sonu yok

sonu yok

taşıyorum. sığmıyorum kendime, delicesine üşüyorum bazen. biliyorum sonu yok… sonu yok içimde her bir damlada taşan hırçınlığımın; günümün, gündüzümün, gecemin sonu yok. bıraksalar boğulurum belki de kendi umutsuzluğumun derin zifirilerinde. ya da belki de çeker giderim kendi hayatımdan. haksız bir yorgunluğun bedelini ödüyorum aldığım her bir nefeste. bilmem gerekti halbuki; attığım her bir adımın sonrası derin bir uçurum çıkmazıydı belki de. ama her şey bir yana gözlerimi kapayıp sadece soluğumu dinlediğimde bile dindiremiyordum kalp atışlarımın telaşını. bu kadarı bana çok fazla demekten bile utanıyorum aslında. çektiğim yükü fazla sanmak bana düşmez desem de… yokluklarına katlanmak ve bu hayatın fırtınalarına dayanmak… bana göre değil miydi yoksa? içim acıyor, içim sızlıyor; içim bir tuhaf bu ara. tüm kelimelerim düğüm düğüm, sözlerim ağır aksak ve anlatmak istediklerim yarım yamalak da olsa yinede susmayı beceremiyorum işte.

yaşamaya alışamadığım iki hayat arasına sıkışıp kalan bir ben var yıkıntılarımın gerisinde. kendimi hiç bu kadar güçsüz hissetmemiştim sanırım. böylesine çaresiz ve böylesine bir başına. bir çıkış yolu bulmaya çalışsam da biliyorum boş yere yoruyorum kendimi. önce yalnız olduğumu kabullenmem gerekti… gerisi gelirdi nasılsa.

daha geçen gün eski resimlerimize bakarken buldum kendimi. o zaman ki mutluluklarımız, hüzünlerimiz, anılarımız. şimdi yaşadığım her şeyden o kadar farklı ki.gerçek dünyanın o sahte pembeliğinden çalıntı zamanlar gibi sanki. keşkelerle olacak iş değil biliyorum. Ama sende bil istiyorum o günlerden sadece birini yaşamak için elimden geleni yapardım ben. her zaman olduğu gibi bizim için hırpalardım yüreğimi. kanayan yaralarıma aldırmazdım. susar ağlamazdım. güvenir, aldanır; yanılmaya alışırdım. alıştım da zaten. sadece anlayamadım; insanları tanıyamamaktaki üstün başarım şaşırttı beni daima… hala da şaşıyorum kendime inan.

şimdi gidişlere vurgun bir ömür çekiyorum. yaşamanın uzağındayım aslına bakarsan.çünkü… çünküsü öyle büyük ki, öyle yoğun ve öylesine can yakıcı ki. anlatmayı çok isterdim oysa. ama dilim dönmüyor bazen. hani bilirsin ya canın çok acıdığında gözünden yaş gelmez; şaşırırsın… belki ağlasan döksen içindeki zehri; canını acıtmaz hissettiklerin. aynen öyleyim ben de… içim haykırıyor, canım yanıyor, ama anlatamıyorum. hiç bir şey anlatmaya yetmiyor yine.

suç benim…
ben düşürdüm kendimi bu hallere!
ve ne desem kar etmiyor içimi kemiren şüphelere…
ne yapsam olmuyor, pişmanlıklarımı telafi etmeye…
oluruna bıraktım yarınlarımı…
çaresi yok canımı acıtan zamanı durdurmanın.
olmuyor işte!!!



Bu yazı ortaya karışık kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 yorum var

  1. Renksizlik bağımlısı ;) der ki:

    ‘bi yer’den sonra oluruna bırakmak en iyisi sanırsam :wink:

  2. sanem der ki:

    canımmm yüreğine sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

:angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: