
Nefesini tuttu…
Tıpkı ilk öğrendiği andaki gibi…
Ayrıldı ruhu birden bedeninden…
Çıktı yükseğe de izledi kendini…
Önce betonları aştı, sonra gecenin siyahında gezdi… Ağaçların rüzgarla titreşen yapraklarına değdi… Titreşim minik bir senfoniydi… Senfoni uzaklaşırken ruhuna, o duymasa da gerçekte kokuyu, sanki burnunda hissetti…
Tüm bu beton yığınlarının içinde, en güzel şey o yalnız ağaçtı…
Kokusunda yılların verdiği erdem,
Yapraklarında garip bir hüzün,
Kabuğunun kıvrımlarında hayatın izleri,
Ve yeşilinde…
Yeşilinde hayatın ta kendisi vardı…
Milyonlarca nano-robot bir ağaç etmişti ve bu robotların çalışmasına hayat demişlerdi… Bir böceğin yapı taşları da benzerdi ağaçla ve böcek ölmüştü… Böceğin üzerindekiler ağaca geçti… Ağaç ise hayatta… Peki o zaman böcek gerçekten ölmüş müydü?
Ölüm ve hayat…
Bir alim demişti ki enerji yok olmaz, sadece şekil değiştirir…
Başka bir alim demişti ki ruh ölümsüzdür…
Ve bir başkası da dedi ki; ruh bir enerjidir ve bu yüzden ölümsüdür. Tek gideceği yer bu yüzden kaynağının ta kendisidir…
Ama bu sonuncuyu söyleyen bir alim değildi…
Kahramanın ruhu geçti caddeyi… Aktı altındaki tek tük arabanın sokağı daha da aydınlatan ışıkları içinden…
Kahramanın eli tetiğin metalini okşuyordu bu sırada…
Ruhu uzandı cadde boyunca ve ulaştı uzaktaki büyük binaya. Tırmandı aynalı camları ve çıktı en üst katına… Geldi hedefle gözgöze ve sanki bir vakum oluştu kahramanın gözünü dayadığı silah dürbününün içinde. Birden çekti sanki o vakum ruhu da girdi kahramanın gözünden içeri, bıraktığı nefesle…
Tetik hazırdı çekilmeye.
Katil hazırdı Azrail’i çağırmaya.
Ve tam patlatıldığında boğazda düğün havai fişekleri, karıştı silahın sesi onlarla birlikte sonlu bir sonsuzluğa…
Anında kalktı kahraman yerinden. Sanki çok normal birşey yapmış gibi sakince topraladı eşyalarını ve tüm kalıntıları yok etti. Çıktı gitti hırsız gibi girdiği boş evden.
Korku… Bu duyguyu hatırlamıyordu…
Heyecan? Adrenalin kalmamış gibi davranıyordu vücüdu…
Aşırı sakinliğini görünce, ev yolunda (ne kadar ev diye bir yer bilmese de orayı kendine) araba kullanırken, huzur dolu bir müzik açtı ve gitti yine eski günlere:
Sağanak yağmur vardı. Evin dışındaki, ona huzur veren rüzgâr çanları bugün biraz fazla çınlıyordu. Gök gürültüsü her çocuk gibi kızı Elif’i de korkutmuştu. Onu yatağına götürmek zordu o gece. Ama sonunda ikna olmuştu ve başucundaki ışık yanacaktı ve o uyuyana kadar babası onunla kalacaktı. Uyku öncesi sohbeti başladı…
-Baba, gökyüzünden ve karanlıktan korkmamanın bir yolu var mıdır?
-Korkunun ne olduğunu anlatabilmek o kadar zor ki bebeğim.
-Ben korkmak istemiyorum karanlıktan ve gök gürültüsünden.
-Bir korkuyu yenmenin en iyi yolu, o korkunun içine girmek ve korkulacak bir şey olmadığını görmektir. Karanlıktan korkuyorsan kendini zorlayarak karanlıkta yatmalısın. Gök gürültüsünden korkuyorsan,yalnız başına gök gürültüsünü dinlemelisin.
-Ama ondan korkarken bunu nasıl yapıcam babacım?
-Sana neyin, neden zarar vermek istediğini,ya da isteyeceğini düşün. Karanlığın içinde olduğunu sandığın tüm yaratıklar aslında zihninin içinde ve küçükken uyumadığın zamanlarda, uyumaya zorlamak için korkutulduğun ya da masallarda duyup aklında canlandırdığın şeyler. Tüm canlılar ölümden ya da canlarının acımasından korkar. Bu vücudun kendini korumak için yaptığı basit bir davranıştır.
-Ne yani, masallar yüzünden mi korkuyorum?
-Hayır bitanem, canını birilerinin acıtmak istediğini düşündüğün için korkuyorsun. Korku insanın elini ayağını bağlar. Korku seni sen olmaktan çıkarır. İnsanlar yaptıkları en salakça şeyleri korku anında yaparlar. Ama ilginç bir şey de var ki, bir çok insan korkusunun kaynağını bilir ama onunla yüzleşemez. Ta ki mecbur kalana dek…
-Ben de mecbur kalıcak mıyım?
-Bence bunu sonra konuşmalıyız… Yoksa birazdan uyku canavarını çağıracağım.
-Baba!! Çok kötüsün!
-Baban çok kötü bir adam. Ondan korkmalısın sen önce! Ha ha ha!Ve bu kötü adam şimdi seni yiyceek!! Grouww…
(küçük bir boğuşma ve gülüşmeden sonra…)
-Sen mi kötüsün? Sen dünyanın en tatlı babasısın!
-Sen de en tatlı kızı… Hadi bakalım uyuyalım şimdi. Yarın okul var biliyorsun.
-Yaa evet, off… Gitmesem yarın, hasta olsam falan?
-Babasının kızı nolcak! Yok hanfendi öyle bir şey. Yarın okula gidilecek.
-Off… Tamam.
-Aferin benim kızıma…
-Şeyy… Baba…
-Efendim canım?
-Seni çok seviyorum, bizi hiç bırakma tamam mı!
-Ben de seni seviyorum tatlım ama nerden çıktı bırakmak falan?
-Çıktı işte. Karanlıktan korktuğumdan daha çok ondan korkuyorum.
-Korkma bebeğim, ben hep burada olacağım.
…
O huzur veren müzik eşliğinde otobandaki araçların ışıkları vururken arabanın ön camına, bir kaç damla göz yaşı düştü kahramanın gözlerinden, eski anılar hatrına… Ve unuttuğu, sakladığı, belki de hiç hatırlamamak için defalarca yemin edip yapamadığı şeyi, yine yapamadı. Hıçkırıklar istemsizce gelirken boğazından dışarı, kahraman yalnızlığına haykırdı. Bu yavrusunu kaybetmiş bir kurdun uluyuşu, çocuğu katledilmiş bir babanın çaresiz inleyişiydi… Ama gitgide çığlığın rengi değişti… Tıpkı onlar öldükten sonra değiştiği gibi. Şimdiki haykırış acı değil, kan doluydu. Çaresizlik değil, öfke doluydu. Bu çığlık amansız bir savaşçının savaş çığlığıydı ve o savaş “durmak” kelimesini tanımıyordu…
nasıl bir yazı nasıl bir kurgudur bu, cümlelerin şiir gibi yine beni mest etti… yüreğine sağlık kasyacım
bitlilimonda yorum yapmakta zorlandığım tek yazarsın kasyacı
sebebi yazılarının farklı dili. kenarda bi on puanım olacaktı 10
teşekürler efenim,beğeniyorsanız ne mutlu,ne mesut,ne bahtiyar,ne happy bana…
(biraz silly liğim de tutmuyo değil hani- tut kıs kıs kıs- bi sabit dur bi saçmalama iki dk-o değil de kaçıo-ne kaçıo-uykum- bıragh ya,gececi olduk zati-bi sınavlar bitsin…-ee?- sabahlara kadar oyun oynıcam-al işte… mantalite,genetik,karakter,ne varsa baştan kaybedion dostum sen-başta kaybeden aşkta kazanır-ne bu espri mi- bilmiom aklıma geldi öyle-hadi bakalım-nereye-yine mi aynı şey…-susstumm…şşt.. çocuk uyudu-hangi çocuk?-şşt,uyuyan çocuk-kim nan o-bilmiom biri bırakmış buraya-ne!-evet enteresan-bi sus gel atalım şunu-çöp mü lan o atıon-komşuya bırakcam-cami avlusuna götürelim-komşuu-avluu-komşuu..-avluu..-nerde biber gazım,bi kafana sıkim de geber-hadi yap lan.. -offffffffffffffff..
)
selamlar bu ne kaadr güzel bir yazı diğer arkadaşların yazdığı gibi elinize sağlık :) çok etkilendim inşaallah tüm yazıları okuyacağım vakit buldukça yüreğinize sağlık
selamlar sanem.
hep yazmayı unutuyorum.”kahraman” bir yazı dizisi ve kahraman başlıklı diğer yazıların toplu linklerine şuradan ulaşabilirsin: http://www.burakdemirtas.net/?p=622
Yazımı beğenmene de çok sevindim…
Her zaman bekleriz…
yazı dizisini ilk okuduumda, bu kahramanın birşeylerin öcünü aldığını düşünmüştüm kendinden ve çevresinden. bu kahraman çok içimizden biri. yine harika bir izleti olmuş. çünkü okurken hepsi gözümde canlandı.
transına sağlık bitlilimonun kahramanı
kasyacı sağolasın bizimle paylaştığın için okuyacağım hepsini siz kovmadığınız sürece gelirimm tabii
heheeeh saolasın siz de hiç eksik olmayın buradan