İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı, diyen Orhan Veli bu devirde yaşasa gözünü kapatamazdı İstanbul sokaklarında… * Şiddet bitti diyorlardı, adam güpegündüz İstiklal Caddesi’nde Alman’ı bıçakladı öldürdü arkadaş, ötesi yok! * İstiklal Caddesi çok güzel, keşke bir tanecik starbucks olsa, ama yok beş tane veya altı tane var… Arkadaş İstiklal’e beş starbucks açacağına Avcılar’a da bir tane açsana! * Ama adamlar da haklı, müşteri potansiyeli diye birşey var! * Müşteri her zaman [...]

Ne kadar çok şeye karşıyız diye düşündüm bir an. Çarşı mevzusuna değinmeyeceğim, hayır, ama kişisel olarak o kadar saçma konuları olay yapıyoruz ki; bir düşünün… Mesela, benden senden olayları… Siyasi olarak benden, hemşehri olarak benden, futbol taraftarı olarak benden, cinsiyet olarak benden, meslek olarak benden vesaire vesaire… E olmayan? Yok, karşıyım onlara! Oldu!

sigaraya sarılışım gibi artık senle buluşmalarım.. kırk yılda bir ve tadını çıkara çıkara.. yeterince boğularak.. sigarayı bıraktığım gibiydi sana kavuşmalarım. herseferinde daha fazla birikmiş bi özlemle, her seferinde bir doz daha artırarak, boğazımı yakarcasına… ve sigaraya başladığımda ki gibiydi sana uzanışlarım.. tedirgin, tecrübesiz, baş döndürücü.. titreyen ellerimle tutunmaya çalışmak dallarından birine.. nereden bilebilirdim ki tutunduğum dalın çatırdayıp kırılacağını.. nereden bilebilirdim ki deli gibi yükseklerde uçarken; birden yere çakılacağımı.. ve sıyıracağımı [...]

Hayatın yokuş aşağı dört nala koşan atlar misali geçip gittiğini söylemiş olan düşünür iyi bir tespitte bulunmuş. Hayat akııııp gidiyor kendi huyunca, bize de ayak uydurmak kalıyor kısıtlı aklımızca. İnsan aklının %10′unu kullanırmış, daha fazlasını kullanan da Bakırköy’ü boylarmış, öyle diyorlar; yalancılarıyım… Yoksa sırf bu yüzden mi okuma yazma nedir bilmeyen bir milletiz? Ne yazanımız okur ne okuyanımız yazar böyle bir kısır döngüde seyreyleriz 80 yıldır… 8 yıllık desek günah sayılmaz, [...]

Misafir evin bereketi der hep babaannem. Gerçekten de öyle. Misafir ağırlamak çok güzeldir, evin bereketidir. Ee güzel olduğu kadar da tatlı bir yorgunluğu vardır yanında. Beş çayının ikramı üzümlü kekler gibi. Ne de yakışır ikisi birbirine değil mi. Neyse bir gün yaparım hep beraber afiyetle yeriz. Gerçi ben çikolatalısını tercih ederim ama neyse… Bugün öğleden sonra dayımlar, teyzemler, komşu teyzeler hepsi bizdelerdi sağ olsunlar. Epey kalabalıktık anlayacağınız. Ama kalabalıktan şikayetçi [...]

Hayallerle büyüdü çocukluğum. Hepimizin çocukluğu gibi elbet. Oyundu, yeni alınan oyuncaklarımızdı derken zaman çabuk geçti sanıyoruz hepimiz. Hâlbuki az kurulmamıştır doktor olacağımız günlerin hayali. Az beklememişizdir bir cam kenarında zamanın geçmesini. Annemin eteğinden çekiştirir dururdum ne zaman büyüyeceğim diye. Elimden gelse akrebi koşturacaktım yelkovanın peşinden. Hani bir dizi vardı “Süper Baba” diye. Onun şarkısıyla sabahlar olurdu onun şarkısını mırıldanır yıldızları öyle indirirdim gök kubbeye. Bitmez sanmıştım küçüklüğüm… Daha hırsla tanışmamış, [...]

kışın, yazı özleme psikolojisini dile getirirken yazda geldi. okulların kapanmasıyla beraber planlar yapılmıştır eminim ve emin olduğum başka bir şey de hiç bir kriz tatile çıkmayı düşünen türk insanının önüne geçemez. ‘beyy beyy ayşeler çıktı bizim neyimiz eksik’ denildi mi bir evde anlayın ki tatile çıkmak yaklaşmıştır. tatilin gelmesiyle beraber bir başka konu, giysi düşüncesidir. ‘yaz geldi geçen yaz aldığım mayo bana uyar mı?’, ‘fazla kilolarım var geçen yaz giydiğim kıyafetlerde [...]

çok uzaklarda parlıyor sadece.. uzansam dokunabilecekmişim gibi, ama o kadar uzak ki!.. buradan bana bembeyaz ve pürüzsüz gözükse de, delik deşik tüm yüzeyi ve yorgun ve ümitsiz çoğu zaman aydan adam ve benim değil, bana parlamıyor, ondan bu karanlık hallerim.. her zaman göremiyorum tüm hatlarıyla onu, yakalayabilirsem bazen oda.. ve ben ona hep gözümü dikmiş bakıyordum. ama sedece suya vurmuş yansımasıyla yetiniyorum ve aydan adam hiç bi zaman avuçlarıma doğmayacak.. [...]

onunla onaltı yaşımda tanıştım. ilk gördüğüm, ilk dokunduğum anı hiç unutmuyorum. haftada 2 kez buluşurduk. iki saatlik buluşmamızda onunla zaman nasıl geçer anlamazdım. bende bir tutku haline dönüşmüştü. bazen tenefüslerde odasının kapısına gider uzaktan bakardım ona. parmaklarım ona dokunduğu anda ninni soylemeye başlardı adeta. küçük zilinin sesi hala kulaklarımda. ya o şaryosu? ilişkimiz boyunca hata yapmaya tahammülü yoktu. geri gidilmez, yapılan silinmezdi. o yüzden de çok iyi düşünerek dokunmak gerekirdi [...]

Gün çoktan doğmuş ama yatağımdayım sessizlikte.Hızlı bir ritimle başlayan eğlenceli bir şarkı var telefonumun alarmında: “Esski..” Sözlere geçilmeden tahammülüm tükendi ve kapattım alarmı.Güneş var,evimdeyim çünkü. İstanbul’un lanetlenmiş duvar bloklarının arasında,gözlerime ulaşamayan o tatlı sarılık,şimdi tüm sıcaklığıyla kaplıyor yüzümü. Gel de mutlu olma… Yavaş hareketlerle tutup asılırken kendime doğru lavabonun yolunu,ben miyim giden,yoksa yürüyen bir palette miyim bilmiyorum.Yüzümdeki kaymış ifadenin iki avuç soğuk suyla,bir iki saç darbesiyle düzelmesinin ilginçliğini hiç düşünmedim [...]