
geçen akşam telefonum çalıyor, yengenize dedim ki “hanım şu telefonu ver” baktım uyuyor topuğumla hafif şiddetle bi depçik atarak uyandırdım. “versene şu telefonu kadın!” dedim. malum bi dakkadır bağırıyor telefon hemen açtım.
“alo buyrun”
“hocam rahatsız etmiyorum inşallah”
“kimsin evladım sen?”
“hocam beni hatırladınız mı, serat ben sizin yönetimizideki yurtta kalmıştım bi sene”
“hmm, dur bakayım… hmm”
“hocam hani her hafta görmeden edemezdiniz, disipline uğramazsam ben de rahat etmezdim hani?”
“şu çakır oğlan? tamaan şimdi çıkardım 273 654 7657 87 numaralı seraat! seni unuturmuyum vitaminsiz şey”
Okumaya devam et →
müdüriyet kategorisine gönderildi
|
etrafa anlamsız bakışlar fırlatırken bir yandan da oldukça tedirgindi. dile kolay, hiçbir şey hatırlamıyordu. tam bu sırada iki tane hemşire bir de doktor belirdi yanıbaşında. boşboş baktı gözlerine. sonra zorla da olsa sordu; “burada ne işim var?” uzun boylu ince olan doktor alaycı bakışlarla,
- hastahanedesin
- onu bende görebiliyorum salak! neden buradayım onu soruyorum!
doktor bu sert çıkış sonrasında hemşireye dönerek “şu çok akıllıya bir sakinleştirici vurun da kendine gelsin” dedi. temizlikçi birden parladı, “o iğneyi bana vurmaya kalkarsanız bu hastahaneyi başınıza yıkarım!” hemşire doktoru odadan gönderdi ve temizlikçinin yanına geldi. “sen ne kadar ilginç birisin böyle. geçmişine dair hiçbir şey hatırlamıyorsun ama çok hırçınsın.” dedi. kızın cam mavisi gözlerine baktı ve, “kim getirdi beni buraya” dedi. “çalıştığın şirketten getirdiler”… tam bu sırada 3 tane doktor girdi içeriye. temizlikçiye baktılar ve “sana bir dizi test yapmamız gerek” dediler. “peki ne zaman hatırlayacağım ve bana ne oldu?” “tüm bu soruların cevaplarını testlerden sonra alacaksın”. bir an düşündü ve ne olduğunu anımsamaya çalıştı. ama zihninde tek bir kare bile yoktu. zaman kazanmak için doktorlara, “tamam ama beni bir beş dakika yalnız bırakın” dedi. herkes odadan çıkarken demin kendisi ile konuşan hemşireye “siz kalırmısınız?” dedi. herkes çıktı. o kız hariç. “bana ne oldu tam olarak?” “işten çıkarken kafana avize düşmüş”. kafası iyice karıştı. basit bir avize düşmesi sonucu 3 tane doktor neden başına dikilip test yapmak istemişti ona? bu işte bir terslik olduğunu anlamıştı…
Okumaya devam et →
edebiyat kategorisine gönderildi
|

ay başıma gelenler…
nazara inanırmısınız bilmem.
ben inanırım ve her tür nazar ritüellerini bilirim ve hayatımı buna göre idame ettiririm…
şeytanın kulağına şarjörlerce mermi sıkarım, tahta namına ne bulursam tıklatmadan geçmem, tütütü diyip bütün tükürük bezlerimi faaliyete geçiririm, çörek otu, tuz ve bilimumum baharatı ocakta yakar, çatlatır, her türlü kem göze karşı ssk’mı kendimce yaparım. ama ne var ki yine de işe yaramadığı oluyor. genellikle bende acayip bir cam kırma hadisesi var. niye ya!? ofiste 12′li çay bardaklarından 3, su bardaklarından 4, hahve bardaklarından da 2 tane kaldı. hepsi de çay bardağı gibi 12′lik idi. ama gel gör ki ofiste bardak çanak namına birşey kalmadı. sırf bu yüzden bir gün beni kovacaklar hissediyorum. gerçi her bir kırdığım bardakta ofiste bir bayram havası esse de, yerine yenileri alınmamakta. yakında su içmeye gidecekler ve hiç bardak kalmamış… hatta sürahi de kalmamış. işte o gün benim bu ofisteki son günüm olacak… tahminlerime göre bu hızla devam edersem 1 aya kalmaz işsizler kervanına katılacağım. soranlara bardaklardan olduğunu söylesem mi acaba tam emin değilim…
şekilde gördüğünüz bardağı dün itina ile kırmış bulunmaktayım ve içindeki suyla da bir duş almış…
şimdi sevgili bitli arkadaşlarım, kadim dostlarım, abilerim, ablalarım. bir fikir teatisin de bulunalım…
siz bildiğiniz nazara karşı çeşitli yöntemleri bana söyleyin, bende size patlayan camdan zıplayan kaynarsılar vücudunuza geldiğinde uyguluanacak yanık tedavisi, ucuz züccaciye mağazaları hakkında bilgi aktarımında bulunayım… bitli bitli dayanışalım istiyorum…
saygılar, sevgiler, şeytan kulağına kurşunlar… esen kalınız efendim…
arıza haller durumu kategorisine gönderildi
|

kendine görünüş olarak siyahı seçen, karanlıklarda görünmeyi boynunun borcu bilen biri; hayattan beklentilerini minimuma çekip, sadece -tabiatı gereğince- nefes alıp vermeye devam etmektedir…
- ya bu mc donaldsın kahveleride pek iç açıcı, ilham verici gelmedi be hacı..
ayrıca karşı masada ufak bi kız çocuğu oturuyo, Allahım ne tatlı şey bu! küçük adımlarla koşuşunada bak hele şunun!
Okumaya devam et →
hayatın böğründen kategorisine gönderildi
|

Gözlük kullanan herkes gibi bende hayatında hiç gözlük kullanmamış insanların bitmek bilmeyen soru ve tuhaf tavırlarıyla karşılaştım (karşılaşıyorum). 12 senedir gözlük kullandığım için o kadar çok tecrübe yaşadım ki artık bu insanları kategorize edebiliyorum. Şöyle ki:
Şakacılar
(gözlüğümü çıkarır çıkarmaz)
- (eliyle iki yaparak) kabak bak bu kaç eheheh
- hehe ( :s )
Dörtgöz şakası ve türevlerini burada yazmayı gerekli görmüyorum.
Şaşkınlar
- gözlüğünü çıkartır mısın n’ooolur, lütfeenn
- ehi o kadar yalvarmana gerek yok ya çıkarırım
- ee sen şimdi beni görüyo musun?
- evet!
- nası yaa… o zaman bu kaç? (inanmadı gördüğüme)
- iki
- e sen görüyosun ya (evet, ne sandın yıllardır kandırdım sizi)
- hehe
Okumaya devam et →
hayatın böğründen kategorisine gönderildi
|