tarafından 11 Kasım 2010 tarihinde yazılmış. hayatın böğründen kategorisinde yayınlanmış.

Seyirci kalınmış yaşanmışlıklar gemisinin güvertesinde, yarı çıplak günaha nazır bir kadın seyredalıyor tan vaktini… ve kadınlar, bir kentin en bilindik gecesini durmadan yabancılaştırmaya çalışan tenhalıklarında… ve bir taş düşse göle, dalgalanmadan durulur mu deniz?

Kuşlar mevsimsel göçlerinde, çöller durmadan ısınıyor ve en çok da soğuktan donmuş tenleri yakıyor kumlar… gür bitki örtüleri bitiyor o köhne boşlukta. Boşluklar, alışılmışın dışında bir hal alıyor ve her insanın başlangıcından sonra bitişine denk düşüyor. Çekim yasasını yalnız gözler mi biliyor?

Gözlerim… onlar yenidoğan körlüğünde henüz; ellerim durmadan döngüsel tepkiler veriyor… karınca kararmayınca bitiyor bu hikaye. Hikayeler… onlar hep mi bitmek üzere başlıyor?

Dolunayda uluyor kurtlar ve korunma güdüsüyle saldırganlaşıyor hayvanlar. Tümevarımsız kesilmiyor genelleme kaygısı ve kaygısız hiçbir aşk yaşanmıyor… neye günahsak ona sevabız cennet bahçelerinde. Bahçesiz bir evde köpek beslenmiyor; köpekler hep mi klasik koşullanıyor? Öğrenmeden edinilmiş bilgiler refleksif tanımlara yenik düşüyor…

Gördün mü yaşlı adamı; bak nasıl ağlamadan ediyor… onca çizgisini çarşafla örtüp bak nasıl toprağa giriyor…

Yastıksız paylaşılıyor uykular ve beklentisiz bir dua serpiliyor şehvetten arınmış yataklarına şehrin. Sular tüm dünyada mı kutsanıyor? Sular… nasıl da kirliyken…

Bir çember ki dönüyor etrafımızda; feleğin çarkı benzetmesi en çok ekvator çizgisine yakışıyor. Var mı dünyada zihin değmemiş bir düş parçası; düşler hep mi zihinlerde kurgulanıyor?

İsmimiz sahtecilik suçlarına karışmış; ismimiz geçmişte hiç anılmıyor. Geçmiş de bir gelecekle yordansa; gelecek hangi geçmişe kanıt oluyor? Ola ki bir lamba, birkaç kelebek kanadı; yanmaktan da mı kurtulmuyor?

Üşümeye doygunsuz bedenler ancak bir sigara daha yakıyor; sönmek için bu ateşsiz cehennemde…Yoksa dünyada tek yanan şey sigara mı diyor Fazıl; Fazıl anne sevgisinden mi şairlik yapıyor? Ya uçurtmanın… nasıl da haberi olmuyor gökyüzünden onca…

Tükenmeyen kalemler katletmiş cümlelerimizi; yalanlarımıza bizden çok kim kanıyor… kanıyor durmadan küskün çocukların dizleri… bir avuç bilye, bir parça misine ve henüz tutulmamış balıklarla dolu kovamız… balıklar bizden sebep mi salınmak için tutulmayı bekliyor? Özgürlük denen şey saklanırken pullarının ardında; insanlar neden hala yüzgeçsiz yüzmeye heves ediyor? Solungaçlara duyulan hasret ciğerlerimize bir dargınlık düşürürken; kalbimiz merkez kaç kuvvetini hiç mi hissetmiyor…

Alışverişten sonra ödenir hesap; veriş hesaba dahildir ve tüm dahiliyet sürecimizde mahcubiyet hücrelerimiz son defansına mı yüklenir?

Aniden böler yazıyı bir karmaşa. Suskunluk sarar bilinçaltlarımızı ve bilinçsizlik girdabında yoklanmış anlıklar; hiç kullanılmayan çekmecelerimizin okunup okunup silinmiş kitaplarıyla dolduruluyor…

Hani sürse diyorum bu aldanış tiyatrosu biraz daha; sanmayın ki perdeler karanlıkta açılmaktan hiç yorulmuyor!



Paylaş ki genç kalasın!

14 yorum yapılmış

  1. nâdi kalemdar diyor ki:

    bu yazı bazı dertlerden muzdarip… keşke imkan olsa da düzeltse bu garip…

    • gry diyor ki:

      ne gibi mesela?

      • nâdi kalemdar diyor ki:

        “söz gelimi” öyle söyledim.. :biggrin:

        şaka bir kenara da, benim bu yazıda gördüğüm bazı toplumsal sorunların iyi bir gözlem sonucu kelimelere dökülmesi.. örneğin; “Sular… nasıl da kirliyken…” veya “Hani sürse diyorum bu aldanış tiyatrosu biraz daha; sanmayın ki perdeler karanlıkta açılmaktan hiç yorulmuyor!” gibi…

        • düş diyor ki:

          ah nadi ah gry ah ki ne ah… bir kalemimiz olsa da kelamlara sığdırabilsek keşke dertlerimizi… hem derler ki kalem kılıçtan keskindir… ah bir kalemimiz olsa ki kesiversek yarım yerinden iyi ile kötüyü… hani bu perdeler de yorulmuyor değil artık karanlıkta gıcırdayıp durmaktan.. :face:
          tamam ya gülelim..
          bi offff çeksem garşıki dağlar yıkılırr :biggrin:

  2. lamekanistik diyor ki:

    dünya kirliyken pek tabii bi hal…

  3. zaliha diyor ki:

    bir göle düşse silüetin durulur mu deniz? deniz durulsa peki perdeler… o zaman perdeler kapanır mı bir daha açılmamak niyetiyle?söz gelimi tüm bunlar felaketim olur ağlardım.

    • düş diyor ki:

      sen ağlama zaliham sus işaret parmağımın ardına sakla da dudaklarımı… o zaman perdelr hiç yok olurlar.. hepten kayıp..

  4. şokella diyor ki:

    -koşmadan yorulurmu ayaklar?
    -gözler her şeyi bildiğini sanıyor…
    -dolunay!ona diyecek yokta, hikayeler başlamak üzeremi bitiyor?
    -Gence yaşlıyor bakmıyor toprak, kucaklıyor ha buruşuk bir ten ha ipekten bir çarşaf…
    -…ve yağmurlar bunun için var…
    -dün-ya işte dün ülkesi, düşlerde bir gün dünlerdemi kalıyor???
    - ah ki LUNA! yandıkça yanası geliyor…
    -nar-ı beyza…
    - katil kim? uşakmı? bu cümlenin sonuna koyduğum soru işaretini olta yapıp balık tutmaya gidiyorum…
    -nasılda yoruyorsun cümleleri, yoksa cümleler mi seni…
    bittimi???
    hayır şimdi gösteri zamanı ve PERDEEEE!!!

    • düş diyor ki:

      cümleler…
      evet…
      yorduk ve yorulduk…
      biz cümelerle birlikte aynı satırda yorulduk..
      zihnim yoruldu cümlelere
      yordu zihnim cümleleri…

  5. el-cevap diyor ki:

    söz gelimi bir kaç bilyem ve bir oltam var tutup tutup salsak mı balıkları deryanın kollarına :cheerful: ya da her sözümüzün bize getirdiği ‘düş’lerle mi uğraşsak :smile:

    • düş diyor ki:

      el-cevap, düşlerle uğraşmak zaman kaybı ; sen balık tutmaya devam et… hem bilyeler.. onlar güzel birer oyuna konukken hala… sen tuttuğun balıkları dahi salmaya devam et.. özgürlük solungaçlarının altındayken hala…

  6. sanem diyor ki:

    Düş eline sağlık.Duygularını güzel ifade etmişsin. :happy:


:alien: :angel: :angry: :blink: :blush: :cheerful: :cool: :cwy: :devil: :dizzy: :ermm: :face: :getlost: :biggrin: :happy: :heart: :kissing: :lol: :ninja: :pinch: :pouty: :sad: :shocked: :sick: :sideways: :silly: :sleeping: :smile: :tongue: :unsure: :w00t: :wassat: :whistle: :wink: :wub: