Kahraman – Hem Katil, Hem Maktül

murder and suicide by samhal

Ey okuyucu! Bu okuduğun,o üç beş satırlık sıradan yazılardan değil! Bu öylesine sayfa doldurmak için yazılmış da değil! Bu hissedilerek yazılmış ve hissedilerek okunacak bir yazı! Bu beklediğinden uzun, beklediğimden kısa bir yazı! Tahammülün yoksa kelimelerime, hiç okuma! Ya da oku ve hisset benimle… Hisset ve unutma!

Max Payne isimli oyunun çello yoğunluktaki tema müziği* eşliğinde dokundu kâtip klavyeye…

Kahraman düştü yavaşça dizlerinin üstüne… Haykırıyordu ailesinin yanmış bedenlerinden dolayı gök yüzüne… Melekler bile titredi gırtlağının değil, yüreğinin sesiyle…

Eğer dünyada huzur için hiç bir umut kalmamışsa…
Eğer kararmışsa ortalık ve kıvılcımlık bile ışık yoksa…
Eğer kaybetmişsen her şeyi, kazanacak gücün yoksa…

Kurşunun bu dünyayla ruhun arasındaki bağlantıyı kesmesine ramak kalmıştır…
An dediğin bir takımdır, ramak ise en golcü oyuncun…

Ve kahraman golü yemek ile topun direkten dönmesi arasındaki arafta, sigaradan süzülen bir zamanların besini karbonun, şimdiki zehir halli moleküllerinin saliseler içindeki yer değiştirme şölenleri arasında…

Ve kızıl ışık sigaranın ucundan sıyrılıp kahverengi irisli, mükemmel organik kameraların odağında…

Ve kahraman yaşam ile ölüm arasında…

Çekiyor tetiği de tutukluk yapıyor silah o minik ramakta…

Ama anlatılan klasik bir durum vardır: Silahla intihar eden, tetiği çekmeden çok ama çok küçük bir an önce ölmüştür aslında… Bedenen değil belki ama o andan itibaren zihnen ölüdür o kişi aslında…

Kahraman artık sevgisizdi…
Kahraman artık acımasızdı…
Kahraman artık ne huzuru arıyor, ne de huzursuzdu…
Kahraman artık kim olduğunu bile bilmiyordu…

Ona dair tüm cümleler, tüm hayaller… Tüm “yaşam” dedikleri zaman öldürme eylemi, onun bedeninden adeta çekilip gitmişti… Bir adı, bir de geçmişi kalmıştı… Ama o ikisini de hatırlamak istemeyecekti…

Kahramanın şanssızlığı zihnen ölüp bedenen hayatta kalmasıydı…

Zalimlerin şanssızlığı arafta o bedeni bekleyen asi meleğin, sonunda bedeni devralmasıydı…

Bavulunu topladı ve karanlık sokağa çıktı… Artık narin değildi, üşümüyordu. Artık karanlık izbe sokaklardan korkmuyordu… Artık hiç bir şeyi umursamıyordu…

Ama o bir hayalet değildi ve karanlığın ilgisini sonunda çekti… Bir zombi edasıyla yaklaştı ellerinin derisi soğuktan kurumuş, bedeni burada, kendi boşluğun dipsiz karanlığında mis gibi tiner kokan genç… Elinde bıçak vardı…

Kahraman heyecanlanmayı bekledi… Olmadı… Diğerlerinin de yaklaştığını hissetti, korkuyu aradı bedeninde, bulamadı… Öldürülmek istiyordu belki de…

- Bende sadece bu çökmüş beden var… O da işine yaramaz…
- Elindeki kolyeyi ver o zaman ve saatini!

Eline sıkıştırdığı karısına aldığı peri figürlü kolyeydi tinercinin bahsettiği. O bile unutmuştu elinde olduğunu. Sanki birden biri onu eline ışınlamış gibi şaşkınlıkla baktı eline… O anda kaptı tinerci kolyeyi… Birden sinirlendi kahraman:

- Ver lan onu it!
- Ne diyosun lan sen şerefsiz!…

Küfürleşme başladığı anda diğer iki tinerci de çoktan yakına gelmişti… Kahraman kolyeyi almak için boğazına sarıldı tinercinin ve o hışımla az daha parmakları gırtlağını delip soluk borusuna gömülecekti… Kolyeyi aldı ama diğer ikisi çoktan yakınında bitmişti… Birden koşmaya başladı kahraman, arkasından gelmezler sanmıştı… Ama arkasını döndüğünde artık beş kişilerdi ve gayet de iyi koşuyorlardı…

Hızla şimşekler çakan aklında kahraman hala bir korku, kızgınlıktan başka bir his arıyordu ve orada olması gerekenlerden biri de “acıma”ydı… Çünkü hala belinde bir silah vardı… O hissi kısa bir süre daha aradı ama bulamayınca elini beline götürüp diğer elini de arkasına bağlamış gibi yaptı. Birden döndü ve durdu. Şaşırdı tinerciler, bir anda duraksadılar…

- O ne lan, hayvan herif, nereye kaçıyosun, şimdi seni…

Kahraman kendisinin ya da bunu duyacak herhangi birinin düşünemeyeceği, hatta hayalini bile ilk anda gözünün önüne getiremeyeceği bir soğukkanlılıkla hazırladığı silahını doğrulttu en öndekine ve ateş etti…

Tinerciler ise donup çakıldılar sanki oldukları yere… Ama kahraman düşünmelerine bile fırsat verecek kadar beklemeden şarjörün yarısını dört tinerciye boşalttı ve refleks olarak kendini yere atıp “napıyorsun lan!” diye şuursuzca bağıran tinerciye döndü:

“Temizlik yapıyorum…”

Son kurşunu yerdeki tinercinin kafasına sıktı ve hızlı adımlarla uzaklaştı…

Suçluluk duygusu, acıma, pişmanlık… Nasıl olur da bunlar oluşmazdı kalbinde, aklında? Oluşmadı…

Sadece gitti uzaklara… Kendini eğitmek için, güçlenmek için, yenilmez olmak için… Yeni hayatında tek keşfettiği duygu “hırs”tı… En azından o an için…

* (Şehr-i Kasya’daki müzik kutusunda mevcuttur…)



kasyacı hakkında

Birdir bir oynayan çocukluğu hala zihninin bir köşesinde takılımş bozuk bir plak, büyüdüğünü anlayamamış, gücü olsa adalet dağıtmakla israf edecek saçma kişilik... Ha bi de, kasya şehrinin gardiyanı... (bkz. Şehr-i Kasya)
Bu yazı kahraman kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

7 yorum var

  1. Arzu Breda der ki:

    Selam Kasyacı,

    Kontrol panelimdeki takip ettiklerim sayfasında, başlık ve ilk cümleyi okuyunca, burada okunulası bir yazı var dedim.

    Gerçekten de, beklediğimden de etkileyici ve kişinin duygularını altüst eden bir eser. Duygusuzlaşmak işte böyle bir şey olmalı. Hangi tür duygu olursa olsun. Bizlerin kendi dar düşüncelerimizle iyi ve kötü diye kalıplara soktuğumuz tüm duygular. Bunların tümü her insanda mevcut olmalı. Ancak o zaman insan olmanın anlamı değeri ortaya çıkar.

    Eserin yazarına ve bunu klavye eşliğinde dokuyan sana çok teşekkürler. Ellerine, yüreğine ve ruhuna sağlık diliyorum.

    Sevgiyle ve sevdiklerinle kalman dileklerimle…

  2. kasyacı der ki:

    Merhaba arzu,

    Öncelikle yazımı beğenmene sevindim ve övgü dolu sölerine teşekkür ederim. Ancak bir bölümü anlamadım yorumunda: “Eserin yazarına ve bunu klavye eşliğinde dokuyan sana” derken ne demek istedin? Bunun yazarı zaten benim ama sanki iki kişi varmış gibi söylemişsin de anlayamadım :blink:

    Bu arada biliyor musun bilmiyorum ama kahraman bir yazı dizisi. Ben Şehr-i Kasya’da başlamıştım burada devam ediyorum… Daha önceki yazılarıma üstteki “kasyacı” yazısından ulaşabilirsin… (yazar adına tıklayarak yani)

    Yorumun için tekrardan teşekkürler… :happy:

  3. Arzu Breda der ki:

    Selam Kasyacı,

    Çok çok özür dilerim. Ne kadar düşüncesizin biryim ben. Gerçekten senin olduğunu anlamadım ve başka bir eserden beğendiğin bölümü yayınladığını düşündüm. Ne kadar büyük bir pot kırdığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Şu an bı satırları yazarken, ne kadar utandığımı anlatamam sana.

    Ancak, bu durum senin bu yazına verdiğim değeri, kat be kat arttırdı. Senin hiç bir yazını kaçırmamam gerektiğini bana öğretti.

    Yazını yanlış değerlendiğim için tekrar özür dilerim. Ellerine, yüreğine ve beynine sağlık diliyorum. Başarıların daim olsun… :))

    Sevgiyle ve sevdiklerinle birlikte kalman dileğimle…

  4. kasyacı der ki:

    aa kesinlikle öyle düşünme. ben utandırmak için söylemedim. :blush: ilk defa okuyorsan bilmiyor olman gayet normal… :wink:

    iltifatların için de çok ama çok teşekkür ederim… Her zaman ziyaretimize gel lütfen… :happy:

    Görüşmek üzere… :smile:

  5. Arzu Breda der ki:

    Selam Kasyacı,
    Anlayışın için çok teşekkür ederim. Senin sözlerin elbette utandırmak için söylenmiş sözler değil, fakat ben kendi durumum için kullandım.
    Aslında beni yanıltan, şu sözleri üstünkörü okumam oldu; “Max Payne isimli oyunun çello yoğunluktaki tema müziği* eşliğinde dokundu kâtip klavyeye…” Buradaki Max Payne ismini, senin yazının sahibi ve yazıyı da onun oyunundan bir bölüm olarak algıladım. Hatam ondan kaynaklandı. Halbuki, iyi okumuş olsam, senin yazıyı yazarken dinlediğin müzik olduğunu anlayacaktım. Bu durum da meydana gelmeyecekti.
    Neyse, bu yanlış anlamada da bir hayır vardır. Ben bu şekilde yaptığım yanlışlıklar ve hataları da hayra yoran biriyim.
    Bugün bu ikinci özür dileyişim. Umarım başka hatam olmazda başka özür dilemem gerekmez. :cheerful:
    İlgi ve alakana çok teşekkürler… :smile:
    Görüşmek üzere,
    Sevgiyle kal…

  6. kasyacı der ki:

    Ey sevgili arzu,

    bu özürlerin hiç birine gerek yoktu ki… :happy:

    bu arada ilgin için asıl ben teşekkür ederim… hem de çok ama ÇOK teşekkür ederim. çünkü gördüğün üzere yazıma tek ilgi gösteren sensin. bu yüzden bu özel teşekkürü borçluydum sana…

    sadece sen ilgi göstermen bile bu yazıyı acayip değerli yaptı benim gözümde. sadece bu bile bu yazı dizisine devam etmem için yeterli. ama bir gün o ilgiyi sen de göstermezsen ne olur bilemem… :ermm:

  7. nurcan der ki:

    slm ben kosovali nurcan :angel:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

:angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: