
yaşlı bir japon balığı vardı. o kadar uzun süre o küçük kavanozda yaşamıştı ki kendisi bile hatırlamıyordu yaşını. hayatı seviyordu ama yaşlılığın getirdiği sevimsiz şeylerde yok değildi. mesela artık atılan yemleri iyi göremiyordu. bu yüzden günlerce aç kaldığı bile olmuştu. eskiden yorulmak nedir bilmeyen yüzgeçleri şimdi sızım sızım sızlıyordu. eskisi gibi yüzemiyordu bu yüzden, bir tur attıktan sonra durup dinlenmesi gerekiyordu. bunlar yetmezmiş gibi son zamanlarda romatizmaları da azmıştı. haftalık su yenilemeler azap gibiydi. solungaç yetmezliğinden bahsetmiyorum bile. tüm bunlara rağmen seviyordu hayatı. hatta rağmen sözcüğü pek sevmez düzelteyim; o bunlarla birlikte seviyordu hayatı.
artık güneş iyice dönmüştü, sabahları onun kavanozuna doğuyordu. genç olsa bundan pek mutlu olmayabilirdi. (malum sabah güneşinin kimin üzerine doğduğunu herkes bilir.) ama işte yaşlı bir balık olunca bunları takmıyordu. iyi geliyordu romatizmalarına.
eve renk gelmişti. yaz tatiliydi, çocuklar tüm gün evdeydi. gerçi bunun kötü tarafları yok değildi. gidip gelip kavanoza tıklatıyorlardı. böylelikle bizim balığın ilgisini çektiklerini düşünüyorlardı. ama bizim balık açısından hiç de öyle değildi. iyice zayıflamış olan refleksleri yüzünden her seferinde cin çarpmışa dönüyordu.
kavanozda yaşayan yaşlı bir balık ne isterdi ki hayattan. o da her yaşlı balık gibi ters döneceği günü bekliyordu.
o gece perdeyi açık unutmuşlardı ve gökyüzü berraktı. uzun süredir gökyüzünü böyle ihtişamlı görmemişti. aslında en son ne zaman gökyüzünü gördüğünü bile bilmiyordu. bir süre gökyüzünü izledi öylece. ama ay’ı bir türlü seçemiyordu. hilal miydi yoksa dolunay mı? açık söylemek gerekirse yıldızları da pek seçemiyordu. ama olsun, hayal edebiliyordu.
sabah olunca evin annesi gelip içeriye güneş girmesi için perdeleri çekip pencereyi açtı. içeriye kuş sesleri doldu. evin küçüğü uyandı. aceleyle gelip televizyonu açtı. sonra her zaman ki gibi kavanoza tıklattı.
yaşlı balık kıpırdamadan suyun üstünde ölümün keyfini sürüyordu.





mukadderat kefaluka naparsın ama yinede sonlar güzeldir be
Klasik bir hikaye tadında başladı, devamında bir hareket bekledim ama bitti.
Yorumdaki mesajı verebilmek adına büyük bir hevesle başlanmış sonradan bir iş çıkıp kısa kesilmiş bir yazı gibi.
yorumunu okuyunca şöyle tekrar bir okudumda haklısın aris. bir iş çıktığı için kısa kesmedim sadece yazarken düşünceler okadar hızlı akıyor ki hikayenin sonunu unutmamak için hemen yazmıştım. çok teşekkürler eleştirin için
“o gece perdeyi açık unutmuşlardı ve gökyüzü berraktı”
“sabah olunca evin annesi gelip içeriye güneş girmesi için perdeleri çekip pencereyi açtı”
nasıl yani?
şokellam aslında perde kapalıydı hep ama bizim ihtiar balığın gözleri iyi görmüyordu.( perdeler açık olsada göremezdi gökyüzünü zaten).ama ne önemi var ki o gece ihtiyar balığın önüne tüm ihtişamıyla serilmişti gökyüzü.
hayatın devri böyle işte, gözler çok görmese de tadına varabilmek. ellerine sağlık zaliham
öyle gözün görmesi önemli değil gönül görsün yeter
(gözümün göremeyip gönlümün gördüğü biricik esved ablam
)
“öyle gözün görmesi önemli değil gönül görsün yeter ” gönül gözü güzel kardeşim benim
kavanozda yaşayan yaşlı bir balık ne isterdi ki hayattan. o da her yaşlı balık gibi ters döneceği günü bekliyordu…
oy zaliham oy bu cümle öyle çok rüzgarlar estirdi ki gönlümde, savruldum durdum bir an… içimde hep tatlı acılar bırakıyor cümlelerin… ters dönmek…
öyle değil mi düşüm balıklar ölünce hep ters döner
ama olsun ölüm güzel şey tadmayana
Boş boş gezinirken yaptığım yorum aklıma geldi de bir bakayım dedim… Yorumun yayına alınmasına ihtimal bile vermiyorken, eleştirildiği için teşekkür eden birileriyle karşılaştım.. Başarılar
herzaman eleştirilerini görmek mutlu eder beni
gerçekten çok güzel olmuş canım ablam benimde balığım vardı her geçmede tıklatırdım acaba o damı rahatsız oluyordur ?? :D
valla sümeyra bizim balık biraz ihtiyardı. belki seninki seviyordu adrenalini