yaşlı adam kitap okuyordu. kapı çaldı. istifini bozmadı yaşlı adam. bir daha çaldı. yine istifini bozmadı. nitekim bir sessizlik ve arkasından bir ses şöyle dedi : ‘kusura bakmayın efendim. yanlış bastım.’ gülümsedi yaşlı adam. gülümseyebildi sadece.
televizyonu açtı. saçma sapan kadın programlarından, garip garip dizilerin tekrarlarına kadar hangi kanalı açtıysa, daha da arttı siniri. hergün olduğu gibi. ‘ doğru düzgün öğrensene geldiğin kişinin zili hangisi, ne diye rahatsız ediyorsun elalemi. ‘aslında bir rahatsızlık değildi onunki. ne zaman kapı çalsa heyecanlanırdı. başlarda daha ilk kez çalındığında, yaşından beklenmeyecek bir atiklikle fırlar, koşar, açardı. zamanla o huyunu yenebildi ama hala yenemediği başka huyları da vardı. mesela, umut gibi.
yazardı. çok kitap yazmış, çok kişiyi aydınlatmış, çok insanı mutlu etmişti. ama dışarıya karşı örnek olurken hep, içerde ihmal ettiği büyük değerler vardı. en nihayetinde bir babaydı. ama çocukları bile, kitaplarından tanıdı onu. eşi dahi, o bir kitap yazarken, odasına girmeye izinli değildi. eee konsantrasyon meselesi mühimdi.
şimdi sokağa çıksa, o kitaplarını okuduğunuz yazar benim diye haykırsa, önüne dünyalar serilse, paraya para demese, kaybettiklerini alabilir miydi ? insanımız aydınlanmaya muhtaç, onları karanlığa terkedemem çünkü eğer ben ve benim gibiler çaba sarfetmezse, bu körpecik beyinler, niyeti bozuk insanların elinde heder olacak dediğinde eşinin verdiği cevap hala aklındaydı… haklısın. ama bil ki dünyanın tamamını değiştirsen bile, 3 kayıbın var. hem de bunlar kötü niyetli insanların elinde değil, senin peşinde heder oldu…
haklıydı. en ufak bahanelerle ev değiştirmişti. onları hep ihmal etmişti. hatta çocukları küçükken birkaç kez yalnışlıkla zarar vermeşti yazılarına. vurmuştu onlara. evet evet, ‘ dayak gücün değil çaresizliğin resmidir ‘ cümlesiyle ortalığı kasıp kavuran o adam var ya, çocuklarını dövmüştü.
düşündü bir an. savunduğu değerlerle ne kadar zıt olduğunu düşündü. kibrin peşine takıldığı için savrulan gidişatını düşündü. yazık olmuştu onca yaptığına. çünkü daha kendi ailesini mutlu edememişti. daha onları güldürememişti. dışardan aldığı övgülerle mest olurken güzeldi hayat. ama içerde…
iki damla göz yaşı ıslattı fotoğraf albümünü. işte bu yüzden ne vakit kapı çalsa heyecanlanırdı yaşlı adam. ne vakit kapı çalsa, 3 kişi gelirdi aklına. tam bu esnada kapı çaldı. yaşlı adam bu kez dayanamadı. kapıya doğru yönlendi. ve hem merak, hem de öfkeyle açtı kapıyı. 3 kişi vardı kapıda. 3 kişi ona gülümsüyordu. şu yakışıklı olan, oğlu olmalıydı. şu güzel, boylu poslu olan kızıydı. ve eşi. eşi hiç değişmemişti… Geldiler diye bağırdı, sonunda geldiler…
-yazarmış. uzun zamandır yalnız yaşıyormuş. ailesine ulaştık. ama nedense öyle pek üzülmediler gibi. sahi, neydi ölüm sebebi ?
-kalp krizi.
-ne garip di mi hocam. adamın cesedi soğumuş, ama yüzündeki tebessüm hala kaybolmamış.
-öyle. kimbilir azrail nasıl bir surette aldı canını.
-kimbilir…
o adam bu adam olsa gerek
;
http://limonprodaksin.deviantart.com/art/kadikoy-sound-1-143359986
bu kısacık öykülerine sığdırdığın saklı durumları çok sevdim sükut, merakla bekliyorum öykülerini bilesin. yazmak bu olsa gerek…
kapısı sık çalınmadığından heyecanlanıyormuş adam, kötü oldum yahu okurken
pişmanlıklarımızın, yaşanmamışlıklarımızın azıcık olduğu bir hayata veda ederken hepimiz yüzümüzde tebessümle kavuşuruz inşallah Rabbimize
Kirayı ödemediğim için ışıkları yakmıyordum akşamları, evde yiyecek hiçbişey kalmadığından sipariş vermiştim. Karnım çok aç. Zil çaldı, dürümüm gelmiş olmalıydı.
“Genç yaşta kalp krizinden hayatını kaybeden UP kişisinin dosyası kapsamında sorguya alınan ev sahibi, sadece elinde dürümle karşısına çıktığını, kirasını istediğini belirtti. ev sahibi daha sonra serbest bırakıldı.”- Basından.