Çakma Rolex’li adam…

Çakma rolex’li adam… Kirli sakallı, kızıl saçlı, sarı dişli o ufak boyuyla narsist karakterli. Kendinden “adam tanıyan adam” diye bahsederdi. Çakma rolex saatini ve yüzüğünü parlak etiket olarak kullanırdı, birileri bakmalı onu fark etmeli, onu görmeliydi. Her şeyini vefayı, hürmeti, tanınan adamlara saygısızca harcayabilecek olan o, ufak boylu kirli sakallı, sarı dişli narsist adamdı.. Çakma rolex’ini arkadaşı hediye ettiği için takardı ama takılan arkadaşlıkları kavrayamazdı. O, parlayan ziyasıyla orataya çıkan, ziyadeyi benliğine yakıştıramayan, daha fazlanın eksiğini kabul etmeyen adamdı. Umursamaz tavırlı ama umarsızdı… Her demini adam tanımakla geçirdi.
Aldandı… Aldatıldı… Anlatmadı… Anlatıldı…
uyanış

Yüzüme vuran seher yeli ayaza çalmış kızaran yanaklarımda,
soğuğu üflemeden uyanışı bekledim.
birazdan kopacak yaygarası hayatın. ışığı gören hırsla tekrar yeniden.
Bekledim bu sabah ışıklarını saçarken tan yelinin yangın mavisini,
düğün alayları kurulmuş güneşin önüne, kıvılcımlar saçıyor geçişsiz ışık yansımaları,
Soğuktan donan ellerim-ayaklarım, yanan yanaklarıma inat
bu sabah yangınlardan yangın beyenesim var,
yanan ormanlar gibi çaresizce tutuşan.
Kırpmadım gözlerimi, hiçbir kıvılcımı kaçırmadım,
iliklerime kadar donarken ve kuruyan dudağıma, yanan yanağıma inat,
yangınlara bırakmak istedim kendimi.
bayramınızı kutlarız

tüm bitlilerin ve bitli kalanların bayramını kutlarız!
çocuklara şeker ve harçlık vermeyi unutmayın.
david carbonara’dan geliyor: babylon

bu şarkının en güzel yorumu; david carbonara ve don mclean’a aittir kanımca. mad men’in bilmem kaçıncı sezonunun kapanış parçasıdır ayrıca. orada denk geldim ben de. ama mad men’den sıkıldım. neden bilmiyorum, sıkıldım işte. bu ara supernatural havamdayım. dizilerle ilgili fikirlerim bir sonraki yazıda olacak. siz şimdilik bu parçayı dinleyin derim. iç gıcıklayıcı, hüzünlü falan böyle. dinleyin be işte. nolcak!
söz gelimi…

Seyirci kalınmış yaşanmışlıklar gemisinin güvertesinde, yarı çıplak günaha nazır bir kadın seyredalıyor tan vaktini… ve kadınlar, bir kentin en bilindik gecesini durmadan yabancılaştırmaya çalışan tenhalıklarında… ve bir taş düşse göle, dalgalanmadan durulur mu deniz?
Kuşlar mevsimsel göçlerinde, çöller durmadan ısınıyor ve en çok da soğuktan donmuş tenleri yakıyor kumlar… gür bitki örtüleri bitiyor o köhne boşlukta. Boşluklar, alışılmışın dışında bir hal alıyor ve her insanın başlangıcından sonra bitişine denk düşüyor. Çekim yasasını yalnız gözler mi biliyor?
10 kasım 2010

“Artık duramayız. Mutlaka ileri gideceğiz, çünkü mecburuz.
İçinde bulunduğumuz medeniyet ailesinde layık olduğumuz yeri bulacak,
onu koruyacak ve yükselteceğiz.
Refah, mutluluk ve insanlık bundadır.”
Mustafa Kemal Atatürk
yeni bir başlangıç..
Hayatımın bu dönemi yeni başlangıçlara ayrılmış. Yeni bir şehre geldim mesela, yeni bir ev, yeni arkadaşlar, yeni bir okul, yeni bir ortam… Yeni bir sayfa açıldı önüme. Bembeyaz bir sayfa, istediğimi yazabilirim oraya, bu iyi bir şey olsa gerek.
İlk başlarda hayatın beni seçmediğini bana küstüğünü düşünmüştüm evim bildiğim yerden beni ayırarak. Yüzümden tebessüm eksik olmasa da insan kendini bilir, bende biliyordum aslında mutsuz olduğumu.. Ama sonra anladım ki hayat beni seçmiş, tutmuş ellerimden. Bu büyük şehirde hayallerimi gerçekleştirme şansı vermiş bana, işte o zaman gözlerimin içi de güldü. Katlanmam gereken sadece dostlarıma duyduğum özlem artık. Ve ben bunun üstesinden gelebilirim.
Kişisel iletişimsizlik ve duygusal hesaplaşma

Bilimsel bir tez konusu kadar iddalı olmasa da iletişimsizliğin duygusal analizini dile getirmek istedim. bir çok fizyolojik farklılıklarımız bizi duygusal farklılıklara da itiyor ki bu gayet normal. empati adını koyu vererek çözdüğümüzü düşündüğümüz bu yetersiz düşünceler aslında iletişimsizliğimizin resmidir. ihtiyaçlarımızı, hedeflerimizi ve kişisel hırslarımızı bir kenara bıraktığımızda hayatı anlamak ve yaşamak daha kolay oluyor. herkesin anlayacağı dilde anlatmak diye bir kavram vardır örneğin. bu gösteriyor ki iletişimde bir çok dil var insandan insana değişen ve birde herkesin anladığı bir dil var. iletişim için bazı kesimlerce yavan diye adlandırılan bu dil günlük hayatımızın yol haritası değil midir?





son yorumlar