sonra yine yorgun düştü vücudu ve yarı bir şuurla uykuya daldı. Bunun çok benzeri günlerden sonra bir gün&#8230;</p>
<p>Bir gün yine bir nefesle uyandı&#8230;</p>
<p>Bin gün bin nefesle uyandı&#8230;</p>
<p>Sonraki iki bin gün de öyle&#8230;</p>
<p>Ve sonraki yüz on altı günün ardından&#8230;</p>
<p>Bir nefesle, nefes vererek geldiği dünyaya, veda bûsesini bıraktı&#8230;<br />
Bir nefesle uyandı, uyu(ya)mamak üzere.</p>
<p>Kâtip çekilirken haddini aştı yine ve emir buyurdu kelimelere: Ve sessizlik başlasın!</p>
<p>Yazar notları:</p>
<p>Algoritma: Bilgisayar veya matematik alanında kullanılan başı ve sonu belirlenmiş adımlar dizisidir. Programlamanın temelidir.</p>
<p>İmpuls: (Yazıda kullanılan anlamıyla) Sinir hücrelerinde oluşan elektro kimyasal uyartıdır. İmpulslar,klasik elektrik akımından(doğru ya da alternatif akımdan) farklıdır. Sinir üzerinde özellikle beyin ve merkezi sinir sistemi hücrelerinde (bu hücrelerde miyelin kılıf olduğu için) iletim hızı 119 m/s &#8216;ye kadar çıkabilir. Bu değeri kıyaslamak adına söyleyecek olursak; (bundan sonraki bilgi tübitak, bilim teknik dergisi internet sitesinden alıntıdır) ,1 mm çapında bir bakır telden geçen 1 amperlik akımın hızı 0,000023 m/s &#8216;dir. Tabii ki değişkenlerle bu değer değişebilir ama elektriksel iletim için en azından benim anladığım kadarıyla 120m/s yüksek bir değerdir.</p>
<p>Ekstra bilgi için;</p>
<p>http://hypertextbook.com/facts/2002/DavidParizh.shtml<br />
http://www.biltek.tubitak.gov.tr/merak_ettikleriniz/index.php?kategori_id=13&amp;soru_id=4065</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3275</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kasyacı&#8217;yla &#8220;büyüteç&#8221;</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3304</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3304#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2009 11:00:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[ortaya karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3304</guid>
		<description><![CDATA[Efendim malumunuz her yerimiz ajanslar, haber siteleri, haber kanalları, cep haber paketleriyle donatılınca, sandık ki herşeyi duyup biliyoruz. Ama ne yazık ki yok böyle birşey. E peki ne olacak? Bu haber bombardımanı (ki %90&#8242;ı aynı haberlerdir) arasında, doğru, işe yarar &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3304">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-3306" title="büyüteç" src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/buyutec.jpg" alt="büyüteç" width="590" height="250" /></p>
<p>Efendim malumunuz her yerimiz ajanslar, haber siteleri, haber kanalları, cep haber paketleriyle donatılınca, sandık ki herşeyi duyup biliyoruz. Ama ne yazık ki yok böyle birşey. E peki ne olacak? Bu haber bombardımanı (ki %90&#8242;ı aynı haberlerdir) arasında, doğru, işe yarar haberleri görmek gerçekten zorlaştı bence. Artık spor, magazin ve siyaset haberlerinden bıktım ben. (üstelik şu genç yaşımda) Her şeybir kısır döngüde, her şey karambolde ve bu öğrendiklerimin hiçbiri, dışarı çıkıp gerçek hayatla yüzleştiğimde bana fayda sağlamıyor. Ben &#8220;gerçek anlamda&#8221; haberleri arıyor, öğreniyor ve işe yararlılık süzgecinden geçirerek değerlendirmeye çalışıyorum. E madem bunu yapıyorum, niye paylaşmayayım ki diyerekten bu yazı dizisine başlamış bulunuyorum. Haydi hayırlara çıka&#8230; (Şu şarkı benden müdüre gitsin: Al sana blog, al sana karakannn, o ye man :) )</p>
<p>Ve satır araları&#8230;</p>
<p><span id="more-3304"></span></p>
<p><strong>Zirvedeki sinekler &#8211; Kaynak: Ntvmsnbc</strong><br />
<em>Tarih:13.10.2009</em></p>
<blockquote><p>&#8220;Dawa Steven Sherpa, Everest&#8217;e tırmanırken arkadaşlarıyla kamp kurmuş dinleniyordu. Bir vızıltıyla uyandı&#8230; Bu kadar yükseklikte bir sinekle karşılaşmayı beklemiyorlardı&#8230;</p></blockquote>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-3307" title="WWF" src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/WWF-climate-witness-in-Ne-001.jpg" alt="WWF" width="590" height="250" /></p>
<blockquote><p>Böceklerin 5.360 metreden daha fazla yükseğe çıkamadıkları, bu yüksekliklerin onlar için ölümcül olduğu biliniyordu. The Guardian&#8217;ın haberine göre iklim değişikliği, sinekleri zirveye taşımıştı.</p>
<p>Everest&#8217;in yakınlarındaki bir köyde yaşayan dağcı Dawa Steven Sherpa, eriyen buzulları gösterip &#8220;Erime çok hızlı ilerliyor, bunu her tırmanışımda daha net görüyorum. Buradaki buzulların erimesi demek bizim köylerimizdeki hayatın da değişmesi anlamına geliyor. Suyumuz azalıyor. Turizm bitiyor&#8230; Ama daha da önemlisi erime devam eder ve zirveyedeki buzulları da etkilerse dağda bir tsunami yaşanacak. Evlerimizi yıkmakla kalmayacak, insanlar hayatlarını kaybedecek&#8230;.&#8221; diyor.&#8221;</p></blockquote>
<p>Kapitalizm ve para aşkı krizden krize daha da keskinleşedursun, dünyanın durumu hergün kötüye gidiyor. Bu da komplo teorisyenlerinin abarttığı gibi &#8220;tasarruflu ampul satma yalanı&#8221; değil. Dünya soğuması gerekirken ısınıyor. Kaos teorisini birazcık ucundan bilenler bile, bu tür değişikliklerin ne tür felaketleri tetikleyeceğini iyi bilirler. Yumurta kapıda değil ya, kimse sallamıyor. Yumurta kapıda değil mi? Değil mi gerçekten? &#8230;Neyse&#8230;</p>
<p>Diğer haberimize geçelim:</p>
<p><strong>Yazılım Üssü projesi iflas etti &#8211; Kaynak: NTV</strong><br />
<strong>Tarih:08.10.2009</strong></p>
<blockquote><p>Eskişehir&#8217;de ilgili kurumların 4 yıl önce çalışmalarına başladığı Eskişehir Yazılım Üssü projesinden yaklaşık bir milyon lira harcandıktan sonra vazgeçildi.</p>
<p>Eskişehir Valisi Mehmet Kılıçlar, İl Genel Meclisinin 2005 tarihli kararıyla kurulan Eskişehir Yazılım Üssü&#8217;nden somut bir netice alınamaması nedeniyle vazgeçildiğini açıkladı. Merkezin o dönem yaklaşık 700 bin liraya mal olduğunu ifade eden Vali Kılıçlar, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Yazılım Üssü&#8217;ne bilişim konusunda ileri teknoloji diyebileceğimiz bir yatırım gerçekleştirilmiş. Eskişehir Yazılım Üssü geçen 4 yıllık süre zarfında yüksek kapasiteli bir yazılım ortamına ve gerekli altyapıya sahip olmasına rağmen, bu merkezin kapasitesine uygun bir eğitim çalışması düzenlenmediği, verildiği ifade edilen eğitimlerin de yeterli ve sürekli olmadığı tespit edilmiştir. Nisan 2009&#8242;da inceleme yapan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yetkilileri kentte ikinci bir teknoloji geliştirme bölgesine gerek olmadığı konusunda görüş belirtmişler. Yazılım Üssüne günümüz rakamlarıyla 1 milyon lira İl Özel İdaresi kaynağı harcanmış, karşılığında da somut hiçbir netice alınamamıştır. Mevcut donanımın bugünkü değeri yaklaşık 200 bin liradır. Zararın neresinden dönülse kardır anlayışı ile Yazılım Üssü projesinden vazgeçilmiştir.&#8221;</p>
<p>Kılıçlar, bu merkezin, sahip olduğu teknolojik donanıma paralel bir fonksiyon icra etmesi amacıyla Eskişehir&#8217;in inovasyonel proje yapma kapasitesinin artırılması ve rekabet kapasitesinin güçlendirilmesi konusuna ciddi katkı sağlayacak &#8221;Eskişehir Proje Eğitim ve Geliştirme Merkezi&#8221; adı altında bir merkeze dönüştürülmesinin sağlandığını kaydetti. Bu merkezin kentteki tüm kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, mesleki ve sivil toplum kuruluşları ile diğer kurumların da yer alacağı bir eğitim ve koordinasyon merkezi olacağını ifade eden Kılıçlar, şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;Yeni merkez, birlikte oluşturulacak inovasyona dayalı fikirlerin ve sinerjinin, şehrin ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda projelere dönüştürülmesi ve bu projelere ulusal ve uluslararası fon ve hibelerden kaynak aktarma çalışmalarında değerlendirilecek. Şu anda bu merkezde çeşitli kamu kurumlarından, belediyelerden, Ticaret ve Sanayi odaları ile Ticaret Borsası&#8217;ndan 13 personel proje yönetimi eğitimi aldı ve mevcut imkanları değerlendirerek AB projeleri hazırlamaya başladı.&#8221;</p>
<p>Üssün hikayesi ise şöyle:</p>
<p>Eskişehir Yazılım Üssü çalışmaları, Valilik, Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Eskişehir Şubesi ve KOSGEB arasında Şubat 2005&#8242;te imzalanan protokolle başladı. Yazılım Üssü kurulması için Haziran 2005&#8242;te yazılım konusunda önemli çalışmaları bulunan İsrail&#8217;in Ankara Büyükelçiliği&#8217;nde toplantı yapıldı.Ağustos 2005&#8242;te restore ettirilen tarihi binada Eskişehir Yazılım Üssü Genç Girişimciler Eğitim Merkezi kuruldu. Yine Ağustos 2005&#8242;te Dünya Bankası Türkiye Ofisi Finans Uzmanları Eskişehir&#8217;i ziyaret ederek Yazılım Üssü Projesi hakkında bilgi aldı. Uzmanlar, söz konusu projeye Dünya Bankası&#8217;nca destek verilmesini sağladı. Ekim 2005&#8242;te Dünya Bankası Washington Merkez Ofisi&#8217;nden GDLN Avrupa, ABD, Orta Asya Bölge Koordinatörü Gary Fine, Paris Ofisi&#8217;nden Nicholas Meyer ve Türkiye Ofisi&#8217;nden Firuzan Bilir, Eskişehir Yazılım Üssü ile ilgili temaslarda bulunmak üzere Vali Kadir Çalışıcı&#8217;yı ziyaret etti.</p>
<p>Bu arada, kentteki bazı yetkililer Yazılım Üssü çalışmalarının 1992 yılında kurulan Teknoloji Geliştirme Merkezi çatısı altında devam etmesi gerektiğini ifade etti.Bunun üzerine Aralık 2005&#8242;te Ticaret Odası&#8217;nda &#8221;Eskişehir&#8217;e İkinci Teknoloji Araştırma Merkezi Kurulmalı mı?&#8221; konulu toplantı düzenlendi. Vali Çalışıcı, burada yazılım üssü kurulmasına ihtiyaç olduğu yönünde açıklama yaptı. Kasım 2006&#8242;da Genç Patronlar Yenilikçi İş Fikri Yarışması düzenlendi.</p>
<p>Mart 2007&#8242;de 500 dönüm araziye yeni bina yapılması kararı alındı. Temmuz 2007&#8242;de KOBİ&#8217;ler ve Bilişim Zirvesi yapıldı. Mart 2008&#8242;de lise öğrencilerine, akıllı sınıflarda e-eğitim kapsamında yazılım ve donanım içerikli kurs verildi. Nisan 2008&#8242;de Yazılım Üssü&#8217;nün de içinde yer alacağı Bilişim Vadisi kurulması kararı alındı.</p></blockquote>
<p>&#8220;zararın neresinden?!&#8221; dönüldüğü konusu benim kafamda hala bir soru işareti. 700 bin lira bırakın bu devleti, bugün neredeyse bir KOBİ için bile dişe dokunur para değil. Ama 700 bin liraya yapılan hareket, çok önemli bir potansiyel taşıyor. Bugün Pardus&#8217;u geliştirmeye çalışan Tübitak çalışanlarımızın desteği (ki bu belkide Türkiye&#8217;deki en iyi yazılımcılar demek oluyor) rahatlıkla bu üsse kaydırılıp bir alt yapı, bir nevi bir &#8220;paf takımı&#8221; oluşturulabilecekken, böyle bir yatırımın tasfiye edilmesini benim aklım almıyor açıkçası. Dünyada en az yatırımla en çok parayı kazandıracak yegâne platform yazılımdır. Bugün dünya devlerinin önemli bir kısmı da yazılım devleridir bu yüzden. Bakarsanız sadece iki üç kişi bile, nispeten basit bir bilgisayar donanımıyla dünyayı değiştiren projeler yaratmış, yaratmaktadır. Dünyayı yakalamanın tek yolu, güçlü bir yazılımcı ordusudur. Bu orduyu kurmanın da tek yolu, yatırım ve gözü kapalı destektir. Sakalımız var da mübarek değiliz belki, sözümüz suya yazıla&#8230;</p>
<p>Ve diğer haberimiz dünya yakın tarihine biraz ilgisi olan okurlarımız için:</p>
<p><strong>Mussolini, İngiliz istihbaratı için çalışmış &#8211; Kaynak: Milliyet</strong><br />
<em>Tarih:14.10.2009</em></p>
<blockquote><p>Faşist İtalyan diktatörü Benito Mussolini’nin, bir süre İngiliz istihbaratı hesabına çalıştığı ortaya çıktı. İngiliz The Guardian gazetesinin tarihçi Peter Martland’a dayanarak verdiği habere göre, Mussolini 34 yaşında gazeteciyken 1917 yılında MI5 hesabına çalışıyor ve İtalya’nın birinci dünya savaşında müttefiklerin safında kalması yolundaki kampanyada faaliyet göstererek teşkilattan bugünün parasıyla haftada 6400 avro alıyordu.</p></blockquote>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-3308" title="hitler" src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/hitler.jpg" alt="hitler" width="590" height="250" /></p>
<blockquote><p>Cambridge üniversitesi tarihçilerinden Martland, “Cihan harbinde İngiltere’nin en az güvendiği müttefiki İtalya’ydı. Mussolini, 1917 güzünde İngilizlerden haftada 100 sterlin almaya başladı. Savaş yanlısı kampanyaya en az bir sene boyunca destek verdi” dedi.</p>
<p>İngiliz tarihçiye göre, 1922’de iktidara gelecek “Duçe” lakaplı Mussolini’nin İngilizler hesabına çalıştığını, MI5’in Roma temsilcisi Sör Samuel Hoare 1954 yılında yayımlanan anılarında anlatıyor. Mussolini, İngiliz istihbaratına hizmet için “İl popolo d’İtalia” gazetesinde savaş yanlısı yazılar kaleme aldı. Tarihçiye göre, “Duçe” Mussolini MI5’e, barış gösterileri yapanları dayaktan geçirecek adamlar bulabileceğini rapor etti.</p>
<p>Martland, “O devirde bir gazeteciye bu kadar para verilmezdi. Bu çok fazlaydı. Ama İngiltere’nin savaşta günde 4 milyon sterlin harcadığı göz önüne alınırsa Mussolini’ye verilen para devede kulak bile değildi&#8230;” dedi. Martland, “Elimde kanıt yok ama hovardalığıyla tanınan Mussolini’nin aldığı paraları kadınlarla yediğini düşünüyorum” ifadesini de kullandı. Mussolini, faşist partisini kurduktan sonra 1922’de başbakan olmuş ve 1943 yılına kadar iktidarda kalmıştı. Faşist diktatör, 1945 nisanında kaçmaya çalışırken komünist direnişçiler tarafından yakalanıp öldürüldü ve cesedi, Roma’da ayağından asılarak teşhir edildi.</p></blockquote>
<p>Vay anasını sayın seyirciler demekten alıkoyamadım kendimi. Hani şu her işte Amerikan İngiliz parmağı var diyenlere, &#8220;o da ne parmakmış kardeşim, her yere girmiş öyle, abartıyorsunuz.&#8221; diyen arkadaşlar için düşündürücü olabilir. =)</p>
<p>Bu haber aslında bitlileri de yakından ilgilendiriyor. Özellikle de sigara içen büyük çoğunluktaki yazarlarımızı. (Evet utanın diye söylüyorum.) Buyrun efendim:</p>
<p><strong>Anne karnında kanser! Kaynak: Milliyet</strong><br />
<em>Tarih:14.10.2009</em></p>
<blockquote><p>Annenin karnındaki bebeğe kanser bulaştırmasının mümkün olup olmadığı sorusunun yanıtını arayan bilim adamları, kanser hücrelerinin ana karnında anneden bebeğe geçebildiğini saptadı.Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmanın başkanı Prof. Mel Greaves, “Bulmacayı çözdük ancak anneden bebeğe kanser geçmesi çok nadir görülür” dedi.</p></blockquote>
<p>Bayansanız direk çocuğunuz,erkekseniz dolaylı olarak çocuğunuz sadece ve sadece sizin saçma alışkanlığınızdan ötürü kanser olabilir. Üstelik henüz daha doğmadan! Sigara içerken düşünmediklerinize bunu da ekleyin.</p>
<p>Ve son satır arası haberimiz ise bilimsel bir konu hakkında:</p>
<p><strong>Europa&#8217;da hayat olabilir! &#8211; <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25010394/" target="_blank">Kaynak: Ntvmsnbc</a></strong><br />
<em>Tarih:16.10.2009</em></p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-3310" title="semender" src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/semender.jpg" alt="semender" width="590" height="250" /></p>
