
Aslında sizin de çok iyi bildiğiniz bir öykü bu. Zaman içinde yalnızlaşmamızın öyküsü. Zamanla yalnızlaşırız çünkü, dünyaya yalnız gelmişizdir ve yalnız gitmemiz gerekir. Aslında insan hep yalnızdır. Ve yalınız bir şeyi özler. Ve yalnız sonsuz olanadır hasreti. Ne yazık ki farklı suretlerde gördüğünü zanneder. Yanlış da değildir. Ama…
İşte öykümüz burada başlar.
Güzel bir sonbahar günüydü. Sizin o çok sevdiğiniz günlerden. Sapsarı yaprakların üzerine inceden damlalar düşmekteydi. Bilirsiniz bu günler insanı hiç olmadığı kadar romantikleştirir. Girdap gibi insanı kendi içine çeker. Ve bu günlerde insan yalnızlığının acısını daha bir anlar.
Öykümüzün Esas Kızı da o gün eve giderken bu güzel havanın etkisine kapılarak yolu uzatmıştı. Şu çok sevdiğiniz çınar ağaçları ve atkestaneleriyle dolu olan parkta yavaş yavaş yürürken, aynı zamanda yalnızlığını sorguluyordu. Bu his ona özel değildi. Eğer bir banka oturup oradan geçenleri izleseydiniz, herkesin aynı hislerle yürüdüğünü fark ederdiniz. Sanki ayaklarının altında ezdikleri ölmüş yapraklar değil de, kendi yürekleriydi.
Esas Kız yağmurun temposuna uyarak yavaş yavaş yürüyordu. Hani şu parkın en büyük ağacının olduğu köşe, hatırlamaya çalışın geçen orada bir kuşla söyleşmiştiniz. Kuşun yuvası o ağaçtaydı. Hatta kuşun cinsini merak etmiştiniz de bir türlü araştırmaya vaktiniz olmamıştı. Neyse işte o köşede Esas Kız kendi içinin derinliklerinde vurgun yemek üzereyken, Esas Oğlan hızla vergi dairesine yetişmeye çalışıyordu. Virajı iyi alamamış olacak ki Esas Kıza fena tosladı.
Kız daldığı derinliklerden ancak küçük bir çığlıkla çıkabildi. Esas Oğlan:
“Pardon “dedi
Kız huzursuz bir ses tonuyla:
“Sorun değil “ dedi
Esas oğlan hızla yürümeye devam etti. Kız kafasını iki yana sallarken gözü ıslak yere düşmüş kâğıda takıldı.
“ Galiba ondan düştü” diyerek,uzanıp yerden kağıdı aldı ve hızla yürüyen adama doğru baktı. Gözünde onlarca Yeşilçam sahnesi canlandı. Yoksa …
Belki de filimler de gerçeklik payı vardır diyerek dört nala uzaklaşmakta olan Beyaz Atlı Prensine doğru koşmaya başladı. Zihin denen varlığın saniyeler içerisinde binlerce düşünceyi aklımıza getirdiğine siz de şahitlik etmişsinizdir. Kızın o kısa mesafede aklından neler geçirebileceğini artık siz düşünün. Öyle ki prensine vardığında, gözlerinde ki sonsuz hasreti bir gören olsaydı… Ama olmadı.
Kız nefes nefese:
“ Özür dilerim. Bunu düşürdünüz.”dedi.
Beyaz Atlı Prens ilgisiz bir tavırla döndü ve:
“Efendim” dedi
Esas Kız haline çeki düzen verdi. En şirin haliyle:
“Bunu galiba siz düşürdünüz” diyerek kağıdı uzattı. O sırada gözleri Beyaz Atlı Prensinin gözlerinden alamıyordu. Ve iman etmişti artık ilk görüşte aşk vardı.
Beyaz Atlı Prens kızın elindeki kağıdı aldı. Aslında ukalaca ama kıza göre hayattaki en şefkatli gülümsemeyle:
“Bunu ben düşürmedim” dedi. Ve kağıdı kıza uzattı.
Kız da Beyaz Atlı Prensine gülümsedi ve:
“ Ya ben de sizin zannedip… Hayallah” dedi.
Beyaz Atlı Prens şimdi kağıdı kıza uzatıyordu. Esas Kız tam kağıdı prensinin elinden alırken birden gözünü bir şey kamaştırdı. Gözünü kapatıp açtığında daha iyi görebiliyordu prensinin parmağındaki alyansı.
Adamın elinden kağıdı aldı. Adam, bu sefer kızın da ukalaca olduğuna kanaat getirdiği bir gülümsemeyle kıza baktı ve uzaklaşıp gitti.
Esas Kız bir süre karar veremedi, ayağının altında çıtırdayan hayal kırıkları mıydı, yoksa yapraklar mı?
zalihacım öncelikle çok geç kalmış hoşgeldinimi yerine getirmek istiyorum, hoşgeldin!!
iyi ki geldiğini belirtmeye gerek bile yok bu yazının üstüne
çok sevdim üslubunu, tanıdık bişeyler var, bildiğim bi şarkı gibi sanki. ben öyle hissettim en azından…
öykünün sonunun mutlu olmasını değil belki ama en azından umutlu olmasını diledim okurken. benim hayallerimi de çıtırdattın zalihaaa!!
Beğendiğine çok sevindim.
Hoşbuldum
Sevgili kızım.Harika bir öyküyü okudum demin. Son cümleyi soru işareti ile bitirmişsin. Hiç bir yazarın yazdıklarına ekleme hakkını kendimde bulamam elbette. Ama soru işareti olduğu için cevaplama ihtiyacı duydum sanki.Soru işaretinden sonra şöyle bir cevapla devam edeyim ben de.
“Esas Kız bir süre karar veremedi, ayağının altında çıtırdayan hayal kırıkları mıydı, yoksa yapraklar mı?” diye sormuştun ya;
Ama Esas Kız, uğradığı şokun etkisinden kurtulup da yüreğini dinleyince, duyduğu çıtırtının yüreğinden geldiğini ve şimdiye kadar hapsettiği pırıl pırıl duygularının, kalp odacıklarının ışıltılı camlarla bezenmiş pencerelerine -artık buradan çıkma vaktim geldi- diye vurduğu fiskeler olduğunu anladı.
Selamlar çok güzel bir öyküydü.Farklı bir tat çıkmış elinizden.Elinize ve yüreğine sağlık Zaliha
Çok güzel olmuş öykün, bi de hayal kırıklığıyla bitmese.. Ama inanıyorum ki bir gün mutlu olarak da bitecek…
hereşy filmlerdeki gibi olmasada bazen filmlerin etkisinde yaşamak güzel oluyor,sonu dramtikte olsa:)
canım esas kız ne de heyecanla koşmuştu halbuki; ama belki de o prensin elinde gördüğü alyans gerçekte kendi yüreğinden çıkarmamakta ısrarlı parlak bir pranganın yansıması idi…
duygularını, hissetiklerini yalınca, pürüzsüzce ve doğruca, duruca anlatmanı seviyorum ve dolaysızca yaşamayı cümlelerinin kanıtlığında, parkta o kızın bedeninde koşarcasına…
sevgiyle…