kahraman – hayat örtülmüştü şehirle…

Karanlık çökmüştü; hem göğe, hem yere, hem zihne. Kelâm titreşti, yer çekimine yenildi. Aktı satırlar kâtibin uyanan diyarından. Kapıyı aralayan melodi de buydu

Islaklık… Asfalt… Su… İnce akıntılar kanalizasyona yönelmişti. Çocukluğun toprak kokulu havasından eser yoktu. Toprak çoktan beton lahdinde hapsedilmişti çünkü. Aşağılarda bir yerlerde var olduğunun kanıtı ise, boğulmamak için yüzeye fırlamış solucanlarla, nerden, nasıl geldiği belli olmayan ama kaldırım taşlarının arasına sızmış minik otlardı.

İşte; toprağın tüm delilleri örtülmüştü geceyle…

Yaşamı hep tek parça sanırlar. Ama evrende insan yapımı olmayan her şey çifttir aslında. Dişi ve erkek, X ve Y kromozomları, kutuplar, iyi ve kötü, sıcak ve soğuk… Hayatın yapı taşları da çifttir. Su olmadan hayat yoksa, toprak olmadan da yoktur. Hep sanırız ki toprağın suya ihtiyacı var… Halbuki, çoğu zaman da suyun toprağa ihtiyacı vardır hayat olabilmek için…

İşte; hayatın delilleri örtülmüştü şehirle…

Arabasından telaşla inen adamı izledi. Hızlı adımlarla çöpten uzaklaşan kediyi… Bu manzaraya yakışacak şey, sigaranın nefesle kızaran ucundan yükselen ışıktı ama… O sigara içmezdi. Kendine güldü bunu düşününce. Hep kötü adamların kötü olduklarını sanmıştı. İyi adamların da iyi… Kahramanlar genelde yakışıklı, sigara seven, olabildiğince sert ve her zaman insanları öldürmek yerine adalete teslim eden adamlardı. Adalete aşıklardı… İnsanları kurtarmadan duramıyorlardı. Yine hafifçe gülümsedi. Kahramanların hepsi sadece egolarını tatmin ediyorlardı. Kendi kimliklerini gizleseler de, arkasına saklandıkları maskeyi hiç gizlemez, onun ün yapmasına, övülmesine, gururunun okşanmasına ihtiyaç duyarlardı. Hiç bir zaman sessizce işlerini halledip, sessizce yok olmazlardı. İhtiyaçları olan şey: bilinmekti…

Kahraman olmamışların elinden çıkan hikayelerin böyle olmasını yadırgamıyordu. Yadırgadığı şey, kendisi de dahil bir çok insanın kafasında oluşan böyle bir imajın, içten içe hizmet ettiği şeyi algılayamamış olmaktı: Özel olmak, başkalarından iyi olmak, herkesi yenmek, tek güç olmak… Hep kötü adamlar dünyayı ele geçirmek ister, kahramanlarsa engellerdi. Aslında madalyonun hiç gösterilmeyen yüzü başka bir gerçeği gösteriyordu, ama belki gösterilse de görülmek istenmeyecekti: Kahramanlar kendinden daha güçlüleri kabullenemezlerdi. Çünkü adaleti sağlamak onların görevi olmalıydı, başkasının değil. Aslında onlar dünyaya hükmedenlerdi. Çünkü almasalar da hiç, istediklerini alma gücüne hep sahiptiler. Bu devletin verdiği açık çeke benzer. İstediğin şeyi alabilirsin ama vicdanın aşırı harcamaları uygun görmez. Ya da aslında her şeyi alabiliyorsan, zaten almak istediğin bir şey kalmaz! Dünyayı ele geçiren adamın işi ne olacaktı ki? Öncelikle zenginliklerin yerini değiştirecekti, sonra geri kalanların düzenini sağlamaya çalışacaktı. Sıradan insanlar, yani insanların %90′ı için bir şey değişmeyecekti neredeyse. Yine de, kahramanlar buna izin veremezlerdi… Kendilerinden başkasına adaleti teslim edemezlerdi… Çünkü bencillerdi.

Şu anda tüm bunların neden aklından geçtiğini tam olarak bilmiyordu. Bir kaç gece önce bir kıza tecavüz eden ve öldüren adamların kaçtığını, polisin kimseyi yakalayamadığını öğrenince durum ilgisini çekmişti tesadüfen ve sadece bu yüzden buradaydı. Hissettikleri kız için değildi. Hissettikleri kendi gezegeni içindi. Sadece o adamların vücutlarını toprağa karıştırıp, aynı karbonlardan doğacak başka vücutların daha kontrollü olmalarını ümit edecekti. Küçük işlerden ne kadar uzun süre önce vazgeçmiş olsa da, bir şey onu çekmişti işte. Çeken şeylere karşı koymazdı, çünkü hisleri hep doğru söylerdi.

Üç ahbap sonunda sokağın sonunda görünmüşlerdi. Doğuştan serseri gibi gelir ya bazıları, bunlar da onlardandı. İçmişlerdi, daha kolay olamazdı bu gece… Kılıcını sırtına aldı ve sokak lambasının karardığı yere geldi. Öldürmeyi hiç sevmiyordu aslında, sadece bozuk şeyleri düzeltmeyi seviyordu. Eğer bir şey bozuksa ve düzeltemiyorsanız, yapmanız gereken ne kadar iğrenç ya da zor olduğuna bakmadan onu imha etmek, ortamınızdan uzaklaştırmaktır. Yaptığı sadece buydu. Kurşunlar daha kolay, ama daha gürültülü ve daha takip edilebilirlerdi. Bu yüzden katana çoğu zaman işi daha temiz, kesilen parçayı gördüğü için de daha kesin kılıyordu.

Yavaşça yaklaştı, önce birine, sonra yere düşen diğerine ve sonra kaçmak yerine sarhoşluğun cesaretiyle saldıran sonuncuya kılıcını tattırdı. Hızla uzaklaştı. Hiçbir ritüel, hiç bir onunla kurulabilecek bağlantı, olanları onun yaptığını kanıtlayabilecek hiçbir şey yoktu. En önemlisi de, tüm “kendilerini kurtarmak için öldürmeyen” katiller ya da şanslılarsa adlarına “fatih” öneki almış olanlar, hep bir amaç için öldürdü: Bilinmek. O ise tam tersine; hiçbir zaman bilinmemek için öldürüyordu. Eğer varsa melek denilen yaratıklar, bir onlar, bir de Tanrı şahitti yaptıklarına. Vereceği en fazla hesabın da onlara olmasını istedi. Sonuçta Tanrı varsa, onu yarattıysa, başına gelecekleri de biliyorsa, olacaklardan hoşlanmadığı anda yok edebilirdi. Demek ki bir planı vardı. Ya sadece yaradılışı itaatkâr olanlar içindi bu dünya ve öteki, ya da bir plan vardı… Tabi başka ve daha sessiz bir olasılık da vardı: Tanrı ve melekler varsa, şeytan da vardı ve belki de hepsi şeytanın çok yakından gelen, sanki kendininmiş gibi hissettiren fısıltılarıydı.

Kılıcını savururken hiçbir tereddütü olmuyordu. Kendisini bir bilgisayar oyununda gibi hissediyordu. Bilgisayar oyunlarının olmadığı bir çağda yaşasaydı, elbette bu hissi ifade etmek neredeyse imkânsız olacaktı. Ne öfke, ne acı, ne acıma… Bu tür şeyleri en son ne zaman hissettiğini bile hatırlamıyordu. Geçmişte yaşadığı tüm büyük acılar, aklında sadece bir “bilgi” olarak vardı. Onları düşündüğünde ne gözleri doluyor ne de üzülüyordu. Üzüntünün verdiği acıyı insanın unutması mümkün müdür? Hayatın tatlarını unutması? Duyguların kaybolması mümkün müdür?

Bilge haklıydı… En başından beri haklıydı. Her aldığı ruh, onun ruhundan bir parça söküp almıştı. İşlediği günah karşılığında şeytana sattığı da ruhuydu. İntikam huzur verir sandı, intikam acısını dindirir sandı. Hep öyle olmaz mıydı? Aklının “unutma” fonksiyonu dışında hiçbir şey, acısını dindirecekler listesinde olmazdı. Vücudunun herhangi bir yerinde büyük bir acı varsa, ondan kurtulmanın iki yolu vardır: Ya yapabileceklerini yaptıktan sonra kendi haline bırakır, geçmesini ya da unutmayı beklersin ya da… Oradaki tüm sinirleri yok edersin. Acı olsa da, hissedecek mekanizma var olmaz artık. Ruhun da acı çekiyorsa, ya geçmesini beklersin ya da… Öldürür ve artık hissetmezsin…

Arta kalan vücutların icabına baktı. Yoluna devam etti… En azından rahatlamış olmalıydı. Ama olmadı…

Ve işte; pisliğin delilleri örtülmüştü Gölge’yle…

Karanlık ve sis, hayali bir rüzgârla dağıldı. Ay göründü, gece göründü. Kâtip uyudu,”ben” uyandı…



kasyacı hakkında

Birdir bir oynayan çocukluğu hala zihninin bir köşesinde takılımş bozuk bir plak, büyüdüğünü anlayamamış, gücü olsa adalet dağıtmakla israf edecek saçma kişilik... Ha bi de, kasya şehrinin gardiyanı... (bkz. Şehr-i Kasya)
Bu yazı kahraman kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

8 yorum var

  1. serat der ki:

    kahraman: return of the king. eline sağlık,

    kahramanların toplum içindeki yerini anlatan kısımlarda aklıma watchmen geldi. yıllarca onları taytlarının içinde, kimi zaman raydan çıkan bir treni durdururken kimi zaman da uzaydan gelen bir yaratığa kafa çakarken gördük. birimiz dedi mi, abi senin ruh sağlığın nasıl? bir ihtiyacın var mı? emekliliğe kaç gün var? sigortan ödeniyo mu? ama ne zaman bir eşkıya goril tarafından kovalansak, hemen basıyoruz çığlığı “süpermeeen, yetiiiş” diyeceğim şudur ki, arada kahramanları da anlamaya çalışalım.

  2. düş der ki:

    kasyacı, hikaye yazımında gerçekten başarılı olduğunu ıkıla sıkıla söylemeliyim artık :silly: gerek hikayenin akışı, gerek cümlelerin konumlandırılması, gerek dip açıklamalar gerekse durumun içine olayın yedirilmesi hatta daha gerekse yer yer tanımlamalarının, kişisel yorumlarının satır aralarına iliştiriverilmesi bütünen yani bir kompozite olarak muntazamca yerleştirilmiş. giriş cümlenle birlikte başlıyor hayale bulanmış gece ve nihayet ediyor kelamın son, kaçış cümlenle. (bence bu demleme çay . aaa doğuş poşet çaymışşş :lol: espirisini de arada öldüresim geldi affet bu ciddiyet ortasında şimdi nağlaka :dizzy: ) vessealam yani zor olanı yapıyorsun diyim ve tebriklerimi sunayım tekrardan.
    özel: ayrıca da bundan bir kaç ay önce başucumdan ayırmadığım, hep yatağımın başındaki duvarda asılı tuttuğum, fakat şimdi annemin evinde tozlu köşelere mahkum olan sevgili katanalarımı hatırlattın bana, hemen çıkarıp sevdim, okşadım, parlattım egzersiz yaptım biraz da hikayeni yaşamaya hazırım tam teşekkül ile :ninja: :ninja:

    mm bi de bi de ne dicektim yaa, hehe taam, e şey sen benim örtmenler günümü kutladın mı bakayım :whistle: ( zaten devlet bizi örtmenden görmüyo, bari siz yapamayın :cwy: )

    ve perdeyi çektim hızlıca, yılızlar utanmasın diye bakışlarımdan sabah doğacak güneşe emanet ederek biraz ardakalan gökyüzünü rahatça hayale daldım…
    nokta.( biri bana dur desin, ya da otur kitap yaz yazacaksann :sad: )
    odu hadi ben kaçtım :happy:

  3. kasyacı der ki:

    serat: serat hocam,nolcak ya bunların hali böle… acıncak durumdalar abi bariz… :silly:

    düş: ne de güzel inceliyorsun yazıyı sen öle. :happy: katanalarını çalıcam bigün o olcak. ballandıra ballandıra anlatıosun hep. iyi sakla bence onları. bigün cam açık kalır falan haberini alırım bi de bakmışsın yoklarr… :whistle:

    sen daha örtmen diilsinki kızım. ben senin bebeleri görcem etrafında,örtmenim örtmenim dicekler,ondan sonra. yok öle beleşe kutlama. :silly:

  4. düş der ki:

    aa burak çocuk, pencereni aç perdeyi arala diye bi şrkı vardı o geldi şimdi aklımda :lol: bu şarkının üstüne sert bi devamlamayla işi kurtarabilirim ancak diye düşünüyorum ben. canım elbette katanaya sahip olabilirsin geçici bi süre ama sadece birine ve o da elbette kapışma suretiylen. biliyosun bugüne dek kimse karşıma geçmeye cesaret edemedi de siyah kuşak kareteci olmam etmenini de gözardı etmeyesin amma :ninja: hem du bakalım belki sana bir süpris gelir biraz daha iste sen :whistle: yalvar, ayaklarıma kapan :silly:

    ben bi kere örtmenin hem taammı, örtmenim örtmenim diye az dönmediler etrafımda staj da olsa :ermm: benim ruhum hazırsa örtmenliğe, donanımlarım tam ise illa devlet nezdinde mi tescillenmem gerenk yahu :pouty: :sad:

    nese hadi bakalım affetim :getlost:

    haa bi de, valla çok pis yazı incelerim, o kadar roman incelemesi yaptım vakti zamanında sayflarca, e olsun okadar, daha da incelerim de o artık bilimsel veriye girer, aşar aşar :smile:
    hadi gittim ben, sen de kal burda, hıh :happy:

  5. kasyacı der ki:

    stajmış.. pehh.. banne.. örtmenlik yapmadan,zorluğunu çekmeden ve öğrenci yetiştirmeden kutlamam ben… :getlost: :tongue:

    biz ne kara kuşaklar gördük kızıımm… geşcen bunnarıı… :silly:
    :ninja:

  6. sanem der ki:

    Ben geldim veee kasyacımın bu güzel kasyasını müziği eşliğinde okudum okudum okudum.bir daha okudum.Valla süpersin azizim.Heyecanla okuyorum satır aralarına kadar.Yorumları da tabii ki hatmediyorum:)

    serata katılıyorum.kahramanların da canı var.:cheerful:

    düş geçmişte olsa öğretmenler günün kutlu olsun.Eminimmmm ilerde fedakar,sevgi dolu,öğrencilerine bilgi verebilmek ve onları yetiştirmek için varını yoğunu ortaya koyan, mükemmel bir öğretmen olacaksın. :happy:

    bir de bir de katana ne demek onu bilemedim :blush:

    pencereyi aç perdeyi arala şarkısını söyleyen Kerim Tekin’i de rahmetle anıyorum :cwy: ahhh ahhhh o şarkıyı ve videoyu ne kadar seyrettiğimi tahmin edemezsin.:happy:

  7. düş der ki:

    sanemcim teşekkür ederim beni öğretmenden saydığın ve geçte olsa günümğ kutladığın için, gördüğün gibi işi yüzsüzlüğe vuranlar da var :silly: güzel dileklerin beni çok mutlu etti…

    katana is japon samurayların kullandığı geleneksel tek yönlü kıvrık uzun bir kılıç çeşididir denebilir canım :ninja:
    kerim tekin e duayla :face:
    ksyacının yorum paltformunda bana ayırdığın bu genişçe cümlelerine müteşekkirim :happy:
    sevgiyle…

  8. sanem der ki:

    ne demek canımm hakediyorsun.Öğretmen olduğunda Allahın izniyle bir daha kutlarım öğretmenler gününü. :wink:

    sağol açıkladığın için şimdi anladım katanayı. :ninja:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

:angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: