içimde kelimeler dışarı çıkmak için can çekişirken, benimse kalemi almaya takatim yok.
hepsi zihnimde avaz avaz bağırıyor, bir imdat bekliyor, bir yardım eli…
ama uzanıp çıkaramıyorum hiçbirini…
biraraya gelmek için, anlamlı olmak için, bir cümle olmak için çırpınıyorlar, yalvarıyorlar, yakarıyorlar ama amenna…
neyi anlatabilirler ki…
boşluğu mu, yokluğu mu, hiçliği mi…
bunları anlatabilirler mi…
bugün yeni bir can dünyaya geldi bunun sevincini anlatabilirler mi?
cama vuran ışınlar gibi kırık kırık olmuş duygularımı anlatabilirler mi?
haşlanmış yumurtanın suyuyla besleyip yeşermesini beklediğim bitkilerim gibi solan umutlarımı anlatabilirler mi?
O’na varma isteğimde kalbime çekilen setleri tarifedebilirler mi?
Okumaya devam et →
içses kategorisine gönderildi
|

ilk çocukluğum maraş-antep arasında geçti. bayramlarda seyranlarda ve minimum tüm tatillerde otobüse atladığımız gibi kendimizi antep de bulurduk. öğretmenlerin o herkesin gıbtayla baktıkları tatillerini düşününce antepte geçirdiğimiz zamanları tasavvur edebilirsiniz.
yine bir yaz tatiliydi ailecek maraşın o eski otobüslerine atlayıp yola koyulmuştuk. gurbetlik işte insanın memleketini öyle allayıp pullar ki…
zaten yazın başı havalar sıcak bir de klimaların hüküm sürmediği otobüsleri düşünün. ayrıca otobüs güzergahınıda göz önüne alınca yolculuk meşakatlı geçerdi. tabi ben 6-7 kardeşim 4-5 yaşlarında olunca tahmin edin curcunayı. kıpkırmızı suratımla sıkıldım, yeter, daha yolumuz çok mu gibi bıktırıcı sorular eşliğinde geçen yolculuğun sonlarına doğru koltukların tepelerine oturur antebi ilk kim görecek diye çekişmeye başlardık kardeşimle. biz birbirimizle çekişirken antebi ilk babam görür yeni bir ülke keşfetmiş edasıyla parmağını uzatır “çocuklar bakın antep göründü “derdi. eğer bizi kandırmıyorsa (çünkü sırf bizi kandırmak için önceden da o şekilde parmağını uzatmışlığı vardır) alkışlarla sevinç çığlıklarıyla girerdik antep sınırlarına. bu sevincin antebi dünya gözüyle bir daha görmekten mi yoksa çileli yolculuğumuzun bitmesi şerefine mi olduğunu düşünmeden.
uzun tatilimizin uzun günlerini kah annaanemlerde kah babaannemlerde ama çoğunlukla babaannemlerde geçirirdik.
güzeldi o günler. babaannemin yemekleri gibi. gecelerini hayatta tahtın üstünde kurbağa ve ağustos böceklerinin sesleri eşliğinde karpuz yemek güzeldi yani. hele de halamların geldiği günler.
Okumaya devam et →
hayatın böğründen kategorisine gönderildi
|

Çok değil, 3-5 hafta önce bana aşktan bahseden leblebilere “telefonla bu kadar saat ne konuşabiliyorsunuz diye” çemkirmekten alamazdım kendimi. Yaptıkları her romantik hamleyle dalga geçer ve abartılmaması konusunda uyarılarda bulunurdum. Fakat kendi başına gelince insanın hiç de öyle olmuyormuş a dostlar! Kalp onu istiyor, huzur onu istiyor, her şey her saniye “o “ diye bağırmaya başlayınca anlıyorsunuz. Adı aşk bunun!
Bilge Göksu’nun Adı Aşk kitabındaki bir derlemesi akla gelir ve beni benden alır şu sıralar…
Okumaya devam et →
sevgi pıtırcıkları kategorisine gönderildi
|

burada; ‘bitlilimon yayında’ adlı yazımda bildirmiştim; lakin ki artık öyle değil.
itüsözlük radyoda yapmakta olduğum bitlilimon adlı yayınımın saatleri değişti efenim. artık pazartesi 23:0-00:59 saateri arasında sizinleyim. gayet de güzel oldu. gece yayını herhalde daha uygundur herkese. beklerim.
önceden de dediğim gibi; baya bildiğin halaya, dayıya, amcaya şarkı yollanır.
p.s.: bitliradyo anasayfası
ortaya karışık kategorisine gönderildi
|
sıcaktan yapış yapış olmuş bir vücut ve beyin ile nasıl yapılır bilmiyorum ama, çalışmaya çalışıyorum. bilmiyorum.
hayatın böğründen kategorisine gönderildi
|