amcaa arkaya takılıyolaaarrrr

gülerek odama gelen iki yeğenim “dayııı” derken ses tonlarındaki neşe az sonra diyeceklerini haberdar eder gibiydi.  “eee dayı” dediğimde “biz annemle babamın düğününü izledik serhat dayımla siz küçücükmüşsünüz, çok komik oynuyordunuz” dediğinde yeğenim tarafından aşağılanma duygusu yaşadım bir an. 8 adet yeğene sahip olunca o kadar yeğeni zaptetme görevini de bana bırakınca sevgili büyükler, genelde sert ve sinirli adamı oynadığımdan çocuklara karşı, çocuklar için iyi fırsattı bu dayılarıyla dalga geçmek için. “siz kendi babanızın saçına bakın”  dedim öne geçmek meseleyi geçiştirmek için. pişkin pişkin “baktık ona da çok güldük kuş yuvası gibiydi” dediklerinde anladım ki durumu kıvıramadım…

çocukların güldükleri kadar vardık. zamanın modası çoban gömleğinin en nadide örnekleri üzerimizdeydi. sarı, yeşil, beyaz renklerden oluşan büyük büyük kareli gömleğin altında yine o zamanın taşlanmış yeşil renkte kotu vardı üzerimizde. serhatla aynı yumurta ikizi gibi aynı kıyafetleri  giyerdik bayram ve düğünlerde. ne alınıyorsa onu giydiğimizden dolayı başka bir seçenekte yoktu haliyle. şimdi yeğenlerime bakıyorum günde 3 kez elbise değiştiriyorlar. elbise konusunda anneleriyle tartıştıklarını çok görüyorum. çoğu çocukta böyle kendi beğendikleri dışında sadece elbise değil konu ne olursa olsun hep itiraz halindeler. zamane çocuğu ne vardan ne yoktan anlar, almadın mı adamı herkesin içinde rezil eder, gözünün yaşına bakmaz. çoğu büyüklerde kendi çocuklarına bakarak sizin kadar şanslı olamadık yakınması vardır. ben çokta rahat büyümediğim halde yinede kendi çocukluğumu daha şanslı görüyorum. bu fikre hiç katılmadım ve katılmakta boş gelir.

akşam ezanları…
genelde ders ziliyle aynı etkiyi taşır akşam ezanları. her pencereden sırasıyla “oğlum hadi eve ezan okunuyor” içeri giriş için okul zili gibidir. birazdan babalar gelecektir ve sofra kurulacağı için oyunun en güzel yeri sonlanmaya yaklaşır. genelde çocuklar babaları beklerdi babalarıyla eve dönmek için. bende böle bir şey yoktu, diğerlerinin aksine babam gelmeden bir an önce topuklamak ve sert bakışların altında ezilmemek için hep ezan vakitleri tedirgin geçerdi. yanlışlıkla top oynarken babama denk gelmek çok büyük bir sıkıntıydı. babama sorsan oda futbolu çok severmiş ama küçükken sevdiği bir arkadaşının karnına top isabet edince yere yığılıp ölmüş. o yüzden bizimde sokakta  top oynarken görünmemiz hoş değildi onun için. sokakta oyun oynayıp eve şikayet getirmek gibi bir lüksümüz olmadı hiç. babam saolsun, hep bir tedirginlikti dışarıda oyun oynamak.

alem amcanın tarlaları…
mahallede çocuklar, yazın meyveler olmaya başlayınca sezonu ilk olarak alem amcanın bahçelerinden erik kopararak açarlardı. geldiklerinde cepleri dolmuş, yeni olmuş ekşi erikleri yerken dilleri yarılmış halde olurlardı. anlatırlardı “aga nasıl kaçtık ama adam kovaladı yakalayamadı”. öyle kasarlardı ki anlatırken sanki merkez bankasından para çalmış. “ben iki cep fulledim. sen ne kadar topladın” diyerek birbirleriyle fidik yarıştırırlardı. ben sokakta en uzun mesafe sadece bakkala gittiğim için, alem amcanın tarlalarına gitmek gibi bir şansım olmadı. yine ona rağmen bir gün, serhat komşu çocuğu ömer ve birkaç  arkadaş daha macera olsun diye arka mahalleye gitmiştik. boş arsada gördüğümüz üzerinde az sayıda erik bulunan ağaç sanki daha önce hep dinlediğimiz ama gidemediğimiz alem amcanın tarlalarıyla alakalı olan hevesimizin bir parçasını giderecek görüntüdeydi. ağaca çıkmak risk olacağından aşağıdan taşla eriklere vurduk. çocuk aklıyla  erikleri taşla düşürürüz derken ahşap evin kiremitlerine düşen taşlardan sonra cama çıkan teyzenin sesiyle hemen kaçtık. hevesimiz kursağımızda kalmıştı. keşke sadece bununla kalsaydı. biz orda birkaç eriği nasıl düşürüz uğraşındayken murat abimle, akrabamız olan suat abi bizi görmüş babama söylemişler. akşam olunca başımıza geleceklerin haberini erken aldık ve korku dolu anlar çoktan başlamıştı. babam eve gelince ne bahane bulacaktık karınım ağrıyor erken yatayım numaralarının sökmeyeceği bir durumdu. babam eve geldi dayak yemedik ama yesek de şu azarlama kısmını geçmiş oluruz diye çok düşündüm. iyi bir fırça yemiştik ve babamın etkisi gün boyu sürdü. bazen düşünüyorum rexona “gün boyu kalıcı etkili” sloganını babamdan mı esinlenmişti?

öğretmenin vurduğu yerde gül biter…
hayatta tekrar yaşamak istemediğim bir sahnedir bu. resim yapmayı çok sevdiğimden, bu sevgiyi abartıp kağıdın dışına taşırdığım bir andı aklıma gelen. nova color ve faber castell en sevdiğim boyalar olmasına rağmen genelde resimle alakası olmayan sınıf arkadaşlarımda bulunurdu bu markalar. almanya’da olan akrabalarının getirdiği 32 li boya setleri, keçeli kalemler, kuru kalemler ne hikmetse bu arkadaşlarıma hediye gelirdi. benim en çok hatırladığım markam adeldi. bütçe demek ki o zaman ona yetiyormuş. hiç sıraları çizmek, devlet malına zarar vermek gibi bir alışkanlığım yoktu. ama resim yapmayı sevdiğimden ve resim defterleriyle sınırlanmak istemediğimden sanırım bir gün elime aldığım pastel boyayla okulun duvarını boyamaya başlamıştım. o hevesle belki de neler çizecektim. ama fazla uzun sürmedi, sınıfımın müzevirci ikiz çocukları beni gördü “ sen yandın seni öğretmene söylicem” diyerek koştular. ve tabi söylediler. tenefüs bitip derse girdiğimde olayı öğrenen öğretmenim çok sinirliydi. beni sıranın üzerine oturttu ve küçük olan boyumu kendi seviyesine eşitleyerek bir güzel tokatladı. bitmek bilmeyen tokatların acısından çok utancın vermiş olduğu bir acıyla dayak faslı sona erdi. bin nasihat tan daha etkili dayağımı ara sıra hatırlarım ve fazla kimseye bahsetmemişimdir. hatırlayıp aynı ana dönmemek için. ( not: yediğim dayaktan ötürü öğretmenime hiç kırılmadım. kalan öğrenciliğimde resim yapraklarının dışına hiç çıkmadım )

