Seyirci kalınmış yaşanmışlıklar gemisinin güvertesinde, yarı çıplak günaha nazır bir kadın seyredalıyor tan vaktini… ve kadınlar, bir kentin en bilindik gecesini durmadan yabancılaştırmaya çalışan tenhalıklarında… ve bir taş düşse göle, dalgalanmadan durulur mu deniz? Kuşlar mevsimsel göçlerinde, çöller durmadan ısınıyor ve en çok da soğuktan donmuş tenleri yakıyor kumlar… gür bitki örtüleri bitiyor o köhne boşlukta. Boşluklar, alışılmışın dışında bir hal alıyor ve her insanın başlangıcından sonra bitişine denk düşüyor. [...]
Saplantılı dünyanın buhranlı sancıları bitmeyen… ayağımın birini aldın sevgilim, yürüyemiyorum… çamura bulanmış bir gölün tam ortasında yüzüyorum. İçimden kanım akıyor, görmüyorsun… kalın zincirlerle sessizce çekiyorsun benliğine, hissetmiyorsun. İnsanlar sevmeyi bilmiyor mu sevgilim, insanlar ölmeyi bilmiyor mu? Yarımağız kuruyorum tüm cümlelerimi; sesinden uzakta sessizleşiyorum, teninden ötede tensizleşiyorum! Yavan bir ekmeğin ortasına yerleştirişin varlığımı ve kurumak üzere cam kenarına bırakışın kuşlar yesin diye… hiç mi bilmedin varlığımı sevgilim, hiç mi hissetmedin?
Sabırsızca uzayıp giden bir terminal bekleyişine geçti yine hayat. Hiç bitmeyen bir bekleyiş, anbean tükenen bir omuz yükü sabır ve bir bavul dolusu terk ediş şehri can evinden… Düşünüyorum da bazen düşünmek eylemini katletmek insanların en zevkli doruk noktası sanki. Her bekleyişte son demine vuruyor bir düşünmek eylemi daha ve ben her bekleyişimde en gergin hücrelerimde yaşıyorum düşünceyi, bilfiil, kanıksayarak ve hatta kaskatı… Bir adım ötesi bilinmeyen ya da kabullenilmiş [...]
Z(AMAN) Şimdi zaman dur, ayaklarına dolanıyorum… başında bitip sonunda başlamaktan yorulmuş bir galile, kendi şüphesinden şüphelenmiş bir decart, kendi kanadından ürkmüş bir hazerfan ve kendi düşünden düşmüş bir düş.. kocaman gözleri küçülmüş bir kadın.. nedendir bilinmez zamanın elleri yakasında.. basıp ezemeden geçmek tüm gölgeleri ve halbuki gölgelerin gücü adınaydı her şey bir zaman.. şimdi ne adına zaman, ne adına aman… K(AYIP) Şimdi k(ayıp) ne varsa sana dair tek tek elimle [...]
Sahra… Sahra… yine düştü adın dilime aniden bastıran bir çöl yağmuru gibi hangi kutba kaçsam kızgınlığından kurtulamıyor soluğum akşamüzeri açmaya niyetlenen yaz çiçekleri gibi sabah üzerlerine düşecek sinsi çiğ damlalarından habersiz gel desem çiğ’den önce sabahıma gelmez misin sen…
hani bazen karanlık bir boşlukta delicesine bir hızla düş ersiniz, sonu yokmuş gibi karanlığın… hani artık umuda dair kurulacak hiçbir cümle kalmamıştır ve hiç kimsenin cümlesi şule verememiştir gönlüne bir nebze… işte o an gökten açılan bir nur kapısından bir el uzanır varlığına doğru… o bitmeyen karanlığın tam ortasından yumuşacık narin bir dokunuşla ve sadece tek kelimelik bir cümle ile çekiverir seni yüzeye doğru… “AŞK” ile dokunur sana, “AŞK” ile bakar gözlerine [...]
Vazgeç koynumdaki yasaklı bahçelere günahkar tohumlar ekmekten Mahrem eller bulaşmış yalnızlıklarını avuçlamak istemiyorum artık… Bir sırat köprüsü kadar kıldan ince kaldı yüreğim, Dokunsan kopacak, dokunsam kesecek, kanatacak günahlarımı bir bir…
Buz kristallerine bulanmış bir çöl gecesi Kalıp kalıp ateş yağıyor gözlerime Soğumayı bekleyen bir cenaze Parmak uçlarında yürüyen bir kuş gibi ürkek Saçlarımın arasından süzülüyor yıldızlar Bir deniz atının doğumuna şahit olmak hayat belki Bitmeyen bir yol çalışmasına tekabül ediyorken tren Kırgın bir el gibi havada asılı kalıyor kefen… Yapayalnız bir yalnızlık sancısı gibi şimdi zaman Ağır bir fırtınanın altında kalmış hafif bir enkaz parçası… Çaresizliğin son demine dek uzanıyorum [...]
Bir tren geçiyordu ve ben içinde değildim… Doğuştan lekeli bir kefen gömlekten sıyrılır gibi arınıyor ruhum sensizlikten. Hangi istasyonda beklesem, o istasyonda durmayacak gibi geliyor tren. Ve ben artık durmayacağına emin olduğum istasyonlarda bekler oldum trenleri bilhassa. Sensizliğin derin çizgili ellerinden daha vakitlice sıyrılabilmek için… Sensizlikten sıyrılmak demek, senle olabilmek demek değil belki. Dünyanın herhangi bir yerinden geçen bir trenin varlığından emin olmak, fakat içinde hiç olamamak o trenin…




