angels in the world vol.5

fotolog kategorisine gönderildi | 10 yorum

zulum ile abat olanın akıbeti berbat olur (mu?)

Bu başlığı bütün masallarda anlatılan kötü karakterlerin yaptıklarının yanına kar kalmayacakları görüşü gelir aklımıza, en azından şahsen benim aklıma, hani lisede bir kompozisyon isteseler benden herhalde alibaba ve kırk haramileri yazardım bunu üzerine ki fenada not almazdım hani, gel gör ki gerçekler böyle değil -yok yok aslında öylede öyleyken öyle değil;

Şöyleki; mesela kötü bir futbolcu düşünün,misal golcüdür,trilyon kapısından götürür her sene hamuduyla, sonrada bir elin parmaklarını geçmez attığı goller, biz izlerken şaşıp hani iki Dakika zevkimiz var adam öyle şeyler yapar ki sahada zevkin içini dışını siz tahmin edin gayri..

Şimdi konuyu oraya getireceğim, yav bu adam bize zulmediyor mu? Afedersin ediyor sonuna kadar, zulme uğrayan en az 1milyon insan olduğunu tahmin ediyorum fekat abi adam küçük Emrah gibi kaşlarıyla halen bu size yetmez bir sene daha sizinleyim dercesine bakmıyor mu, intihara sürüklenmek böyle birşey demek töbe töbe yaa, oğlum iki cihanda kaşların birbirine kavuşmasın diyorum davul olasıca Fakat hikaye burada bitmez sayın okur, beterin beteri hatta beter böceği var yukarda anlattığım sözde gölücüyü aratanlarda oluyor, yav karşı kaleye gidemez olduk;hatta bundan sonra bizim maçlarda sahayı ortadan ikiye böleceklermiş bir tarafında da kuerajmayı tanıtacaklarmış, içime dert olan bu mevzuyu dinlediğiniz için teşekkür ederim.

gerçekten pöyküresim gelmiş ki ben fanatik bile değilim, of of ne olcak bu fenerin hali

Diji türke verdik ayda 30 lira

KOCA 11 de otur gölcü ara…

ortaya karışık kategorisine gönderildi | 1 yorum

SUSUN..!

içimde kelimeler dışarı çıkmak için can çekişirken, benimse kalemi almaya takatim yok.

hepsi zihnimde avaz avaz bağırıyor, bir imdat bekliyor, bir yardım eli…

ama uzanıp çıkaramıyorum hiçbirini…

biraraya gelmek için, anlamlı olmak için, bir cümle olmak için çırpınıyorlar, yalvarıyorlar, yakarıyorlar ama amenna…

neyi anlatabilirler ki…

boşluğu mu, yokluğu mu, hiçliği mi…

bunları anlatabilirler mi…

bugün yeni bir can dünyaya geldi bunun sevincini anlatabilirler mi?

cama vuran ışınlar gibi kırık kırık olmuş duygularımı anlatabilirler mi?

haşlanmış yumurtanın suyuyla besleyip yeşermesini beklediğim bitkilerim gibi solan umutlarımı anlatabilirler mi?

O’na varma isteğimde kalbime çekilen setleri tarifedebilirler  mi?

Okumaya devam et

içses kategorisine gönderildi | 9 yorum

küçük çekmecem

ilk çocukluğum maraş-antep arasında geçti. bayramlarda seyranlarda ve minimum tüm tatillerde otobüse atladığımız gibi kendimizi antep de bulurduk. öğretmenlerin o herkesin gıbtayla baktıkları tatillerini düşününce antepte geçirdiğimiz zamanları tasavvur edebilirsiniz.

yine bir yaz tatiliydi ailecek maraşın o eski otobüslerine atlayıp yola koyulmuştuk. gurbetlik işte insanın memleketini öyle allayıp pullar ki…

zaten yazın başı havalar sıcak bir de klimaların hüküm sürmediği  otobüsleri düşünün. ayrıca otobüs güzergahınıda göz önüne alınca yolculuk meşakatlı geçerdi. tabi ben 6-7 kardeşim 4-5 yaşlarında olunca  tahmin edin curcunayı. kıpkırmızı suratımla sıkıldım, yeter, daha yolumuz çok mu gibi bıktırıcı sorular eşliğinde geçen yolculuğun sonlarına doğru koltukların tepelerine oturur antebi ilk kim görecek diye çekişmeye başlardık kardeşimle. biz birbirimizle çekişirken antebi ilk babam görür yeni bir ülke keşfetmiş edasıyla parmağını uzatır “çocuklar bakın antep göründü “derdi. eğer bizi kandırmıyorsa (çünkü sırf bizi kandırmak için önceden da o şekilde parmağını uzatmışlığı vardır) alkışlarla sevinç çığlıklarıyla girerdik antep sınırlarına. bu sevincin antebi dünya gözüyle bir daha görmekten mi yoksa çileli yolculuğumuzun bitmesi şerefine mi olduğunu düşünmeden.

uzun tatilimizin uzun günlerini kah annaanemlerde kah babaannemlerde ama çoğunlukla babaannemlerde geçirirdik.

güzeldi o günler. babaannemin yemekleri gibi. gecelerini hayatta tahtın üstünde kurbağa ve ağustos böceklerinin sesleri eşliğinde karpuz yemek güzeldi yani. hele de halamların geldiği günler.

Okumaya devam et

hayatın böğründen kategorisine gönderildi | 9 yorum

adı aşk

Çok değil, 3-5 hafta önce bana aşktan bahseden leblebilere “telefonla bu kadar saat ne konuşabiliyorsunuz diye” çemkirmekten alamazdım kendimi. Yaptıkları her romantik hamleyle dalga geçer ve abartılmaması konusunda uyarılarda bulunurdum. Fakat kendi başına gelince insanın hiç de öyle olmuyormuş a dostlar! Kalp onu istiyor, huzur onu istiyor, her şey her saniye “o “ diye bağırmaya başlayınca anlıyorsunuz. Adı aşk bunun!

Bilge Göksu’nun Adı Aşk kitabındaki bir derlemesi akla gelir ve beni benden alır şu sıralar…

Okumaya devam et

sevgi pıtırcıkları kategorisine gönderildi | 13 yorum