buruşlii vandamı döver…
çocukluğumuzda ekşın anlayışı şimdiki gibi geniş olmadığından belli dönemlerde belli bir kaç şey öne çıkmıştır. kasetten izlediğimiz dövüş sahnelerinin  etkisiyle çok sabaha uyandık mesela. abimlerde karete kursuna gittiği dönemler dövüş sanatlarına ve filmlerine çok sarmıştık. sokaktaki “benim babam senin babanı döver” sohbetlerinin bir üst modeli olan  “buruşli vandamı döver” sohbetlerinin içinde fazlasıyla bulunduk. ninja kaplumbağaları seyrederek onların silahlarını tahtalardan yaparak kendimizi rafael, donetello, mikelanjelo ve leonardo yerine çok koymuşuzdur. bulduğumuz her boş sayfaya ninja kaplumbağaları çizmek en büyük zevkimizdi. ve hala bakmadan en ince ayrıntılarını çizebilirim. ben ninja kaplumbağalar 4 lüsünün hareket yanının üzerinde dururken, serhat olayı çözmüş aslında onların birer sanatçı olduğunu, rönesansın mimarı olduklarını erken kavramıştı ve asıl şifreyi çözmüştü. çizdiği ninja kaplumbağa resimleri çıraklık eserleri olup ilerleyen yaşlarda sanata yönelmişti.

dünyanın en cesurları çocuklardır…
hep düşünürüm…çocuk aklımızla yaptıklarımıza şimdi hayatta cesaret edemem. eğlence bilinci şimdiki zamanla mukayese edilmeyeceğinden neler yaptık eğlence olsun diyerek. şimdi sabahları önünden geçtiğim “ne manyakmışız” diye düşündüğüm binanın 3. katından kuma atladığım gelir aklıma. ne eğlence ama. sırayla kuma atlar, atlayamayanlarla dalga geçerdik. yine çocukluğumuzun en büyük eğlencelerinden biri de; eskiden at arabaları taşıma aracı olarak kullanılırdı inegöl’de . bizde at arabalarının arkasına takılırdık, arabacı görmeden bir sokak boyu bile bedavadan gitsek müthiş bir eğlence olurdu. bazıları popolarını kaldıramaz diğer çocukları ispiyon ederdi “amcaaaa arkaya takılıyolar” diye bağırırdı. çocukluğumdan kulağımda çınlayan seslerin başında gelir. bir gün serhat at arabası bulamadığından sanırım olayı abartarak kamyonetin arkasına takıldığında kamyonetle beraber sürüklenmişti ve dizleri soyulmuştu. çocuklukta yaptığımız bir çok şeyi şimdi para verseler yapmam kesinlikle.

şimdi düşündüğümde çocuk olmak geçmişte bana göre daha güzeldi. imkanların kısıtlı olması bile bu güzelliği gölgeleyemezdi….

Bu yazı hayatın böğründen, ortaya karışık kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

9 yorum var

  1. beenmaya der ki:

    beenmaya tüm bitli ailesine iyi bayramlar diler :))
    sevgiler selamlar…

  2. uçan penguen der ki:

    beenmaya teşekkürler seninde bayramın kutlu olsun :happy: iyi bayramlar

  3. aslı der ki:

    konu başlıklarının her biri ile ilgili söyleyecek bir şeylerim varda pengucum ben başlığı gördüğümde ilk aklıma geleni paylaşayım müsadenle. bizim köye seyyar satıcı gelirdi haftanın hep aynı günü. böyle kamyoneti ile, çamaşır suyu, arap sabunu falan satardı. birde mikrofonunda bağırırdı. çamaşır suyuuuu, arap sabunuu, mintaxxx ….
    ve hep çocuklar bu kamyonetin arkasına asılır öyle köyün sokaklarında dolaşırlardı. bir gün adamın canına tak etmiş olacakki mikrofondan şöyle bir ses yayıldı tüm köyün semalarına; “ÇA MA ŞIIIRRRRRRRRR SUYUU TAKILMAAAAAAAAAAA” bende çocuktum ama çok gülmüştüm hiç unutmam.
    ha bu arada özlediğim tarzda bir yazındı,güzeldi, bana bunları hatırlattığın için çok mersi :wink:

  4. uçan penguen der ki:

    aslı bizim ordada açıkkkk hippooo çamaşırrr suyu, arap sabunuuuuu, tuzzz ruhuuuu geldi diye bağırırdı :happy: tekerleme gibi dilimizdeydi :whistle:

  5. düş der ki:

    ah uçan penguen ah, valla can evinden vurdun insancıkları, o çocuk yıllarımız böyle de tatlı ayrıntılarla anlatılmaz ki amaa.okudukça onayladım, onayladıkça krıştı hikayem hikayene. ne dediysen hepsini bir bir yaşadım… akşam ezanı vakti yaklaşırken tutardık bi akşam ebesi, sonraki akşama ertelerdek uzatamadığımız saklmabacımızı, çömleği patlatmak da en büyük zevkimizdi. sonra sanki eve pazardan alınıp getirilmezmiş kibi nerde meyve ağacı görsek, dünyanın sırrına erişmiş gibi dalardık dallar çıplak kalana kadar, hatta örgütlenirdik sırf bu iş için, mahalleyi parsellere böler, bu grup şu sokağa, o grup diğer sokağa, ağaçların kategorilerine göre de pualandırırdık. ne ayıp yahuuu resmen hırsızlık yaparmışız. bi de arkamızdan bi amca ya da cadı teyze kovalayınca kızardık da utanmadan ama deli gibi kahkahalarla kaçardık popomuzdan düşen pantolonlarımızı çeke çeke, sümüğümüzü yenimize sile sile :biggrin: ah o öretmen dayakları, benim de hayatımda yediğim tek dayak vardı öretmenimden, h,iç unutmam ama o hoca şimdi en sevdiğim türkçe öğretmenim olarak kaldı hayatmda, ne garip değil mi… ninja kaplumbağlar, beyin, bibap raksdedi, iskeletor, usta sprinter, april :P halbuki bu isimlerin hepsinin bir manası varmış dimi :P hatta şirinlerin yaşam tarzının bilem :tongue: resim defterlerine neler neler…benim de sanata ilgim ilkokul yıllarımda başladı, sanırım ben de biraz senden ziyade kardeşine çekmişim :) yaa, ben de sanıyodum ki o sokaktaki hiç bitmeyen inşaatın üçüncü katından bi te biz atlardık o kuma ve atlayamayanları oyuna almazdık, dışlardık, ne safmışım :lol: herkesin mahallesinde varmış demek o inşaatlardan, hem e girmek tehlikeli ve yasak olanlardan :sideways: patates soğancılar,eskiciler, akla hayale gelen herşeyin sokak satıcısı işte kalaycısına kadar, bohçacısından….
    ama bişeyi atlamışın be uçan, hani bi de sinek ilacının dumanında kayboluşumuz :lol: ne süperdi o zehirde yitip gitmek bağrşa bağrışa, peşinden koşturmak. halbukimsi şimdiki ilaçların rengi bile yok, geçtiği belli olmuyo bile…. yaa ben iyi hoş baya döşendim buraya da, böle de yorum olmaz ki, oturup yazsam baya bildiin yazı olcakmış ama nese mühimi yok, senin yazının altındaki parantez içi de oluruz :happy:

    kirlenmek güzeldir :happy:

  6. uçan penguen der ki:

    düş yorumunla renk katmışsın teşekkürler :happy: iyi bayramlar :happy: yazının devamı olacak :wink: yorumunla benzer bi çocukluk yaşadığımızı anlıyorum :happy: yaşasın eskilerde çocuk olmak ve kirlenmek :lol:

  7. sanem der ki:

    Şimdi misafirler geldi.Harika yazmışsınnnnnnnnn uçan penguencim yüreğine sağlık.iyi bayramlar:D

  8. serat der ki:

    bu yazıdaki suç ortağını tanıyorum :ninja:

  9. Renksizlik bağımlısı :) der ki:

    ben yıllarca inşaatlardan korktum o atlamalar yüzünden. biz atlamayalım diye, inşaatın yaşlı bekçi amcası burda cinayet oldu küçük çocukları yakalayıp öldürüyorlar gibisinden efsaneler anlatınca bizde korkup kaçmıştık. bende bir daha giremedim inşaatlara nerdeyse 20 yaşıma kadar :blush:

    düş en güzelini sen hatırlatmışsın, en birinci hareket sokak aralarında dumanın içinde kaybolup çılgınlar gibi koşmaktı :biggrin: şimdiki ilaç arabalarını gördükçe hüzünleniyorum yahu :sideways:

    u. penguen sende hatırlattığın için sağol :))

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

:angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: