tarafından 27 Eylül 2010 tarihinde yazılmış. ortaya karışık kategorisinde yayınlanmış.

öykünün evveli

Bir gün bir gece… Karanlık, başını göremedikleri, kuyruğuna ulaşamadıkları bir yılan gibiydi sanki. Hiç sonu yokmuşçasına kıvrılan o tünellerde bir gün bir gece boyunca sabırla dolandılar. Dehlizlerin tozu ile ağırlaşan yorgunluğun eline düştüklerinde ise, tüneli keşfettikleri andaki sevinçleri, dillendirmedikleri bir hayal kırıklığına yerini bıraktı. Bu da her geçen dakika adımlarını ağırlaştırmaya kâfiydi. Kısa fasılalar artık yetmemeye başlayınca ana tünelden ayrılıp çıkmaz bir galeride birkaç saat dinlenmeye karar verdiler.

Nelay, uyuyamadığı gibi, denediği meditasyonda* da başarısız olunca, sorumluyu bulmakta gecikmedi. Cücenin galeriyi sarsan horlamaları, yeraltındaki akla gelebilecek her türlü varlığı metrelerce öteden kaçırmaya ya da düşmanlarına yerlerini haber vermeye yetecek perdedeydi. Bununla baş edemeyeceğini anlayınca, ilk nöbeti alan elfi uykuya göndererek gözcülüğü devraldı. Sırtını yasladığı duvarın sertliğini her geçen dakika daha fazla hissetmesine rağmen karanlıkta kımıldamadan oturan keşişi bir gören olsaydı, usta bir yontucunun taşı maharetle şekillendirdiğine yemin edebilirdi.

Fakat bir süre sonra Garvin’in bahşettiği seremoni arasından Nilfaem’in belli belirsiz nefes alış-verişlerini yakalamaya çalıştığını fark ettiğinde, hızla oturuşunu dikleştirdi. Karanlığa çoktan alışmış gözleri, elfin yattığı yerde döndüğünü seçti. Birkaç saniye sonra mağara tekrar eski horlamalı dinginliğine kavuştuğunda tuttuğu nefesini yavaşça bıraktı.

Zihni, düşüncelerinin yönünü aynı hızla değiştirdi. Dudakları günler önce okuduğu maniyi tekrar ederken, sesin yoksunluğundaki sözler içinde yankılanıyordu.

“Sırtladım yılların yükünü
Bırakacak yerim yok
Bir kere kuruldu kapan
Kilidimi açan yok.”

Kızları kaçırılan bir aile bu maninin yazılı olduğu kağıt parçasını ilk eline verdiklerinde Nelay, onu nerede, kimden duyduğunu başta anımsayamamıştı.

Kızın yatağında kızın yerine sadece bu maniyi ve altında da kısa bir not bırakmışlardı: ‘şekerparenizin 3 aylık ömrü var.’ Annesinin kızını şekerparem diye sevdiği düşünüldüğünde, kaçıranların ailenin ne kadar yakınına sokuldukları açıktı. Tuhaf olan, ne kızları ile takas edecekleri bir paradan söz etmişler ne de ne talep ettiklerini bildirmişlerdi.

Keşişin anıları, o gece meditasyonunu yarıda kesen bir ışık halinde eksik olan bilgiyi cömertçe sundu. Ninesinin, torununun niyazlarını bin bir naz ile geçiştirdiği yaz gecelerinin dört gözle beklenen ender saatlerinde anlattığı öykülerin arasından fırlayıvermişti.

Bir tepe ki rüzgarın yaz kış eksik olmadığı, çorak ve çıplak… Bir rüzgar ki büyüyen ve yaşayan ne varsa kaçıran, çoğu zaman bir babanın öfkesi kadar yakıcı ve yıkıcı…

Ninesinin bu dağdan bahsederken kullandığı kelimeler tam olarak böyle olmasa da Nelay aklına düşen anıyı diğerlerine bu haliyle anlatmaya başlamıştı.

“Kimsenin uğramadığı, bir ağacın bile tutunamadığı bu ıssız yerde çok ama çok zengin bir adamın yaşadığı söylenirdi. Ne yazık ki kalbi de yaşadığı bu tepe kadar soğuktu. Yine de evinin bir odasına istiflediği altınların sıcaklığının söylentisi bile birçok kişinin iştahını kabartmaya yetiyordu.

Bu kocakarı masalının ateşinin düştüğü yüreklerine söz geçiremeyen iki hırsız, kuzeydeki bu tepeyi aylar sonra bulmuşlar. O gece ‘bekçim’ dediği rüzgarının sessizliğine uyanan ev sahibi, perdesini araladığında bahçesindeki rüzgar gülünün ilk defa kıpırdamadığını görmüş. Dört mevsim hiç esmekten vaz geçmeyen rüzgarını uysallaştıran anormallik yüreğine düşmüş bir kere. Hazinesinin yerinde olmadığından şüphe etmese de bir defa daha görmeden uyuyamayacağını bildiğinden boynundaki altın zincire asılı anahtarı telaşla çıkarmış. Kapıyı aralamış ve ne görsün… altınları hala yerli yerindeymiş. Gülümseyerek tekrar uykusuna döneceği sırada, kendileri için kilidi açmasını bekleyen hırsızlar adamı odaya itip kapıyı üzerine kapamışlar.

Hazineyle birlikte ev sahibini odaya kilitlediklerinden emin bir şekilde adamın yemeğinden yiyip, adamın yatağında uyumuşlar. Sabah olduğunda, rüzgar ara verdiği görevine kaldığı yerden tüm şiddeti ile devam ediyormuş. Odayı açtıklarında ne adamı bulabilmişler, ne de göz ucuyla gece gördükleri altınlardan bir dirhem… Adam koca bir oda dolusu altınla birlikte, kilitli odadan buhar olup uçmuş…”

Nelay, hala bu adamın ve altınlarının kayıp olduğunu bu masalı anlatırken ninesinin büyük bir inanç kaplı yüzünü çok iyi hatırlıyordu. Hırsızların önemsemeden bir köşeye fırlatıp attıkları anahtarın hazinenin gizli kapısını açabilecek tek şey olduğunu da… Ve bu kıymetli anahtarın kendisi için söylediği bir şarkı vardı. Bu çocuk masalını aklına getiren, küçük kızı kaçıranların bıraktıkları notta ninesinin masalı anlatırken sık sık söylediği bu şarkının dizeleri yazılıydı.

Dakikalar sonra Nelay, mağaradaki sessizliğin farkına vararak, dikkat kesildi. Bir an ne olduğunu çözemedi fakat hala uyuyan cücenin horlamaktan sonunda vaz geçtiğini anladığında gülümsedi. O sırada elfin doğrulduğunu fark etti.

Keşişin oturduğunu fark eden elf, karanlıkta iyi gören gözlerini kısarak tedirginlikle mağarayı kolaçan etti. “Bir şey duydun mu?”

“Hayır.” Nelay kısaca cevap verdi.

Nilfaem, kollarını gererek uykunun son kalıntılarını üzerinden atarken “Tuhaf… bir şeyin beni uyandırdığına yemin edebilirim.” diye söyleniyordu.

* Keşişlerin, bedensel ve zihinsel olarak kondisyonlarını koruyabilmek için rutin olarak yaptıkları içsel yoğunlaşma.

devam edecek…



Paylaş ki genç kalasın!

1 yorum yapılmış

  1. esved diyor ki:

    yaa hikaye gittikçe daha çekici bir hal alıyor , acayip merak etmeye başladım, hikaye içinde hikaye. çok güzel bir yazı olmuş pafulim. eskiden beri şu betimlemelerine hayran kalmışımdır. nefes almadan ve vermeden bir anda çıkıveren cümleler… biliyorum bu yazılar senin için çerezlik yazılar olsa da burada olmana çok seviniyorum :biggrin:
    tuttum nefesimi, evet şimdi ordayım…
    “Bir tepe ki rüzgarın yaz kış eksik olmadığı, çorak ve çıplak… Bir rüzgar ki büyüyen ve yaşayan ne varsa kaçıran, çoğu zaman bir babanın öfkesi kadar yakıcı ve yıkıcı…”


:alien: :angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: