geceleri nöbet tutmaktan bıkmayacak gözlerim, şafak saymaktan sıkılmayacak zihnim ve asla ısınmayacak vücudum sensiz… konuşucak hiçbirşeyim yok etrafımdaki insanlarla… gözlerinin içine bakarak sarfedebiliceğim kelimeleri, diğer insanlarla harcamak gibi bi lüksüm yok… çünkü senli cümleler yakışıyor bana… ümitsizim bir yandan, kavuşamamak adına… ayrıca birazda melankoli var hamurumda. beni üzen, zorlayan… gözlerimle arama girip, bardağı taşıran son damlayı oynayan… ama yenilmiyorum ümitsizliğime, biliyorum, kavuşacağız zamanı geldiğinde… bardaktaki son damlanın adıda mutluluk olucak.. [...]

gün ortası telefon çalar. güneşi ikiye böler, sessizliği deler geçer. tıkanır bir an kalbinin pompası. ne zaman yuttuğunu bilmediğin kelebekler mideni tırmalar. günlerdir belki aylardır beklediğin telefondur. ne çok şey biriktirmişsindir o an için. sitem, öfke, özlem… fakat, dilinin ucunda, dudağının kenarında saklambaç oynar korkak hafler. saklandıkları yeri bulamadığın onca harfi nasıl bulup buluşturup dilinden akıtacağını düşünürsün. telefon çalmaya devam eder. saklanan ve sobeleyen karışır birbirine. o değilmiydi halbuki bunca [...]

sadece kaybolmuşluktu hissettiği. aradığını bulamamak, ortada kalmışlık, öylesine orta yerde. gelip geçenlerdi anlam katan benliğine. sadece yaşıyordu işte. nefes alıyor, bazen tutmayı denesede. elini attığı herşey un ufak olup; akıp gidiyordu boşlukta… madde denilen formsuz biçimler, ağırlaşıyordu bükük bileklerinde. hissediyordu bazen birşeyler ne olduğunu bilmesede. bomboştu içini doldurmaya çalıştığı herşey. anlamsızdı yürüyüşleri. içinde büyüttüğü açılmadan kirletilen ve kandırılmış inanmışlıkları. varmıyordu hiçbir başlangıç sonucuna, kaybediyordu tüm hayatlara inancını, güvenini…

mutsuzum bugün, umutsuz. hiçbirşey yok elimde. anlamlandırmaya çalıştığım şeyler belkide birşey ifade etmiyorlar. tümüyle benim hayal gücüm… yalnız kalmaya ihtiyacım vardı, yine attım kendimi yangın merdivenime. bi yandan sineklerle savaşırken güneşin altında; bi yandan yazıyorum. hep kendimle konuşuyordum, biraz da sen dinle beni. sadece yazıyorum, eline geçmeyecek olsada tüm mektuplarım. boşaltıyorum içimi, içimde patlamadan zamansız. acımışlıklarım, ufak mutluluklarım, yarım kalan hayallerim, belki geleceğim. kendimi nasıl kandırdığımı ve avunuşlarımı, belki benim [...]

gri

kuşlar gibiyim, özgürüm, tüm sevgiler benim, tüm dostluklar benim, var mı benden güçlüsü, artık daha içten şükredebiliyorum, daha derin seviyorum, kötülükleri görüyorum, elimin tersiyle itiyorum, dünyanın orasından burasından kakıyorum, bana zarar veren her şeyden kendimi koruyorum, siyahlarımı dodge tool ile açıyorum. canım sıkılırsa alıyorum kendimi sahilde bir gezintiye çıkarıyorum, hala mı canı sıkkın hadi diyorum şimdi eğlenceye, bir komedi filmiyle neşelendiriyorum, boş zamanlarda giriyorum koluna şimdide biraz çocuk olalım diyorum [...]

hayatımın şu anına kadar olan diliminde çektiğim keşkelerden ilkisin, aşkların yüzkarasısın, sana aşk demeyeceğim, dilim söylese de gönlüm kabul etmiyor. yaktın canımı, çok acıttın be çok. beddua edemiyorum, sana zerre acıdığımdan değil duanın bana dönmesinden korkuyorum. elime bi tüp gaz verseler emin ol sende kullanırdım onu yada yakardım o şehri içinde sen varken. tanımadım senin gibisini, sen var ya sen dünyaya gelmiş en büyük yalansın. bir doğru söz söylemeyi bilmeyen [...]

senli geçen dakikalardan sonra herşey o kadar boş ki. gözlerimin gördüğü, kulaklarımın işittiği herşey anlamını yitiriyor bir anda. seninle dinlediğimiz tüm şarkılar sensiz hiç bir tad vermiyor bu ruhuma. senin yanından her ayrılışımda içimi büyük bir boşluk kaplıyor. o boşluğa düşüyorum, düştükçe kayboluyor bu bedenim, ruhum. ne var sanki sürekli yanımda olsan, ne var sanki her attığım adımda desteğini esirgemesen, ne var sanki o korumacı tavrına sığınmalarım hiç bitmese… senin [...]

hayallerimin kuaföre gitme vakti geldi, kırık dökükler hepsi yine… kalbim delik deşik zaten hasret denen olgu yüzünden, her geçen sensiz saatte yeni bir delik kazancım, yok ötesi… beynim benden göçeli uzun zaman oldu… sen yoksun ya, yokluğunu düşünüyorum ya… ellerim yara bere içinde artık, dokunduğu herşeymi batar, kanatır senin narin ellerinin üstüne… dudaklarımda sensizlikten çatladı, kimselere hovarda öpücükler savurmuyolar artık… gözlerim… onlar artık siyahlı beyazlı etrafa karşı içinde barındırdığı sonsuz [...]

en bir yere koyamadığım yaşanmışlıklarım, yada yaşayacaklarım en çözemediğim düğümlerim, erdiremediğim aklım hissettiğim ama söyleyemediğim duygularım baktığım ama göremediğim her istediğimde yada cevap bulamadığım dilimin ucuna kadar gelipte diyemediğim bir türlü engel olamadığım gülümseyişim ve ellerimin titreyişi sımsıkı içimde tutuyorum, çıkmak istiyorlar ama ne yeri ne de zamanı ne kadar zaptederim bilmiyorum, ama orada durmak zorundalar bekleyişler, zamanın en acı hediyesi insanoğluna kimi zaman zevkli, heyecanlı bazen acıtıyor, pes ettiriyor [...]

sabah saatlerinde doğup büyüdüğüm mahalleye sağanak yağmur eşliğinde girdim; göz yaşlarım gizlendi, sevindim… binalar eskisi kadar çekici gelmedi, “iyi ki burdayım” diyemedim ilk kez bu mahalle için… sevdiceğimi içinde barındırmadığından olsa gerek herşey, herkez yabancılaşmış, herşey olabildiğince çirkindi yeşil gözlerime…