<p>Dünyada Güneş&#8217;in ulaşamadığı yerlerde bile hayatın varlığının keşfedilmesinden sonra, bilim adamları donmuş gezegenlerde bile hayat olabileceğine dair iddialar ortaya atmışlardı. Bu haberimiz de onunla ilgili. Jupiter&#8217;in uydusu olan Europa&#8217;daki buzların altında bir okyanus, okyanusunta ise hayat olabileceği düşünülüyor. Çünkü bilindiği üzere okyanuslar sıcaktır. (Dünya şartları içinde deniz seviyesinde sıcaklıkları 0 derecenin altına çok da fazla inmez. Zaten inerse su değil buz olur.) Neyse efendim, uzatmayıp ntvmsnbc&#8217;de yayınlanan bu makalenin linkini vererek bu bülteni kapatalım. Yukarıdaki &#8220;kaynak&#8221; kısmına tıklayarak sayfaya ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Sağlıcakla kalın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3304</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Asr ve Husr&#8230;</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3156</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3156#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Sep 2009 06:00:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[ortaya karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3156</guid>
		<description><![CDATA[Esinsiz vezin, vezinsiz kelâm bize yakışmaz. Esti buralardan, dinleyelim diye: Buradan&#8230; Bismillah&#8230; Ve daldırıldı kaşıklar çorbalara. Ve başladı kelam kıyısından köşesinden acziyle, umulur ki anlaşıla&#8230; &#8220;Güzel âşık, cevrimizi çekemezsin demedim mi? Bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi?&#8221; Kaşığını çekti &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3156">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://img83.imageshack.us/img83/474/asrvehusr.jpg" alt="" width="595" height="250" /></p>
<p><em>Esinsiz vezin, vezinsiz kelâm bize yakışmaz. Esti buralardan, dinleyelim diye: <a target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=pGkqi-gRi7k&amp;feature=related">Buradan&#8230;</a></em></p>
<p>Bismillah&#8230; Ve daldırıldı kaşıklar çorbalara. Ve başladı kelam kıyısından köşesinden acziyle, umulur ki anlaşıla&#8230;</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Güzel âşık, cevrimizi çekemezsin demedim mi?<br />
Bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi?&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Kaşığını çekti yavaşça yemeğin içinden. Uzaklara daldı gözleri. İstanbul&#8217;un gün batımı silüetiydi baktığı şey önce, sonra derinleştikçe derinleşti. Duymaz oldu o an çevredeki sesleri bir süreliğine.</p>
<p>İftar yaptığı lüks restoranın muhteşem manzarasında, uçtu gitti ruhu bambaşka bir yerlere.</p>
<p>- Hey, pişt! Aa, hiç bakmıyo&#8230; Orda mısın?<br />
- Ha&#8230; A evet, ben bi lavaboya gideyim.<br />
- Peki ama hemen gel, ana yemek çok güzelmiş duyduğuma göre, soğutma&#8230;<br />
- Olur, geliyorum şimdi.</p>
<p>Lavaboya gitti, yüzünü yıkadı buz gibi suyla. Gevşetti kıravatını, baktı uzun uzun yüzüne, gözlerinin aynadaki aksine. Duramadı çıktı dışarı, restorandan uzaklaştı sessizce. Bir mesaj yolladı masada bıraktığı arkadaşlarına: &#8220;Beni beklemeyin, sonra görüşürüz&#8230;&#8221;</p>
<p><span id="more-3156"></span></p>
<p>Arabasını almamıştı bile. Düştü yola, bindi bir taksiye&#8230; Taksicinin &#8220;nereye?&#8221; sorusunun cevabı yoktu aslında. &#8220;Sür sen güzel kardeşim, sür şöyle&#8230;&#8221; &#8220;İyi de nereye?&#8221; &#8220;Sür Eminönü&#8217;ye&#8221;&#8230;</p>
<p>Düşüncelere daldı yolda. Her yerde bir telaş, bir koşuşturmaca vardı. &#8220;Sakin ol&#8221; dedi taksiciye, &#8220;acelemiz yok bizim, bırak koşturanlar koştursun&#8230;&#8221; &#8220;Peki&#8221; dedi taksici.</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Yemeyenler kalır naçar, gözlerinden kanlar saçar,<br />
Bu bir demdir, gelir geçer, duyamazsın demedim mi?&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Bilmediği bir şeyler düğümlendi boğazına, bilmediği bir yerlerden gelen hazan yeliyle. Bir demmiş hayat, geçti gitti farkındasızlık, uyku, eski sözün deyişinden &#8220;gaflet&#8221; ile. Otuz yıl nasıl bitti ya Râb hiç bilmeden, görmeden&#8230; Düşünceler kemirdi gözü, özü, köstebek oldu oydu ne varsa kalp denilen yerde, kan saçtı gönül gözü&#8230;</p>
<p>Geçip giden zamana, geçip giden günlere baktı taksinin camından, Boğaz&#8217;a bakıyorum diyerekten. Boşluğa düşmüş gibi hissetti anılarında kendini. Zenginlik ve konfor içinde, eğlence ve gülüşler yüzlerde, ama anılarda hep bir şeyler eksikti&#8230; Tuttuğu oruçta bir şeyler eksikti, Ramazan&#8217;da bir şeyler eksikti, iftarda bir şeyler eksikti. Ve eksilme devam ediyordu sürekli&#8230; Ruhu kumdanmış, rüzgarla parça parça uçup gitti sanki.</p>
<p>Dedik ya, bir dem hayat&#8230; Bir tutam gam&#8230; Sonunda vardı taksi Eminönü&#8217;ye, &#8220;şimdi nereye&#8221; dedi taksici. &#8220;Bilmiyorum&#8221; diyemedi, en iyisi inmekti, indi.</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Çıkalım meydan yerine, erelim Ali sırrına<br />
Can-ü baş hak yoluna koyamazsın demedim mi?&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Gezdi dolaştı, insanların yüzlerinde bir umut, eksik ruhuna bir çare aradı. Derdini bilmediğindendi dermansızlığı. Baktı kalabalığa, insanlara. Çıkardı attı kıravatını ve karıştı aralarına.</p>
<p>Eski püskü elbiselerinin içinde bir çocuk gördü su satan. Herkes iftar ederken çadırda, o almış bir ekmeğin ucunu hem kemirir kıtır kıtır, hem de su var, soğuk su diye bağırırmış. Yaklaştı yanına adam, bir su aldı.</p>
<p>- Çocuğum açsan niye çadırda yemek yemiyorsun?<br />
- Yedim amca ben, ama gelip hemen su satabilmek için çok hızlı yedim. Doymadığım için de bi parça ekmek daha aldım yanıma.<br />
- Neden böyle yaptın ki? Ne acelen var bukadar?<br />
- Şimdi diğer sucular da yemekte amca, onlar yokken satabildiğim kadar satmalıyım, yoksa herkes onlardan alır. Hem belki beni de kovarlar buradan.<br />
- Kaç yaşındasın sen?<br />
- On bir.<br />
- Baban ne iş yapıyor?<br />
- İnşaatta çalışıyor. Ama maaşı bize yetmiyor, ben de babama yardım ediyorum.</p>
<p>Gözleri doldu o minik gözlere bakarken ama gizledi. İftar saatinde ailesinin yanında değil de sokaklarda su satan bir çocuğun dramıydı belki onun izlediği ama çocuk hala etrafa gülümseyebiliyordu. Nerden bilsin baba evinden çıkmamış, bırak çocuk yaşı, hayatında sokakta bir şey satmamış, konfordan bir an ayrılmamış yürek o çocuğun gülümseyişini? Ona dramdır çocuğun hayatı, çocuğa ise sadece hayat.</p>
<p>Muhabbetleri koyulaştı gitgide ve dedi ki çocuk:</p>
<p>- Amca gel bi çayımızı iç.<br />
- Sağol evlat, sağol gelmeyeyim.<br />
- Neden gelmiyorsun, işin mi var?<br />
- Aslında yok. Ama annene babana zahmet vermek istemem.<br />
- Onlara zahmet olmaz, biz misafiri severiz.<br />
- Ama önce bir şartım var, bu suyun hepsini bana satacaksın.<br />
- Ama amca napıcaksın bu kadar suyu?<br />
- Sen orasına karışma.<br />
- Tamam al o zaman.</p>
<p>Gitmeden önce iftar çadırına gidip suyu iftarını açan tanrı misafirlerine dağıttılar, markete uğradılar, erzak aldılar. Eve geldiklerinde adam ne yapacağını bilemedi. Çocuğa dedi ki:</p>
<p>- Bak evlat, bugün öyle çok su sattın ki çok paran oldu. Sonra seni gören bir hayır sever adamın içi el vermedi bu saatte sokakta olmana, aldı senden tüm suyu hem de çok parayla. Sen de gittin bunları aldın marketten tamam mı?<br />
- Ama amca&#8230;<br />
- Aması yok, bana söz ver böyle diyeceksin. Bu yalan sayılmaz, sadece o adamın ben olduğumu söylemeyeceksin ailene. Adamın biri diyeceksin o kadar. Tamam mı, söz veriyorsan misafirin olacağım.<br />
- Peki söz veriyorum.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>- Selim nerede kaldın oğlum merak ettik seni.<br />
- Bir misafir getirdim baba.<br />
- Hoşgeldiniz buyurun.<br />
- Zahmet vermeyeyim size.<br />
- Olur mu öyle, Selim getirdiyse sizi zaten misafirimiz olmuşsunuz çoktan. O boş kimseleri getirmez. Hoş, getirse de misafiri çevirmeyiz.<br />
- Akşam akşam ama&#8230;<br />
- Olur mu efendim buyrun lütfen.<br />
- Peki.</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Dervişler harabât olur, Hak katında hürmet bulur.<br />
Muhabbet baldan tatl&#8217;olur, doyamazsın demedim mi?&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Çaylar içilirken adamın gözü ilk defa girdiği fakir ocağındaydı. Kendi evinden farkları sıralıyordu zihni kendi kendine. Burada nasıl yaşanır diyordu, bu karanlıkta, rutubette&#8230;</p>
<p>Kendini televizyonda görmekten sıkıldığı şu meşhur yardım programlarının içinde hissetti bir an. Bir kumanda tuşuydu onun için o programlar, şimdi ise sahnedeydi, başroldeydi. Hisler deryasında fırtınalara tutuldu gemisi, muhabbet koyulaştıkça battıkça battı, en son suya değdi yüzü. Tuzlu suya&#8230; Akmak isterdi yavaşça, soğumak isterdi çeneye varana kadar da, gizledi anında, lavabo molası istedi hapşuracakmış gibi.</p>
<p>Yüzüne vurdu suyu, kendine geldi. Ama farketti ki kendi, kendi değildi şimdi. Teravihe gidildi birlikte. Sohbet dinlendi, kader ya, konusu yardımlaşma, dayanışmaydı. Muhabbet öyle dokundu ki ruhuna, hüngür hüngür ağlamak istedi. Ama tuttu, abdest için, gurur için o dolu gözlerini.</p>
<p>Sonunda gece bitti&#8230;</p>
<p>- Güzel kardeşim beni misafir ettin, sağolasın, rıza bulasın.<br />
- Amin, hep birlikte bulalım inşallah.<br />
- Yarın gitme işe, bu verdiğim karttaki adrese gel. Artık daha güzel bir işin olacak.<br />
- Nasıl yani?<br />
- Sen dediğimi yap.<br />
- Peki.<br />
- Hadi Allah&#8217;a ısmarladık.<br />
- Güle güle&#8230;</p>
<p>Uzun zamandır ilk defa bu kadar hafifti, ilk defa içtendi evine giderken gülümsemesi. Eksikliği gördü kendinde, vakfetti geri kalan hayatını dayanışmaya, muhabbete.</p>
<p>&#8230;</p>
<p>İki gün öncesinde ise bir feryat vardı yaradana:</p>
<p>- Ya Râb, şuncacık çocuğumun eline baktırma beni, ağır gelir bana, korkarım kaldıramam deyi. Bir ferahlık ver ey sonsuz rahmet sahibi&#8230; Bilirim, işiten ve duaları kabul edensin&#8230;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>Sığ dilinden, sığ ilinden, anlattık görebildiğimiz yerinden derinleri. Basit kelimelere, en basit cümlelere gizledik deryayı, görenlere bizden selam gitti. Neden hep basit bu cümleler? Cafcaf, karmaşa, ilüzyon; popüler, okunur ve beğenilir değil miydi? Söyle dost, neden kelâm böyleydi! Çünkü hakikat yalındı, basitti&#8230;</p>
<p>Bir kelâm düştü Hakk katından, noktayı koyuverdi:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Koruyan ve sonsuz merhamet sahibi Allah&#8217;ın adıyla başlarım.&#8221;<br />
&#8220;Zamana yemin ederim ki insan hüsrandadır.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Ve ferahlatıldı ruhlar ardından:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler(iyilik yapanlar), birbirlerine hakkı(iyiliği,doğruluğu) ve sabrı tavsiye edenler hariç.&#8221;</em></p></blockquote>
<p>Biraz daha demlenmek adına şöyle buyrun,sağlıcakla da kalın efendim:</p>
<p><a  target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=ZLq_m3bOelI">Buradan</a></p>
<p><a  target="_blank" href="http://www.youtube.com/watch?v=HTihN_UqSSA">ve buradan&#8230;</a></p>
<p><em><strong>Yazar notu:</strong> Youtube bağlantılarını açamayanlar <a  target="_blank" href="http://www.atgozlugu.com/youtube-dns-ayarlari-ve-kesin-cozum/">şuradan</a> ayarları yapabilirler.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3156</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koş hanım koş, Mars gelmiş!</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=3151</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=3151#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2009 07:20:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[ortaya karışık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=3151</guid>
		<description><![CDATA[Evet yine bir 27 ağustos ve yine o klasikleşmiş haber: &#8220;Mars öyle yakın öyle yakın ki,kafam kadar görüncek bu gece,valla bak.&#8221; Ben bunu 2003&#8242;te duymuş ve çok da önemsememiştim açıkçası. Sonrasında ben duymadım ama meğer her iki senede bir birileri &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=3151">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://img142.imageshack.us/img142/7664/marsb.jpg" alt="" width="595" height="250" /></p>
<p>Evet yine bir 27 ağustos ve yine o klasikleşmiş haber: &#8220;Mars öyle yakın öyle yakın ki,kafam kadar görüncek bu gece,valla bak.&#8221;</p>
<p>Ben bunu 2003&#8242;te duymuş ve çok da önemsememiştim açıkçası. Sonrasında ben duymadım ama meğer her iki senede bir birileri çıkıp 27 ağustos günü gelince &#8220;Bugün Mars çok yakın olacak Dünya&#8217;ya,bunu sakın kaçırma! Bir dahaki yakınlaşma 2278&#8242;de&#8230;&#8221; gibi asparagas haber furyaları başlatıyorlarmış. Peki nereden çıktı bu olay ve neden bu hale geldi? Açıklayalım efendim:</p>
<p>Yıl 2003 ve Amerikan  Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi(National Aeronautics Space Administration-Genel kültür verisi :)),yani daha bilinen adıyla NASA tarafından bir açıklama yapılıyor. Açıklamaya göre Mars 27 Ağustos&#8217;ta Dünya&#8217;ya çok ama çok yakın olacak. Bu yakınlığın o tarihe özel durumu ise,60000 (yazıyla da altmış bin evet!) yılda bir bu yakınlaşmanın gerçekleşmesi. Daha doğrusu yakınlaşmanın bu kadar yakın gerçekleşmesi!</p>
<p>Ama tabi medya ve insanlar bu haberi nasıl algıladılar ve kulaktan kulağa nasıl bir çığ gibi büyüdüyse,haber başta bahsettiğimiz hale gelmiş sonunda. 60000 yılda gerçekleşen bir olayın bu kadar fırtına koparması elbette doğal ama atlanan bir ayrıntı var: Bu olayın çok benzeri yaklaşık her iki yılda bir gerçekleşiyor!</p>
<p><span id="more-3151"></span>Yaklaşık olarak her iki yılda bir,Dünya, Güneş etrafındaki yörüngesinde Mars&#8217;a tur bindiriyor. Bunu stadyumda koşan iki koşucunun durumuna benzetebilirsiniz. Eliptik bir pistte koşan sporculardan biri en iç kulvarda,diğeri ise en dış kulvarda koşsun. Yaklaşık olarak her iki turda iç kulvardaki dıştakine tur bindirsin. Tam tur bindirme anında iki sporcu da birbirine yaklaşacaktır. Ancak bu sporculardan içteki tamı tamına iki turda bir tur bindirme yapamadığı,bundan biraz daha hızlı koştuğu ve tam ikinci turunu tamamlamadan önce tur bindirdiği için,her tur bindirme anı,pistin farklı bir bölgesinde oluyor. Daha doğrusu tur bindirme anında karşılaştıkları nokta,aslında onlarla birlikte pistin etrafını küçük adımlarla dolaşıyor. Dıştaki sporcu Mars,İçteki sporcu Dünya dersek,her 60000 yılda o karşılaşma noktası,ilk karşılaştıkları noktaya geliyor.(Yamulmuyorsam Mars&#8217;ın Güneş etrafındaki turu yaklaşık 26 ayda tamamlanıyor.)</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://seds.org/~spider/spider/mars/Pics/mars0322diag_i.jpg" alt="" width="499" height="624" /></p>
<p>Yani aslında her iki yılda bir Mars&#8217;a tur bindiren Dünya,ona oldukça fazla yaklaşıyor. Ama tabi bu yakınlaşma elipslerin en yakın kesişim noktasındaki kadar fazla olmuyor. Ne kadar mı farklı oluyor peki? Örneğin 2005 yılının ekim ayında Mars&#8217;a olan uzaklığımız 69 milyon kilometreymiş. En yakın olduğumuz 2003 yılının 27 Ağustos&#8217;unda ise 56 milyon kilometrecik!</p>
<p>Mars&#8217;ın Ay kadar görünmesi ise tam bir saçmalık halini almış durumda.İlk duyduğumda eğer gerçekten çok ama çok yaklaşıyorsa belki olabilir dediğim bu olay,artık bana tamamen uzak geliyor. Bilim insanlarının açıklamalarına göre böyle bir şeyin gerçekleşmesi için Mars&#8217;ın yörüngesinden çıkması gerekiyormuş. Ayrıca o büyüklükte bir Mars gördüğümüzde bunun yer çekimsel etkileriyle Dünya&#8217;da çok ciddi farklılıklar oluşacağı ve belki de bu manzaranın hiç tadını çıkaramadan ölmüş olabileceğimiz gerçeği de ayrı bir konu olarak göze çarpıyor.</p>
<p>E peki yakınlaşınca nasıl gözüküyor? Aşağıda gördüğünüz şekillerde gözüküyor efendim. Tabir yerindeyse bir büyük yıldız gibi. Gökyüzünde hemen seçiliyor ve küçük bir teleskopla bile rahatlıkla gözlemlenebiliyor. 2003 yılında bu gözlem daha rahat yapılabilmiş tabi.</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.crh.noaa.gov/gid/images/photogallery/miscellaneous/picture08.jpg" alt="" width="499" height="374" /></p>
<p>Evet efendim,böyleyken böyle.Sürü postaların gücüyle Danone,CocaCola,Ariel gibi yabancı firmalar asılsız bilgilerle bile olsa önemli derecede zarar ettirilebilinmiş ve belki de kimileri için bu durum iyi olmuş olabilir.(Ben de yabancı firmalar kazansın istemem ama yine de dürüstlükle yapılmalı bu işler.) Resmi kaynaklara güvenmeyip,hala o elektronik postalara aranızda inananlar da olabilir.Ama lütfen,siz siz olun,her &#8220;sürü posta&#8221;,&#8221;sürü mesaj&#8221; ,&#8221;yürü posta,&#8221;yuh be baba&#8221; furyalarına katılmadan,inanmadan önce,olayın aslını bir araştırın. Bir nebze olsun gecenize ışık tutabildiysek hamd ola,kusurumuz var ise de affola. Sağlıcakla kalın efendim&#8230;</p>
<p><strong><em>Yazar notu: </em></strong></p>
<p><em>Bilgilerin önemli ölçüde derlendiği kaynakların linkleri şunlardır:</em></p>
<div><em>http://science.nasa.gov/headlines/y2003/18jun_approachingmars.htm</em></div>
<div><em>http://www.nasa.gov/vision/universe/watchtheskies/18jun_approachingmars.html</em></div>
<div><em>http://science.nasa.gov/headlines/y2005/27may_approachingmars.htm</em></div>
<p><em><a href="http://science.nasa.gov/headlines/y2003/25aug_closeencounter.htm">http://science.nasa.gov/headlines/y2003/25aug_closeencounter.htm</a></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=3151</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>git yanına pazar eyle&#8230;</title>
		<link>http://www.bitlilimon.com/?p=2899</link>
		<comments>http://www.bitlilimon.com/?p=2899#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 09:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kasyacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.bitlilimon.com/?p=2899</guid>
		<description><![CDATA[Önce buradan buyrun&#8230; Minik gözlerimden bir tutam uyku düşmüş, Hasedi uykumdan önceki kitabaymış. Küçük aklımın dünyası büyükmüş, Dönmüş gelmiş, susmuş ve dinlemiş&#8230; &#8220;Yüce Hakan sefere gitmiş. Bilge Hatun dokuz doğurmuş. Dokuz oğlan beş yaşına gelmiş. Dokuzu birden kılıç kuşanmış.&#8221; Tarihimin &#8230; <a href="http://www.bitlilimon.com/?p=2899">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bitlilimon.com/wp-content/barmano.jpg" alt="Barış Manço" title="Barış Manço" width="595" height="250" class="aligncenter size-full wp-image-2940" /></p>
<p><em>Önce <a href="http://www.youtube.com/watch?v=0EyQ_LxQxUg&amp;feature=PlayList&amp;p=C262AA04B749C661&amp;playnext=1&amp;playnext_from=PL&amp;index=26">buradan buyrun&#8230;</a></em></p>
<p>Minik gözlerimden bir tutam uyku düşmüş,<br />
Hasedi uykumdan önceki kitabaymış.<br />
Küçük aklımın dünyası büyükmüş,<br />
Dönmüş gelmiş, susmuş ve dinlemiş&#8230;</p>
<p>&#8220;Yüce Hakan sefere gitmiş.<br />
Bilge Hatun dokuz doğurmuş.<br />
Dokuz oğlan beş yaşına gelmiş.<br />
Dokuzu birden kılıç kuşanmış.&#8221;</p>
<p>Tarihimin sayfaları masallara karışmış.<br />
Kahramanlar ve hikâyeler küllerinden canlanmış.<br />
Üç boyutlu gözlükle içlerine bir ben dalmış,<br />
Yunus&#8217;u da bilmez iken içte bir ben varmış.</p>
<p>Karanlıkmış gece ve minik aklım<br />
Hasretmiş ışığın zerresine.<br />
Gözümü kapatıp dalarken rüyalar ülkesine,<br />
Dönmüş gelmiş, susmuş ve dinlemiş&#8230;</p>
<p><span id="more-2899"></span></p>
<p>&#8220;Sırma saçlı kırk güzel gelmiş.<br />
Levent boylu kırk yiğide varmış.<br />
Düğün dernek kırk gece sürmüş.<br />
Kırk deve, kırk koyun kurban kesilmiş.&#8221;</p>
<p>Nerde ne kadar acı varsa,<br />
Çocuktanmış belki, çocukluktanmış.<br />
Çocukken sevgiyle dolmayan yürek,<br />
Meğer hiç bir zaman dolamazmış.<br />
Bir masal kadar kolayken anlatmak sevgiyi,<br />
Niceleri masalsız kalmış.<br />
Ruhum kaçmış, ruhum uçmuş,<br />
Sonunda kürkünden de olmuş,<br />
Dönmüş gelmiş, susmuş ve dinlemiş&#8230;</p>
<p>&#8220;Avucuma bir kuş konmuş.<br />
Biri tutmuş kanadın yolmuş.<br />
Biri kesmiş, öteki yemiş.<br />
Garip Barış hani bana demiş.&#8221;</p>
<p>Serçe parmağın öksüzlüğünde,<br />
Kim bilir kaç gece aynı oyunla uyunmuş.<br />
Masummuş oyunlar, masallar ama<br />
Susmuş gün gelip anlatanlar,<br />
Gönüller gerçek dedikleri acıyla yoğrulmuş.<br />
Ne kardeşlik kalmış, ne yiğitlik,<br />
Kurtlar sofrasında sevgi koyun olmuş.<br />
Bir Barış varmış masalları anlatan,<br />
Gün gelmiş o da toprak olmuş&#8230;</p>
<p><strong>Yazar notu (Açıklama ve yorum):</strong></p>
<p>Barış Manço&#8217;nun &#8220;Nazar Eyle&#8221; isimli şarkısında &#8220;Nazar eylemek&#8221; ve &#8220;Pazar Eylemek&#8221; ile anlatılan bölümle ilgili internette küçük bir araştırma yaptığımda da Manço&#8217;nun kendi ağzından bir açıklamaya rastlayamadım. Ancak bu bölümün anlamıyla ilgili kişisel yorumum şöyle:</p>
<p>Pir Sultan Abdal&#8217;ın şöyle bir şiiri var:</p>
<blockquote><p><em>Önüme bir çığır geldi<br />
İndim gittim şehr içinde<br />
Arifler bir dükkân açmış<br />
Ne ararsan var içinde<br />
Var dükkâna pazar eyle<br />
Hışmın çoktur hezar eyle<br />
Aya güle nazar eyle<br />
Ay Ali&#8217;dir nur içinde<br />
Ayın âlimi Muhammed<br />
Okunur doksan bin ayet<br />
Balıklar da suya hasret<br />
Çarkı döner göl içinde </em></p></blockquote>
<p>Bu derin şiire şarkıda ithafta bulunulmuş olabilir. Ariflerin dükkânında (bilenler meclisi) pazar eylemek, oradan, o bilgi deryasından alabildiğini almaktır bana göre. Nazar eylemek de kelimenin anlamlarından gidilerek şöyle düşünülebilir: Nazarın bir anlamı &#8220;bakmak&#8221;tır, diğer bir anlamı ise eskimiş bir konu üzerinde düşünmek, fikir yürütmektir. Şiirde anlatılan &#8220;aya güle nazar etmek&#8221; Hz. Muhammed&#8217;e(güle) ve Hz. Ali&#8217;ye(aya) fikren bakmak, onların sözlerini ve davranışlarını düşünmek, onları bir nevi &#8220;görmek&#8221;tir.</p>
<p>Özetle Barış Manço&#8217;nun bence şarkıda bu bölümle ilgili anlatmak istediği iki şeyden; birincisi &#8220;Nazar eyle, gel yanıma pazar eyle&#8221; diyerek &#8220;Söylediklerime bir bak, bana bir bak, bir düşün. Sonra gel anlattığımızdan bir şeyler al, öğren.&#8221; olabilir. Benim ilk olarak anladığım budur.İkinci olarak da Pir Sultan Abdal&#8217;ı ve onun bu dizelerini hatırlatmak amacıyla söylemiş olabilir.</p>
<p>Genelde boş konuştuğu pek görülmemiş olan Barış Manço&#8217;nun, özellikle yazdığı <em>Halil İbrahim Sofrası, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, Süleyman</em> gibi şarkılarıyla mesaj kaygısı da taşımış olmasından yola çıkılarak, böyle alakasız görünen iki dizeyi şarkısına sırf nakaratı doldursun diye yazmayacağı açıktır. Diğer şarkılarının arasında biraz da unutulmuş olan ve diğer bazı şarkılarıyla birlikte kendisinin bir halk ozanı olduğunu bana düşündürten şu şarkısı da gerçekten derin anlamlıdır:</p>
<blockquote><p><em>Of of&#8230;<br />
Gözümde yaş görseler<br />
Erkek ağlar mı derler<br />
Gökler ağlıyor dostlar<br />
Ben ağlamışım çok mu?<br />
Rahmet yağarken dostlar<br />
Ben ıslanmışım çok mu?</em></p>
<p><em>Ali yazar, Veli bozar<br />
Küp suyunu çeker azar azar.<br />
Üzülmüşüm neye yarar?<br />
Keskin sirke küpüne zarar.</em></p>
<p><em>Of of&#8230;<br />
Bir gün dönsem sözümden<br />
Düşerim dost gözünden<br />
Dünya dönüyor dostlar<br />
Bir sözden dönsem çok mu?<br />
Devran dönüyor dostlar,<br />
Ben dönmüşüm çok mu?</em></p>
<p><em>Of of&#8230;<br />
Barış yolun sonunda<br />
Yürü demek boşuna<br />
Hayat duruyor dostlar<br />
Ben durmuşum çok mu?<br />
Yaşam bitiyor dostlar<br />
Ben bitmişim çok mu?</em></p></blockquote>
<p>Ve tabi bunu da yazmazsam büyük ayıp etmiş olurum:</p>
<blockquote><p><em>Kendimi bildim bileli yollarda tükettim koskoca bir ömrü<br />
Bir uçtan bir uca gezdim şu fani dünyayı<br />
Okumuşu cahili yoksulu zengini hiç farkı yok hepsi aynı<br />
Sonunda ben de anladım Hanya’yı Konya’yı</em></p>
<p><em>Sanki insanlık pazara çıkmış ekmek aslanın ağzında<br />
Bir sıcak çorba içer misin diyen yok<br />
Dört duvarı ören çatısını kapatıp içerden kitlemiş kapıyı<br />
Bir döşek de sana serelim buyur diyen yok</em></p>
<p><em>Tek bir soru:<br />
Hemşerim memleket nire?<br />
Bu dünya benim memleket.<br />
Hayır, anlamadın hemşerim esas memleket nire?<br />
Bu dünya benim memleket.<br />
Tövbe tövbe tövbe…</em></p>
<p><em>Kardeşlik ve eşitlik üstüne uzun uzun nutuklar çekip<br />
Niye senin derin benden daha koyu diyen çok<br />
Kaşının altında gözün var diye silahlanıp ölüme koşarken<br />
Kalan dul ve yetim ne yer ne içer soran yok</em></p>
<p><em>Barış garibim bulamadı çözümü oturdu etti bunca sözü<br />
Gelin hep beraber anlaşalım diyen yok<br />
Zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız<br />
Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok&#8230;</em></p>
<p><em>Tek bir soru:<br />
Hemşerim memleket nire?<br />
Bu dünya benim memleket.<br />
Hayır, anlamadın hemşerim esas memleket nire?<br />
Dedim ya yahu!<br />
Bu dünya benim memleket.<br />
Tövbe tövbe tövbe…</em></p></blockquote>
<p>Şarkılarıyla büyütene selam olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.bitlilimon.com/?feed=rss2&amp;p=2899</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
