
üç yıl aradan sonra yoğun ve stresli bir üniversite hazırlık döneminin mutlu sona ulaşmasıyla soluğu yengemin memleketinde konya-ereğli’de aldım..
işte seydifakılı köyü, bizim ilk durağımız… birkaç gün önce vefat eden cemil dayı’nın ruhuna fatihalar, yasinler gönderiliyor, mevlid-i şerif okunuyor. konya’ya has temiz, kuru ve sıcak havanın mevlid-i şerifle serinlendiği bir an… ve o anın tadını çıkarmak için kilometrelerce uzaklardan gelip, taa levh-i mahfuzda hesabına yazılan iki dilim etli ekmeği yiyen ve koyun yoğurdundan yapılmış ayranı yudumlayan ben…
cenaze merasimi bittikten sonra küçük mehmet ağa’nın vişne, elma, kayısı, ceviz gibi birçok ağaçla donatılmış bahçesinde, bu sıcak fakat temiz havayı ciğerlerime doldururken, vefat eden cemil dayı’ya allahtan rahmet diliyordum.
ağanın evindekiler cemil dayı’yla olan münasebetlerini anlatıyorlardı birbirlerine… “zaten alzaymırı vardı kurtardı gözel mevlam” diyorlardı.
bir ara belki bir daha gelemeyeceğim seydifakılı köyünü şöyle bir dolaşayım dedim. tek sınıflı bir okul… küçük bir cami… yeni yapılanlar betondan olsa da genel olarak kerpiçten yapılmış hepi topu elli civarı ev… bu evlerin etrafını saran sapsarı tahıl denizi… minik bir mezarlık, cemil dayı da orda yatıyor… bizim orda ufuk çizgisi denizle gökyüyüzünün birleştiği yerdir ancak burda konya’nın geniş, sarı, sıcak, kuru ovalarıyla bulutsuz gökyüzünün birleştiği yer ufuk çizgisi.
aklıma takıldı köyün ismi nerden geliyor diye… sordum; zamanında harput tarafında çobanlık yapan bir seyyid varmış… ismi ve sıfatı “hoca, imam” manasına gelen “fakı” olan bu seyyid gelmiş burada çobanlık yapmaya başlamış. derken evlenmiş barklanmış, üremiş, türemiş sonunda köye ismini vermiş… seydifakılı köyü…
ertesi gün yarımca’daydım. sabredin onu da anlatacağım… vesselam…









cemil dayı’na Allah rahmet eylesin nadi kardeşim. ayrıca ben de köyün ismine takılmıştım, güzel hikayeymiş. hikayelerinin devamını bekliyorum
devamı gelecek esved abla sen rahat ol… ama bu seferki köyün adına anlam veremedim..