gelişi güzel…

» yazdı | 05 Ekim 2010 | kategorisi: ortaya karışık | 12 yorum

Saplantılı dünyanın buhranlı sancıları bitmeyen… ayağımın birini aldın sevgilim, yürüyemiyorum… çamura bulanmış bir gölün tam ortasında yüzüyorum. İçimden kanım akıyor, görmüyorsun… kalın zincirlerle sessizce çekiyorsun  benliğine, hissetmiyorsun.  İnsanlar sevmeyi bilmiyor mu sevgilim, insanlar ölmeyi bilmiyor mu? Yarımağız kuruyorum tüm cümlelerimi; sesinden uzakta sessizleşiyorum, teninden ötede tensizleşiyorum! Yavan bir ekmeğin ortasına yerleştirişin varlığımı ve kurumak üzere cam kenarına bırakışın kuşlar yesin diye… hiç mi bilmedin varlığımı sevgilim, hiç mi hissetmedin?

devam

İşte Huzur…

» yazdı | 04 Ekim 2010 | kategorisi: fotolog | 1 yorum

Gittim. Gördüm… Dönmek istemedim…

devam

Monna Rosa

» yazdı | 01 Ekim 2010 | kategorisi: edebiyat | 6 yorum

Okumadan önce bir dinleyin.

Monna Rosa

Monna Rosa, siyah güller, ak güller
Gülce’nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister;
Ah, senin yüzünden kana batacak,
Monna Rosa siyah güller, ak güller!

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Bakar ürkek ürkek tavşanlar dağa.
Monna Rosa, bugün bende bir hal var,
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

devam

tanıştığıma memnun oldum

» yazdı | 30 Eylül 2010 | kategorisi: sıkıntı kutusu | 7 yorum

Bugün bir kez daha insanların aklında nasıl yer ettiğimi fark ettim. Ne kadar unutulmayacak ama aynı zamanda bir o kadar hatırlanmaya gerek duyulmayacak bir insan olduğumu anladım. Kimi beni sınıfın fotokopicisi olarak hatırlayacak, kimi ona kantine kadar eşlik eden biri, kimi gereksiz ilgiyi üstüne çeken sosyal malzeme olarak, kimiyse her zaman sivrilen kişi. Beni asla unutmayacaklar. Yıllar sonra bahsi geçtiğinde bile belki bir silüet olarak geleceğim gözlerinin önüne sırf hizmet ettiğim için, muhabbete malzeme olduğum için. Ama biri gelip de söylemeden asla hatırlamayacaklar adımı. “Ya..” diyecekler “…bir oğlan vardı.” Sonrasında sebepler gelecek “..hani hep sınıf işlerini yapardı, …herkes onla uğraşırdı”; kimisi yanlış değerlendirecek “evet ya, herkese yaranmaya çalışırdı”; kimisi de ciddiye almayacak, “ya çocuktu o ya, dikkat çekmeye çalışırdı”… Ve sonra asıl soru gelecek “Adı neydi ya?”

devam

golden puppy

» yazdı | 29 Eylül 2010 | kategorisi: fotolog | 4 yorum

senin tipini yerim ben :)

devam

ihtiyar balık

» yazdı | 28 Eylül 2010 | kategorisi: hayatın böğründen, sıkıntı kutusu | 15 yorum

yaşlı bir japon balığı vardı. o kadar uzun süre o küçük kavanozda yaşamıştı ki kendisi bile hatırlamıyordu yaşını. hayatı seviyordu ama yaşlılığın getirdiği sevimsiz şeylerde yok değildi. mesela artık atılan yemleri iyi göremiyordu. bu yüzden günlerce aç kaldığı bile olmuştu. eskiden yorulmak nedir bilmeyen yüzgeçleri şimdi sızım sızım sızlıyordu. eskisi gibi yüzemiyordu bu yüzden, bir tur attıktan sonra durup dinlenmesi gerekiyordu. bunlar yetmezmiş gibi son zamanlarda romatizmaları da azmıştı. haftalık su yenilemeler azap gibiydi. solungaç yetmezliğinden bahsetmiyorum bile. tüm bunlara rağmen seviyordu hayatı. hatta rağmen sözcüğü pek sevmez düzelteyim; o bunlarla birlikte seviyordu hayatı.

devam

elif’ten gizli 2: uykusuz

» yazdı | 27 Eylül 2010 | kategorisi: ortaya karışık | 1 yorum

öykünün evveli

Bir gün bir gece… Karanlık, başını göremedikleri, kuyruğuna ulaşamadıkları bir yılan gibiydi sanki. Hiç sonu yokmuşçasına kıvrılan o tünellerde bir gün bir gece boyunca sabırla dolandılar. Dehlizlerin tozu ile ağırlaşan yorgunluğun eline düştüklerinde ise, tüneli keşfettikleri andaki sevinçleri, dillendirmedikleri bir hayal kırıklığına yerini bıraktı. Bu da her geçen dakika adımlarını ağırlaştırmaya kâfiydi. Kısa fasılalar artık yetmemeye başlayınca ana tünelden ayrılıp çıkmaz bir galeride birkaç saat dinlenmeye karar verdiler.

devam

duâ

» yazdı | 24 Eylül 2010 | kategorisi: özlem gülleri | 17 yorum

Ey sevgili, seni düşündüm bir anda yine, her an yanımda olmanı istercesine. hayran olunası merhametine ve kudretine daldı yine yüreğim yardım dilercesine. düşündüm de nasılda bu kadar büyüklükle sevebildin bizleri. en sevdiğin acı çektiğinde, kör gözlerin bakışları arasından ve taş olasıca ellerin attığı taşlarla canı yanan sevdiğine ses etmedin bile bile. yaşanması gerekliliği için sevdiğin için ya da sevdiğinin merhameti için kahretmedin kararan gözlere ve helak etmedin kaldırılan elleri. en kötüsüne bile bekledin ve çoğu zaman affeyledin sonsuz büyüklüğünle. bu güzelliğine ses etmedi sevdiğin ve duraksamadı bile, dilinden kötü bir harf çıkmadı ve nefesine kurban olduğum hiç kapamadı gözlerini acınası gözlere. sevdiğinin kolunu dayadığı bir odun parçası dahi olamadık ama yine de sevdin bildik bizleri.

şimdi sesleniyorum sevdiğim sana, gireyim bir dolu sevgilin arasına, kat beni de kervânına. bu büyük merhametini bilircesine yalvarıyorum sana, affeyle senin olmadığın her anıma…

devam

zırvalamadan edemeyeceğim doğrusu (1)

» yazdı | 23 Eylül 2010 | kategorisi: ortaya karışık | 4 yorum

Sabırsızca uzayıp giden bir terminal bekleyişine geçti yine hayat. Hiç bitmeyen bir bekleyiş, anbean tükenen bir omuz yükü sabır ve bir bavul dolusu terk ediş şehri can evinden… Düşünüyorum da bazen düşünmek eylemini katletmek insanların en zevkli doruk noktası sanki. Her bekleyişte son demine vuruyor bir düşünmek eylemi daha ve ben her bekleyişimde en gergin hücrelerimde yaşıyorum düşünceyi, bilfiil, kanıksayarak ve hatta kaskatı… Bir adım ötesi bilinmeyen ya da kabullenilmiş gibi yapılan gerçek; bir adım gerisi ise aslolan, yaşanmış realiteler. Realite mi daha gerçek, gerçek mi daha reel? Bunu batı dünyası düşünürleri bizzat açıklayacaktır zaten, biz sorgulamadan. Ve her zaman yaptığımız gibi sorgusuz bekleyip, anlamsız yanıtlarımızda yitikleşmeye devam edecektik nihayetinde değil mi?

devam

ey guinness, sen nelere kadirsin

» yazdı | 22 Eylül 2010 | kategorisi: arıza haller durumu | 6 yorum

2011 guinness’ler yavaş yavaş açıklanmaya başlanıyormuş.
çeşit çeşit abzürtlüklerin içinden işte bir kaçı…

devam