as i sat sadly by her side

karizmanın ete kemiğe bürünmüş hali nick cave’den geliyor… as i sat sadly by her side

üzüntüyle yanına oturduğumda
pencerede, camdan bakarken
kedi yavrusunu okşadı kucağında
ve geçmişe dönüşürken seyrettik dünyayı,
buydu usulca bana söylediği sözler
ve faltaşı gibi, yeni açılmış gözlerle
yüzlerimizi dayadık cama
üzüntüyle yanına oturduğumda

dedi ki “baba, ana, kızkardeş, erkek kardeş,
amca, teyze, hala, yeğen
asker, denizci, fizikçi,i şçi
aktör, bilimadamı, teknisyen, papaz
dünya ve ay ve güneş ve yıldızlar
hepsi orada, deviniyor sonsuza değin
deviniyor ve şaşkınlık vererek”

sonra gülümsedi ve bana döndü
ve ona cevap vermemi bekledi
saçları dökülüyordu omzunda aşağı
üzüntüyle yanına oturduğumda

üzüntüyle yanına oturduğumda
kedi yavrusu nazikçe kucağıma
ve tekrar dayadık cama
birbirinden farklı yüzlerimizi
“bu güzel olabilir” dedim
“ama caddede düşene baksana
komşularına karşı davranışlarını gör
ayaklarının altındaki ezilişine
dışadönük hareketler ulaşmıyor hiçbir yere
herkes kendi acil ihtiyacının endişesinde
çukurdan çıkmaya çalışan adama bak
ve de gözleri görmeyene çarpıp tökezleyene”

titreyen ellerimle döndüm ona doğru
ve aldım saçlarını gözlerinden
kedi sıçradı onun kucağına
üzüntüyle yanına oturduğumda

sonra perdeleri indirdi
ve dediki “ne zaman öğreneceksin acaba
orada camın ardında olan bitenin
seninle ilgisi olmadığını?
tanrı kalp vermiş sana
kardeşlerinin kalbinin yuvası değilsin sen
ve tanrı ne sende varolan iyilikle ilgileniyor
ne de başkalarında bunun yokluğuyla
ilgilenmiyor ayrıca senin pencerelerde oturup
yarattığı dünyayı yargılamanla
toplanırken üzüntüler çevrende
çirkin,yararsız ve abartılı biçimde”

ve böylece çevirdi başını öteye
damlarken gözlerinden kocaman yaşlar
silemedim yüzümdeki gülümsemeyi
üzüntüyle yanına oturduğumda

çeviren: hilmi tezgör

serat hakkında

yıl 1985, dünya başına geleceklerden habersiz... havanın nasıl olduğunu hatırlamadığım bir mayıs günü... ve bir anda gözlerimi açmışım. daha sonra ailemin yedinci çocuğu olduğumu ve yaşadığım yerin bursa/inegöl olduğunu kavradım. burada liseyi bitirdikten sonra ingilizce öğretmenliği okumak için eskişehir'e geçtim, sonra da çalışmak için istanbul'a. sonra da illüstratör olarak iş yapmaya başladım. bir gün gry abi ile otobüste giderken "seninle bi site kuralım mı?" deyince de "ay bilmem ki, elalem ne der sonra" deyince bitli limon macerası başladı.
Bu yazı müzik kutusu kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 yorum var

  1. esved der ki:

    “sonra perdeleri indirdi
    ve dediki “ne zaman öğreneceksin acaba
    orada camın ardında olan bitenin
    seninle ilgisi olmadığını?”
    paylaşım için teşekkürler serat, özlemiştik seni :blush:

  2. serat der ki:

    ben de özledim abla:) şimdi tam hızla devam ediyorum, yakında yepyeni yazılarla görüşeceğiz inşallah:)

  3. köşeli portakal der ki:

    paylaşmak güzeldir.. :silly:

  4. sanem der ki:

    Çok güzel ve çarpıcı sözler.sağol serat paylaştığın için. :biggrin:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

:angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: