isimsiz sahne

bak bana… bak bu şehre…
çok normaliz biz…
dimi?
öyleyizz… öyleyiz…
akıyoruz kendi meşgalemize…
ne yapıyosun ki sen?
yazmadığım “r”ye mi takılıyosun?
yoksa her gün bin küfürle gittiğin
saçma sapan işine mi bakıyosun?

kim getirdi kuzum seni buraya?
işaretlediğin bi dolu yuvarlak boşluk mu yoksa?
aileler?
ne bilirler ki zaten…

kim sevdiği işi yapıyor ki,doğru ya…
ben de kalkmışım soru…
soru?!
sormuyorum…
herkes soruyor,
bense sadece konuşuyorum.
cevap yok arama,
sadece biz varız burda.
cevap yok arama,
meşgule alırım sonra…
cevap yok arama,
istanbul’un göbeğinde
çekmez lanet avea…
cevap yok,
yok çünkü doğru soru yok ortada…

sevdiğim şeyler “part-taym”,
kafam doluydu, şimdi neredeyse saydam…
kelimelerim küsmüş bana,
çikolatalı dondurmam erimiş,
çilekli istemiştim oysa…
kalamam, kalamam ben burda…

sevdiğim dizi reytinge yenik,
sevdiğim kız benden bıkık,
hayaller gerçeğin sansüründe,
ağzımı bozarım ben ama,
fısıldıyorum, sen duyma…

ama…

ne aması burak,
sal kelimeleri
bırak akışına…

-akıyorlar…
-güzeller dimi?
-hayır değiller…
-aptal…

dur…

şimdi tut…
şimdi çek…
şimdi gözlerine bak…

hayat orda,
yaşamadığın anda,
gitti bak geçen martıyla.
her kanat çırpış başka bir andı,
ve sen bakakaldın hayata…
tam kalkacaktın ki o da ne?
(üstelik ayrı yazılan “de” ile)
o bir fıtık…
o bir kanser, o biiir…
lanet olası zincir.
ve bağlanıp kalırsın koltuğuna…

bunu okudun ya,
bir şey değişmeyecek, korkma.
hep duydun bunları,
ama kulak asma.
yine aynı saçmalığına devam et,
çünkü hayatın seninle saçma.

bir bakmışsın panonda onca iş dururken
oluvermiş sahnen “kararan dünya”
yönetmen durdur, ben oynamıyorum.
durdur be… durdursana!
lannn…
ben yokum, çıkıyorum…
heeey… HEEEEEYY!!!

çığlıklar içinde düşer
dizlerinin üzerine burak.
uzaklaşır göğe doğru kamera,
meğer ne set varmış, ne sahne,
hepsi burak’ın kafasında…
çığlıkları karışırken modern vızıltıya,
maviliğin içinde
fiona- paper bag eşliğinde,
bir yazı belirir aykırı bir fontla:
“son” değil, “buraya kadar galiba…”



-kestiik… süper!
bugünlük bu kadar beyler…

Not: Güzel dost Burcu’ya hediyedir…



kasyacı hakkında

Birdir bir oynayan çocukluğu hala zihninin bir köşesinde takılımş bozuk bir plak, büyüdüğünü anlayamamış, gücü olsa adalet dağıtmakla israf edecek saçma kişilik... Ha bi de, kasya şehrinin gardiyanı... (bkz. Şehr-i Kasya)
Bu yazı içses kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

5 yorum var

  1. Tekvin der ki:

    karanlıklar içinde kır zincirlerini hür ol her an sadece an…çıkan kıvılcımlar aydınlatsın tüm alemleri… son mu asla…

  2. şokella der ki:

    çok güseldi, hıh burcu olasım geldi…
    miniş bana hiç böyle bir yazı hediye etmedi :cwy:
    kıskanan smiley yokmu burda?

  3. esved der ki:

    “hayat orda, yaşamadığın anda”
    biraz da diğer yana bak bazen de bu yana, bir yana değil 6 yön, bak…
    “hayatla düello” süperdi…

  4. kasyacı der ki:

    tekvin: aydınlıkta karanlığı görmek de, karanlıkta aydınlığı görmek kadar önemlidir…

    şokella: ablam benim, gün gelir o da olur ya, sen iste yeter ki… :happy:

    esved: canım ablam, tespitin için, güzel görsel seçimin için teşekkür ederim. :smile:

  5. sanem der ki:

    Yüreğine sağlık çoook güzel bir yazıydı.Burcu eminim ki çook beğenmiştir:)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

:angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: