Her biri birbirinden eşsiz hazinelerim. Hatıraların unutulduğu, değersiz görüldüğü günümüzde zamana en iyi meydan okuyan metal objeler. 1973’ten kalma Zambo Düdük Şekeri kutusu mu dersiniz yoksa Sovyetler Birliği döneminden kalma müzik kutusu mu? Belki de alamancı dedemlerden kalma Mocca kahve kutusu mu? Evet, evet, o da 70’lerden… Tek bildiğim hepsinin birer kronolojik hazine olduğu… İçinde nice hayatlar gizlidir kim bilir?
ilk olarak bir televizyon kanalında 1966 yılında görücüye çıkmış olan bu efsanenin ilk serisi 3 sezon sonunda düşük reyting aldığı için yayından kaldırılmış :) gelde inan!..
bir masaldır ya, kurbağanın prense dönüşmesi… ve bunu yalnızca prensesin yapabiliyor olması… aslında özdeşleşildiğinde, ne de gerçektir bu… hiç bir ütopik yanı kalmaz… rahatsız edici bir gerçekliği de keza… prensi öpmek zordur… kurbağadır çünkü, siğilleri vardır, çamur içinde yaşar ve pis bir görünüme sahiptir… ve prenses harici kim öperse öpsün, kimyasında bir değişime gidemez, gitmez belki de… mükemmeliyat duygusu ağır basar, o radde ulaşamadıkça, kurbağa kalmak onun için bir tercihten [...]
eveett sayın okuyucu. çok ciddi bir konu ile huzurlarınızdayım. çocukluğumuzda uygulanan baskılar. nedir bu baskı çeşitleri? nasıl uygulanır ve hangi sonuçları doğurur? bir göz atalım…
benim gibi tevellüt eski olanlar, dedemin deyimi ile nüfüs cüzdanı biraz eskiyenler bu sözü hemen hatırlayacaktır. evet hatırladınız! Bob amca bu, bonus Bob amca. çocukluğumuzda, Trt2 de yayınlanan resim sevinci programıyla tanıştığımız sihirbaz. sevecen güleç yüzü, kıvırcık saçlarıyla ve dilinden düşürmediği ”fırça darbeleriyle” ne güzel manzara resimleri yapardı. “çok kolay sizde yapabilirsiniz” diye gaz verirdi. ben o gaza hiç gelmedim. çöp adam bile yapamıyordum ki hala yapamam. ilham verdiği çocuklardan [...]
Hun İmparatoru Atilla’nın akıncısı Tarkan’ın Mars’ın sihirli kılıcını almak için Romalı ve Vandalılarla mücadelesini konu alan bu şaheseri “olsa da izlesek” başlığı altında sizlere hatırlatmaktan gurur duyuyorum efenim.. sinemamıza yapmış olduğu katkılar tartışılmaz. arşivinizde varsa bu yazının hatrına bir kez daha çıkarın o raftan ve izleyin. hep birlikte “hey gidi günler hey!” diyelim..
Hani benim bir yazı dizisi vardı bir zamanlar… Bilen bilir… (Bu lafa da kıl oluyorum aslında. Mantık açısından gayet saçma. Ama tartışmayacağım şimdi. -Ay yirin nan senin “tartışmayacağım”lı türkçeni. -Ne var be, noluyoz, ne yiyon -Ne biliyim, böyle bi TRT spikeri modundaydın da -Yazıyoruz olm arada düzgün olsun. -Nan neren düzgün de o düzgün olsun -Evet başta sen varsın yamukluğum olarak -Espriye bak… Hakkaten yamuksun bence de… -Bi defol allasen [...]
Uçan Penguen’in yapmış olduğu 90′lar ne güzeldi yazısından sonra bendeniz de her zaman top bilmem kaç listemin zirvesindeki şarkıyı sizlere tekrar hatırlatmak istedim. Rahmetli Gökhan Semiz’in grubu ‘Grup Vitamin’den İsmail. Sözleri ayrı güzel, söylemesi ayrı güzel, müziği ayrı güzel. Yapılmadı bunun gibi şarkılar bir daha. Gerçi Vitamin gibisi de gelmedi bir daha. Gelmesin de. Buyrun sözler, hem okuyup neşelenelim, hem de Gökhan Abi’yi bir kez daha analım… İsmail bir tuhaf [...]
hala dinledikçe o zamanları şuan yaşıyormuş hissi veren parçalarım vardır dilime gelen. kimisi sadece tek parçasıyla hayatımıza giren şarkıcıların ama yıllarca unutulmayacak güzel parçaları, kimisi de dinlediğimiz dönemin en çok duyulan top 10 listelerinde haftalarca inmeyen, dinleyene sözü ve müziğinin birşeyler anlatabildiği samimi şarkılar. kimisini radyodan temin ettiğim, bir çoğunu dilime geldikçe bi yerlere not alıp aradığım dinlerken geçmişie döndüğüm bir sürü parçadan bir kaçını sizin için bir araya getirdim. [...]
biraz önce otururken çok sevdiğim ve nefret ettiğim iki şeyi hatırladım. birincisi turbo şekerli sakız. o aroması nasıl bir tat bırakmışsa ağzımda beynime kazınmış resmen. halen düşününce hissediyorum o aromayı. bir de şu sağ tarafta duran tasarım yoksunu blendax şişesine ne demeli? kokusuna ve saçlarımı maf etmesine sinir olmam bir yana o şişenin duruşu bile beni stres sahibi yapmaya yeterdi. ah eski günler aah!..




